logo

02 Eylül 2017

Altın Madenciliği

Hemşehrimiz, Develi gönüllüsü, araştırmacı, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi,
İslam Ekonomisi ve Finans Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yusuf Dinç’in kaleminden “Altın Madenciliği” konulu yazısı…

Dünyada tüm değerli metal ve taş madenleri birkaç ailenin kontrolündedir. Afrika’da, Amerika’da, Avrupa’da ve Türkiye’de de durum böyledir. Baksanız ortaklar arasında bir takım şirketler bulunur. Bu şirketlerin ortaklarına ve bunların da ortaklarına ve bunların da ortaklarına bakarsanız birkaç aile etrafında toplandıklarını görürsünüz.
Dikeyde birkaç ortağı incelemeniz bu ilişkileri anlamanız için yeterlidir.
Bu şirketlerin Avrupa ve Amerika’da faaliyetleri çevreye duyarlılık bakımından had safhadadır. Diğer kıta, bölge veya ülkelerde ise aynı duyarlığı sergilemezler. Örneğin Almanya’da değerli metal madenciliği için rezerv alanlar belirlenmiş ve rafineriler kurulmuştur. Bu tesisler tamamen kapalı ve insan ve çevre sağlığı bakımından tüm önlemlerin alındığı yapıdadır. Cevherin arıtılacağı yük bu alanlara raylı sistemler veya konteynerlerle taşınır. Kimyasallarla yıkamalar yapılır ve cevher elde edilir. Atıklar gene belirlenen rezerv alanlara aktarılır. Bu arada çıktı, sürekli devletin denetimi altında tutularak kayıtdışılık önlenir.
Türkiye’de ise bu tür rezerv alanlar ayrılmış durumda değildir. Çevre ve insan sağlığı açısından riskler Türkiye’deki değerli metal madenciliği için her zaman gerçektir. Çünkü her maden nakliye maliyetlerinden kaçınmak istediğinden cevheri çıkardığı yerde müstakil yıkama yapmaktadır. Oysa yabancı sermayeli maden işletmeleri genellikle 5-6 ayrı saha ruhsatı almadan bir ülke veya bölgede yatırım yapmazlar.
Türkiye’de değerli metal madenciliği yapan yabancı sermaye ortaklı işletmeler de böyledir. Madem birden fazla sahada değerli metal madenciliği yapacaklardır gösterilen tek bir rezerv alanda yıkama sahası kurabilirler. Çıkardıkları cevher içeren yükü buraya taşıyarak sağlıklı biçimde yıkama gerçekleştirebilir ve insan ve çevreye duyarlılıklarını sergileyebilirler.
Bunun yanında kayıtdışılık da önlenmiş olacaktır.
Türkiye’de bir işletmenin maden çıkarması halinde kanun gereği çıkarılan madenin %5’i devlete aittir. Bunun yanında karlılıklarından ödeyecekleri vergiler ve istihdamları üzerinden ödeyecekleri kesintiler haricinde devletin bir getirisi yoktur.
Genellikle Türkiye’de bu tür madenler rezerv tahminlerini olduğundan düşük gösterirler. Belirtmek gerekir ki rezerv bilimsel yöntemlerle tahmin edilse de sapmalar olması olağandır. Ancak 40 tonluk bir rezerv tahmini genellikle 30 ton olarak beyan edilir. Tahmin kısmı geçtikten sonra iş cevheri çıkarmaya gelir.
Bu aşamada ise çıkarılan cevherin daha azı beyan edilir. Bu beyan genellikle düşük gösterilen rezerv tahmininden daha düşük bir tutara tekabül eder. Yani önemli miktarda kayıtdışılık oluşur. Müstakil olarak maden sahalarında yapılan yıkamalarda denetleme yapmak zordur. Bu nedenle kayıtdışılığın önüne geçilememektedir.
Çevre ve insan sağlığının yanında iktisadi olarak da rezerv alan olarak ayrılmış tek bir yıkama sahasında taşımalı olarak madencilik yapılması daha doğrudur.
Zamantı nehrinin beslendiği kaynak olan Öksüt ve Gaziköy civarından başlayarak Develi – Tomarza arasında gerçekleştirilecek altın madenciliği için de çevre ve iktisadi anlamda bu tedbirlerin alınması zaruridir. Söz konusu şirketin Türkiye’nin değişik yerlerindeki diğer maden sahalarında faaliyete geçtiği veya arama çalışmaları yaptığı bilinmektedir. Şirket, tüm madenlerinin yıkama faaliyetlerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Enerji Tabi Kaynaklar Bakanlığının belirleyeceği çevreye en az zarar oluşabilecek bir ortak yıkama sahasında gerçekleştirmelidir.

Share
1060 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+1 = ?