logo

04 Temmuz 2022

İşin Uzmanı Uyarıyor! Takıntınız Varsa….

ANNELER, BABALAR VE GENÇLER : TAKINTILARINIZ HAYATINIZI KARARTMASIN

Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, çok değerli hemşehrimiz doğduğu yerlerle ödeşmeyi kendine görev bilen, yoğun işlerinin arasında siz değerli okurlarımızı yazılarıyla bilgi birikimleri ile yalnız bırakmayan değerli hocamızdan yeni yazı…

 

Prof. Dr. ÖMER OĞUZTÜRK
KARABÜK ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ
PSİKİATRİ ANABİLİM DALI
ÖĞRETİM ÜYESİ

GİRİŞ
Halk arasında “takıntı hastalığı” olarak bilinen “Obsesif Kompulsif Bozukluk” (OKB) kişinin günlük hayatını belirgin bir şekilde etkileyen, rahatsız edici, kişiyi bunaltacak dereceye getiren takıntılar yani düşünceler (obsesyonlar) ve bu rahatsız edici düşüncelerin giderilmesi için yapılan davranışlar (kompulsiyonlar) ile tanımlanan bir psikiyatrik bozukluktur. Obsesyonlar kişinin aklından atamadığı ve tam tersi ısrarla gelen düşünceler, dürtüler, görüntüler ve kuşkular şeklinde zuhur eden rahatsızlıklardır. Hiç kendinize sordunuz mu? “Peki nedir bu OKB?”
Kişinin saplantılarının mantıklı olmadığını bildiği halde, aklından ve fikrinden atamadığı ve düşüncelere, takıntılara ve bu takıntılardan dolayı yoğun kaygı ve strese maruz kalmasına neden olan rahatsızlığın adı Obsesyondur. Öte yandan, obsesyonlar bir davranışa dönüştüğünde kompülsiyon adını alır. Örneğin kişinin takıntı biçimindeki düşüncesi kirlilik üzerine ise o zaman kişi tekrarlayıcı yıkanma davranışları sergiler ve bu bir kompulsiyon örneğidir.
Obsesyon kişinin farkından olmasına, yani iç görünün mevcudiyetine rağmen zihinden uzaklaştırılamayan ve musallat olan takıntı halindeki düşünce, fikir veya imajdan oluşur. Kompulsiyon da bu düşünce ya da imajın verdiği sıkıntıyı hafifletmek veya ortadan kaldırmak için yapılan ve yine kişinin saçmalığını bilmesine rağmen yapamadığı taktirde çok daha fazla sıkıntı olacağını düşündüğü için yerine getirdiği stereotipik davranışlardır.
Takıntılı düşünceler yoğun ve stres ve kaygı yarattığı için, kişiler bu stresten kurtulmak amacıyla tekrar eden davranışlar sergileyebilirler. Örneğin kişi dış kapıyı kapatıp kapatmadığını defalarca kontrol edebilir ya da bir işe başlarken sayı saymazsan sevdiklerimin başına kötü şeyler gelebilir düşüncesindedirler. Kişiler, bu düşünce ve davranışların anlamsız olduğunu bildiği halde bu hareketleri yapmaktan kendini alıkoyamazlar. İşte, bu takıntılı düşünceler ve ritüeller, kişinin günde bir saatten fazla zamanını alıyorsa, ya da o kişinin günlük yaşamdaki hayat kalitesini etkiliyorsa, bu kişiye bir OKB tanısı konulması mümkündür.
Peki, takıntı nasıl oluşuyor? İnsanların %80 ile %90’ının gün içinde istenmeyen düşüncelere sahip olduğu bilinmektedir. Ancak, istenmeyen düşünceleri olan her kişinin düşüncelerinin takıntı boyutuna ulaşmadığını görüyoruz. İstenmeyen düşüncelerimizin, takıntıya dönüşmesinde en önemli etkinin düşünceye gösterdiğimiz tepki olduğunu biliyoruz. Ancak düşünceyi dikkate almak ve bir tehdit olduğunu varsaymak düşünceyi daha önemli ve anlamlı bir duruma getirmektedir. Bir düşünceye verdiğimiz önem ve anlam ne kadar yüksekse o düşüncenin bizi meşgul etme olasılığı da o kadar yüksektir.
OKB tanısı konulan kişilerin %20’inin cinsel Obsesif Kompulsif Bozukluğa sahip olduğu bilinmektedir. Bu tür takıntılar için, cinsiyet ayrımı bulunmamaktadır. Kadın veya erkekte eşit derecede yaygındır. OKB bozukluğu olan kişiler cinsel obsesyon ve kompulsiyon konularında yoğun sıkıntı, endişe ve utanç duyarlar. Bu durum kişilerin cinsel hayatını olumsuz bir şekilde etkileyebilir. Bu arada en önemli ayrıntılardan birisi cinsel fantezilerdir. Kişiler, cinsellik konusundaki sıkıntılı düşünce ve davranışlarını fantezi olarak adlandırabilirler ancak bu bir yanılgıdır. Fanteziler zevk verir. Kişi, bundan rahatsız olmaz. Fakat cinsel obsesyonlar kişiyi rahatsız eder ve kişi bu düşüncelerden kurtulmak ister.
OKB sadece bilimsel alanlarda değil, edebiyat ve sinemada da birçok esere konu olan bir hastalıktır. Shakespeare’in “Leydi Macbeth”i, unutulmaması gereken bir örnektir. Eşini öldürdükten sonra ellerindeki kanın bir türlü temizlenmediği düşüncesiyle durmaksızın ellerini yıkaması, OKB’nin edebiyattaki en önemli ve eski örneklerinden biridir. Oysaki, ellerini yıkayarak, kurtulmaya çalıştığı suçluluk ve günahkarlık duygusu, bu OKB’yi tetikleyen temel unsurlardır. Emile Fort ise OKB’den ötürü yaşadığı sıkıntıları şöyle anlatmıştır: “Sanki iki beyniniz varmış gibi, biri akıllı beyin ve diğeri akıldışı olan… ve ikisi hiç durmadan, sürekli kavga ediyorlar.”
Modern dünyada yaklaşık elli kişiden birinde OKB bulunmaktadır (%2). Ancak, birçok kişi belirtilerinin çok hafif olması hastalıklarını saklamalarını veya yıllarca süren hastalıkların artık benimsenmeleri nedeniyle hekime müracaat etmekten kaçınmaktadırlar.
OKB hastalarının üçte biri belirtilerinin çocukluk döneminde geçirirler. Hastalıkların yarısından fazlasında belirtiler birden başlar özellikle stresli yaşam hastalığın ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Erişkinlerde cinsiyet farkı hemen hemen görülmez. Ergenler arasında ise erkek hasta kadınlara göre biraz daha fazladır.
SİZİN DE TAKINTILARINIZDAN DOLAYI HAYATINIZI KARARMASIN

OKB, genellikle insanları esir alan ve özgürlüğünü kısıtlayan duygu ve düşüncelerdir. Dolayısıyla takıntılar yüzünden evlerinden hiç çıkamayan veya günlerce banyo yapması gerektiğini hisseden insanlar gibi yaşam şekilleri kısıtlanan insanların sayısı beklenenden çok da fazla olduğu araştırmalarla sabittir. Bu durumun ve olayın takıntısı olan kişiye ne kadar saçma gelirse gelsin, bu parazit duyguyu kişi defalarca tekrarlamaktan hiçbir zaman vazgeçmez. İnsanların takıntılarının, bir ucunda düşünce bozuklukları varken diğer ucunda ise psikopatolojik bozukluklar vardır. Böyle bir ortamda, kişi gerçeklerden kopar. Dolayısıyla, takıntılar kişiyi umutsuzluğa ve şüpheciliğe sürükleyebilir. Kişi anın keyfini çıkarmakta ciddi sorunlar yaşayabilir ve gelecek ile ilgili kaygılara kapılabilir. Ek olarak, toplumdaki kişilerin takıntılı kişilere kuşkuyla baktıkları ve onları rahatsız ettikleri bilinen bir gerçektir. Böylece, bir ortamdan dışlanan bu kişiler dışarı çıkmamaya, toplumdan kendilerini soyutlamaya başlarlar ve takıntıları artış gösterir. Takıntılar, aslında kişinin gerçeklerden uzaklaşarak doğru düşünce analizi yapamamasından kaynaklanmaktadır. Beynimizin sağ ön bölgesi duygularımızı yönetmek ve organize etmekle ilgiliyken, diğer taraftan beynimizin sol ön bölgesi düşüncelerimizi yönetmekle ilgilidir. Kişilerin iki bölge arasındaki dengeyi kurmada başarılı olması mutlaka gereklidir.
Kişilerin takıntılarının oluşmasında, çevresinde kurulan ilişkilerin ve kişinin çevresi ile etkileşiminin de payı vardır. Yakın çevremizle ilişkilerde sosyal açıdan içedönük kişiler, diğer kişilere göre çok daha fazla takıntı hastalığından mustariptirler.
Kişinin egosu yükselirse ve ben her şeyi çok iyi bilirim düşüncesiyle kimseye bir fikir danışmayacak ve bu nedenle takıntıları giderek artarak kişiyi yönetir hale gelecektir. Takıntıların sebebine ilişkin toplumların gerekli öz eleştiri yapmaması ya da yanlış öz eleştiri yapması da takıntıların ortaya çıkmasına neden olabilir. Dolayısıyla, bu düşüncelerin doğru olmadığı ile alakalı bir araştırma, analiz etme, sorgulama, birilerinden yardım alma ve öğrenme çabaları, takıntı hastalığından mustarip kişilerde sıklıkla görülmektedir. Özellikle öğrenme çabası olan kişiler, bu takıntı geldiği zaman doğru kişilerden destek alırsa, bu takıntılar tıp tarafından analiz edilebiliyor.
Toplumdaki bazı kişilerde öz güven eksikliği vardır. Bu özgüven eksikliği, kişide zamanla takıntıların ortaya çıkmasına neden olabilir. Özgüven eksikliği, bireyin karar verme mekanizmasının sağlıklı çalışmasına engel olabilir. Bu durumda hem onay olarak karar vermeye çalışan birey, bu özgüven eksikliğinden dolayı bir çeşit takıntıya sahip oluyor.

KİŞİLERİN DÜŞÜNCEYİ YÖNETMESİNİN ÖNEMİ
Beynimiz, iki bölgeden ibarettir. Birincisi amigdala, diğeri ise hipofiz bezidir. Beynimizin bu bölgeleri olaylar karşısında, hızlı ve düşünmeden tepki verirler. Bu bölgeler pozitiften ziyade negatif duygu üretmeye meyillidirler. Beynin bu bölgeleri daha aktif olarak çalışmasından dolayısı akla gelen ilk şeye inanma eğilimi gösteren insanların hata yapma olasılıkları da daha fazla olmaktadır. Böylece kişi, düşüncesini yönetemiyor. Bu sebeple de takıntılarından kurtulamıyor.
Düşüncelerini yönetemeyen kişilerin beyinlerinin ön bölgeleri üzerinde hakimiyet kurmakta zorlandığı düşünülmektedir. Bu kişilere belirli üniversitelerde, bilgisayar eğitim modülleriyle beynin bu bölgelerini güçlendirme eğitimleri veriliyor. Bu eğitimlerle beraber, duyum erteleme becerisi kazandırılmış oluyor. Onun için, bu hususta belirleyici olan yetenekten ziyade beceri ve eğitimdir.
Takıntılar kişinin hayatını olumsuz etkilemeye başladığında mutlaka müdahale gerekmektedir. Takıntıların tedavisinde disiplinli, sistemli ve bütünsel bir tedavi gerekmektedir. Öte yandan, takıntılı davranışta beyninde olağanüstü kimyasal aktivite meydana gelmeye başlamışsa bu kişilerde terapi tek başına yeterli bir çözüm olmayacaktır. Terapiye ek olarak ilaç tedavisi ile beyindeki kimyasal bozukluğun düzeltilmesi hedeflenir.
OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUĞUN BELİRTİLERİ
• Eskimiş, bozulmuş, yıpranmış ya da değersizleşmiş eşyaları atmak yerine elde tutmaya özen göstermek
• Eşyalar düzenli olmadığında kişinin strese girmesi
• Kirlenme korkusuna sahip olmak
• Sevdiklerinin zarar görmesine dair düşüncelere kapılmak
• Başkalarının dokunduğu nesnelere dokunamamak
• Eşyalarını sürekli kontrol etmek
• Sürekli el yıkama ihtiyacı hissetmek
• Bir şeylerin yüzeyini soymak
• Sürekli duş alma isteği
• Bir duayı, kelimeyi veya ifadeyi içten içe tekrar etme
• Kapalı olduğundan emin olmak için ocağı, kapıyı vb. mükerreren kontrol etme
• Mikroplardan korkma
• Mükemmeliyetçilik
• Rezil olmaktan çekinme
• Eşyalarını sıraya dizme
• Hata yapma korkusu
• Başkalarına zarar verme korkusu
• Günahkâr düşüncelerden korkma
• Aşırı kuşku duymak
• Özgüven eksikliği
• Aşırı temizlik takıntısı
• Devamlı hasta olduğunu düşünme
• Çamaşırlarını sürekli düzene koymak ve kullanmaktan esirgemek
OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUĞUN NEDENLERİ
A) Biyolojik Nedenler
İnsan beyni karmaşık bir yapıdadır. Bedenin işleyişi için ihtiyaç duyulan nöron adı verilen milyarlarca sinir uçları vardır. Bu nöronlar birbirleriyle elektro-kimyasal bir etkileşim içerisindedir. Nörotransmiter adı verilen bu kimyasallar, bu sinyallerin nöronlar arası iletilmesini sağlarlar. Bilim insanları, “Serotonin” adi verilen bu nörotransmiterlerin azalmasıyla OKB gelişimi arasında bir bağlantı saptamışlardır. Serotonin dengesizliğinin genetik olarak aktarıldığına dair bulgular mevcuttur. Bu da takıntı hastalığının genetik ve kalıtsal olabileceğini düşündürmektedir.
B) Çevresel Faktörler
OKB teşhisi konulan bazı hastaların çevresel faktörlerden etkilendiği bir gerçektir. Çevresel faktörler, semptomların kötüleşmesine neden olabilir. Bu faktörler:
• Çocukluk dönemi travmaları (istismar gibi)
• Hayat koşullarındaki değişiklikler
• Hastalıkların getirdiği problemler
• Sevilen birinin kaybı

C) Psiko-sosyal Faktörler
Psikososyal açıdan bakıldığında toplumsal kuralların ve toplum yapısının OKB üzerinde etkileri olduğu düşünülmektedir. Titiz, kuralcı ve disiplinli olan toplumlarda, OKB’nin daha sık görüldüğü düşünülmektedir. Özellikle son yıllarda yapılan araştırmalarda, OKB’nin, biyolojik faktörlerle birlikte, stres, travmalar, inanç gibi psikolojik faktörlerden kaynaklandığı saptanmıştır.
Takıntı Hastalığı ile Başa Çıkmak İçin Etkili Yöntemler
• Takıntılardan kurtulmak için spor, yoga ve yürüyüş etkilidir. Bu aktiviteler doğal yollarla serotonin hormonunun üretilmesine katkı sağlar. Bu sayede insanlar daha az takıntılı düşüncelere maruz kalırlar.
• Takıntılı kişilerin pozitif insanlarla vakit geçirmesi, takıntı düşüncelerinden kurtulmakta oldukça önemlidir. Zira, olumsuzluk içeren düşünceler bulaşıcıdır ve çevrenizde pozitif düşüncelere sahip insanların var olması, takıntılardan kurtulmada önemli bir faktördür.
• Takıntıları tanımlayarak yaşadığımız duygu durumunu bir kâğıda yazmak, takıntıyı anlamamıza ve çözüm üretmemize yardımcı olur
• İyi bir uyku düzenine sahip olmak
• Meditasyon yapmak ve farkındalık çalışmaları
• Gerçekten sizi seven ve sevgi veren kişilerle daha çok vakit geçirmek
• Takıntıların geçici olduğunun farkında olmak
• Hobi edinmek
• Profesyonel yardım almak
TEDAVİ YÖNTEMLERİ
OKB hiçbir zaman kendi kendine geçmez. Bu nedenle tedavi edilmesi önemlidir. En iyi tedavi yöntemi ise, ilaç ve bilişsel davranış terapisidir. Hastalık kronikleşmiş ise, yani müzmin hale gelmesi olasılığının yüksek olması durumunda takıntıların iyileşmesi zorlaşır.
İlaç tedavisinde özellikle serotonin sistemi üzerinde etkili olan ilaçlar oldukça fayda sağlar. Öte yandan, çoğu zaman, obsesif hastalar kaygı verici düşünceler ile bu düşüncelerden kaçınarak, başa çıkmaya çalışırlar. Ne var ki, düşüncelerden kaçmaya çalıştıkça bu düşünceler daha da artmakta ve kısır bir döngü oluşturmaktadır. Bilişsel davranışçı tedavide amaç, hastayı kaygı veren ve kaygı oluşturduğu için kaçınma davranışlarına neden olan obsesyonlarla yüzleştirmek ve bu karşılaştırmanın oluşturduğu kaygıyı azaltmak için devreye giren tekrarlayıcı davranışları yani kompulsiyonları engellemektir. Bilişsel davranışçı terapiler, OKB hastalığının tedavisinde, özellikle tekrarların önlenmesinde oldukça etkilidir.
Şayet, bu belirtilerin, çoğundan şikayetçiyseniz, aile hekiminize, ya da bir sağlık kuruluşunun psikiyatri polikliniğine başvurmanızı öneririz.

Share
375 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+6 = ?