logo

17 Ağustos 2018

BİNA DEĞİL CEHENNEM

Geçen hafta betonlaşmayı anlatacağımı söylemiştim.Biz modernleşmeyi bina dikmek ve araba almak zannediyoruz. Oysa binalar en fazla 2 katlı olmalı, bol yeşil alan olmalı.Arabalar sadece uzak mesafeler için kullanılmalı.Şehir içi mesafeleri ya yürüyerek, ya bisikletle ya da toplu taşıma ile gitmeliyiz.Ama Rant için insanları tüketime teşvik eden politikaların tuzağına düşüyoruz. Güzelim ilçemizi kurtarmak için uğraşıyorum.Uğraşmaya devam edeceğim.Arkamda desteğinizi bekliyorum.Birlikten güç doğar biliyorsunuz.Hep beraber elele vererek güzelim ilçemizi daha yaşanılır, daha sağlıklı, insanları daha mutlu bir yer haline getirelim.Sizi aşağıdaki yazı ile başbaşa bırakıyorum.
Adına gökdelen denilen yüksek katlı binalar, metal kaplama ve yüksek teknolojik donanımları nedeniyle radyasyon toplama âleti gibi çalışıyor. Sentetik maddelerle yapılan izolasyonlar binanın nefes almasını engellediği için de yaşayanlar temiz havadan mahrum kalıyor. Çevre irtibatının kopması ve izole bir hayatın dayatılması psikolojik sorunlara yol açıyor.
TABİİ DENGEYİ BOZUYOR
Sıra sıra dizilen yüksek binalar rüzgâr, güneş ve yağmuru da etkiliyor. Gökdelenlerin daha yoğun bulunduğu bölgelerde sıcaklık diğer bölgelere göre daha fazla hissedilirken, hava kirliliği de daha yüksek çıkıyor. Yüksek binalar rüzgârın yönünü etkilediği için şehrin bütününde kasvet ve kötü hava hâkim oluyor. Betonlaşmanın neticesi olarak tabii denge ve su kaynakları da kirleniyor.
BETONLAŞMAK GAYRİ MEDENİLİK
Yüksek katlı binaların yer altına doğruda ilerlemesi aynı zamanda yerkürenin dengesini bozduğu, su kaynaklarının yatağını değiştirdiği, şehrin su kaynaklarının beslenmesini bozduğu kaydedildi. Hava akımını bozması beraberinde pek çok sağlık sorununu da getirdiğini dile getiren batılı uzmanlar, yüksek binaların oluşturduğu radyoaktif akım şehirlerin tabii düzenini yok ettiğini dile getiriyor.
TOPRAK ARTIK SU GEÇİRMİYOR
Betonlaşmanın birçok olumsuz getirisi olduğunu söyleyen mimarlar “Öncelikle betonlaşmayla birlikte ormanlar yok ediliyor ve ekosistem bozuluyor. Toprağın su geçirimliliği ortadan kalkıyor. Betonlaşma su kaynakları üzerine yapıldığında da yeraltı su kaynaklarının yatağı değişebiliyor, su kaynakları beslenmiyor ve kentin su ihtiyacının karşılanmasında yetersiz kalıyor” görüşünde.
HAVA AKIMI YOK OLUYOR
Yüksek yapılaşmayla birlikte hava akımları olumsuz etkileniyor. Bu yapılar kentin ihtiyacı olan hava akımının, rüzgârların ya önünü kesiyor ya da yönünü değiştiriyor. Bu şekilde betonlaşma şehrin ısısının artmasına neden oluyor. O binalarda kullanılan enerji, binaların ısısının dışa vurumuyla birlikte güneş, hava ve suyun toprakla buluşamamasına da neden oluyor.
GÖKDELEN: FAKİR HAPİSHANESİ
Yapılan çalışmalar gökdelenlerde yaşayanlar daha umursamaz ve acımasız olduğunu gösteriyor. Komşuluk hukukunun yok olduğunu, aşırı güvenlikçi yaklaşımla güven sisteminin tümüyle yok edildiğini belirten gözlemciler, batılı zenginlerin hiç birinin bu tür mekânlarda yaşamadığını, gökdelenlerin daha çok fakir hapishanesi olduğunu kaydediyor. Batılı zenginlerin de kısa bir süre gökdelenlerde yaşadığını ancak gökdelen hayatının kötülüğünü görünce hemen terk edip, fakirleri buralara doldurduklarını aktaran mütehassıslar, yeni sistem gelişmekte olan ülkelere pazarlanarak hem kadim şehirlerin yok edildiğini hem kaynakların yok edildiği, hem de insanların sağlıkları bozularak yeni bir endüstrinin doğmasına yol açıldığını aktarıyor.
3 DERECE DAHA YÜKSEK
“Gökdelenler, asfalt yollar ve yeşilin olmaması şehirde ‘ısı adası’ etkisi yapıyor Prof. Dr. Orhan Şen şunları söylüyor: “Bu ne demek? Çevreye göre buralarda sıcaklık 3 derece daha yüksek oluyor. Daha fazla yeşil alan olsa İstanbul’da ısı daha az hissedilecek. Aynı şehirde gökdelenlerin daha yoğun bulunduğu bir alanla, daha yeşillik bir alandaki sıcaklıkları karşılaştırdığınızda; gökdelen alanlarının 2-3 derece daha sıcak olduğunu görürsünüz.”
GÖKDELENLERDE YAŞAYANLARIN KURTULMA ŞANSI YOK
Kanada’da St Michael’s Hastanesi’nin gerçekleştirdiği araştırmaya göre, gökdelenlerde yaşayanların kalp krizi geçirdiklerinde hayatta kalma şansı azalıyor. Bunun nedeni olarak müdahale süresinin uzaması gösteriliyor.
HIZLI MÜDAHALE HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR
Araştırmada, bilimsel çalışmada kalp krizi geçirenlere hızlı müdahalenin hayati büyük önem taşıdığına vurgu yapılıyor. Kalp krizi geçiren bir hastaya müdahalenin 1 dakika gecikmesi, kurtulma şansının yüzde 7 ile 10 azalmasına anlamına geliyor.
Bir binanın birinci ve ikinci katında yaşayanların müdahale halinde kurtulma şansının yüzde 4,2 olduğu belirtiliyor. İncelemeye alınan toplam 8 bin kişi arasında, 16’ıncı kat ve üzerinde yaşayanlardan sadece yüzde 0,9’u kurtulabildi.
25’inci kat ve üzerinde oturan ve kalp krizi geçiren 30 kişiden kurtulan olmadı. Buna çare olarak gökdelenlerde, belirli katlarda ve asansörler gibi yerlerde kalbin yeniden normal ritmine dönmesini sağlayan cihazların konulması ya da böyle acil bir durumda binaya gelen sağlık ekipleri için ayrı bir asansör bulundurulması öneriliyor.

Evet daha ne kadar uyumaya devam edeceğiz.
Artık uyanalım ve bu gidişe bir dur diyelim.
Bunu şimdiden yaparsak ancak bir 10 yıl sonra sonuç alabiliriz. PARA herşey değil.
SAĞLIK herşey……Hangisi önemli sizin için ? Para mı, sağlık mı? İkisi de önemli tabii ki ama önemli olan ÖNCELİK…..Önceliğiniz sağlık olsun.
Bakın o zaman hayatınızda neler değişiyor…

Share
972 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+8 = ?