logo

SİYASETİN CİLVESİ

Bir resmi Almanya ziyaretimizde; bir grup öğretmenler derneği yönetim kurulu üyeleriyle bir bahçe partisinde beraber konuşuyoruz.Konu Türkiye’deki siyasi konulara gelince, bir dostumuz da”Ah! Şu partiler ve particilik olmasa,Türkiye daha hızlı yol alacak,”der demez bir hanımefendi,biraz da sitemkar bir üslupla, dedi ki:Unutmayınız partiler,demokrasilerin vazgeçilmez kurumlarıdır.”Elbette doğru bir söz..Demokrasiden vaz geçmeye niyetimiz olmadığına göre siyasi partileri de bundan ayrı tutamayız ve sorumluluk almadan da ucuzundan partilerimizi yerin dibine sokamayız.İnönü’nün meşhur sözü:Namuslular da namussuzlar kadar cesur olmak mecburiyetindedir,her zaman önemini bu bakımdan korur.
Türkiye’de siyasi partilerin çalışma biçimi, söylemleri ve onların çalışma sistemini düzenleyen “Siyasi Partiler Kanunu” çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiden yana mı yoksa partilerin genel başkanının kontrolünde bir sistem midir? Hepimiz biliyoruz ki partiler genel başkanının kontrolünde bir sistemdir. Her yeni seçimde “Siyasi Partiler Kanunu”nun yenilenmesi, günün şartlarına göre çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiyi yerleştirmeye matuf olması gerektiğinde hem fikir olunur ama iş uygulamaya geldiği zaman bunların hepsi unutulur. Bundan da en karlı çıkanlar hep genel başkanlar olur. Bunun, içindir ki:olanca kibarlığı içinde ”Sayın genel başkanımız…..” diye başlayan konuşmalar bir nezaketten ziyade bir teslimiyetin ifadesi olarak başını alır, gider.
Polikada ilkelerden ziyade şahsi hırsların ve menfaatlerin ön planda olduğunu görünce parlementer hayatı onuruyla bırakan iki şahsiyet biliyorum:Biri Hatay milletvekili Söylemezoğlu, ikincisi de Erdal İnönü’dür.
Zaman zaman Ağaç İşleri’ne dolmuşla gidip geliyorum.Dolmuşlar berber dükkanları gibi halkın nabzının attığı yerler.Şoförler bir alem.Sigara içmek dolmuşta yasak.Sigarayı kendi yakar,bir fiyaka,vites atışları bir alem.Hele bir kalkış ve duruşları var,sorma gitsin,bir yorgunluk çaylarını içişleri bile farklı..Birbirlerine latifeler,incelenmeye değer insan davranışları.Tip yolcular ve değişik tavırları.Hele bir de çiftetelli veya kolbastılı telefon uyarıları…Ama bütün bunlara rağmen bunlar bizim insanlar ve ekmek kavgasında olanlar.Bunlarla ister istemez,dost oluyorsunuz.Bu şoför dostlar arasında Molulu Mehmet ile Şarkışlalı Bektaş yarenliği hoş kişiler.Hele Şarkışlalı Bektaş…Yolculuk sırasında yolculara ”Erenler…”diye başlayan bir nutuğu gelir ki ömre değer.Kırk dakikalık yol dört dakikaya iner.Şimdilerde bir mahallenin muhtar adayı.Keyfi yerinde.Yine bir yolculuk anında :.Hayırlı olsun, der demez bana bir kağıt uzattı..Kağıtta şunlar yazılı:
“Ali’ye öğretmeni siyasetin ne olduğunu sorar.Ali bilemez.Eve gelince babasına siyasetin ne olduğunu sorar.Baba biraz düşündükten sonra anlatmaya başlar:
-Bak oğlum!.Dışarda parayı kazanıp,eve getiren benim.O zaman ben kapitalist rejimim.
Eve getirdiğim parayı annen harcıyor.O zaman annen de hükümet.
Küçük kardeşine dadı bakıyor.O da işçi.
Kardeşin ise gelecek, sen de halksın.
Akşam olur,Ali’nin kardeşi altına pisler.Ali bunu annesine söylemeye gidince, annesinin çoktan uyumuş olduğunu görür.Dadının yanına gider, gider ama gördükleri karşısında şaşırır ve şöyle der:
Kapitalist rejim işçiyi sömürüyor
Hükümet uyuyor
Gelecek b.. içinde
Halk ne yapsın”
Bu küçük hikaye çok şey anlatıyor, değil mi ?Mesajı çok net. Meşhur lâf,”Ağzı olan konuşuyor “ misali lâfın bu kadar ucuzlaştığı bir dönemde gerçekten halk ne yapacak.? Bu bir yerel seçim değil mi? Bırakınız başkan adayları projelerini anlatsınlar. Anlatmasına anlatacaklar ama genel başkanlardan sıra gelmiyor ki.Sanki genel seçim var.
***
Yine bir vesile ile bu sütunlarda “Kuyruğuna Teneke Bağlamak” adlı yazımda Develi’deki siyasi hayatın bir kesimini değerlendirirken şunları yazmışım: İhtilal olduğu yıl Develi Ortaokulu’ndaydım. Orta 1. İhtilalden sonra okulumuzun tam kapısından içeri girerken; CHP’li aileden bir sınıf arkadaşım DP’lilere ….bundan sonra da konuşun da görelim,diye bir küfür etti, kafamdan kaynar sular dökülmüştü.Sanki ağızlara kilit vurulmuştu.Memurlar arasında tayinler furyası başladı.İstanbul’dan ,Ankara’dan bu yolla bazı hocalarımız geldi.Hepsi kaliteli kişilerdi.Bir hocamız Develi’ye gelişini kuyruk olarak nitelerdi.Hatta kuyruğuna bir de teneke ekler ve kuyruğuna teneke bağlanmış olarak söylerdi.Kendisi DP’liydi.
Çocukluğumuzda muzip çocuklar hatta yetik insanlar kedi ve köpeklerin kuyruğuna teneke bağlarlar, çıkan gürültüden ürken hayvanlar sağa sola kaçışırlar, insanlar da hayvanların bu panik haline gülüşürlerdi.Belli ki hocamız kendisini kuyruğuna teneke bağlanmış bir hayvan gibi gören insanları, bu acı ve talihsiz olayı bir nevi hicvediyordu.
Siyasi çekişmelerin en samimi dostlar arasında uçurum açması herhalde hazm edilir bir olay değildir. Kaldı ki partiler de insanla içindir.Beni bu konuda ikinci yaralayan bir olay da  Develi Belediye Başkanlığı seçimlerinde kazanan başkanın veya onun tarafını tutanların, seçimi kaybeden adayın evinin önünde davul döğdürmeleri ve teneke çalmalarıydı.Kaybeden adayın kırılan onurunu siz düşünün.”

***
Yine bir İstanbul seyahatinda dinlediğim bir hatırayı bu sütunlarda yazmıştım.Fakat bu yazımı bulamadım. Anlatmakta fayda var.Herhalde Develi’de Belediye Başkanlığı seçimi.Ebubekir Develioğlu’un ilk belediye başkanlığı seçimini kazandığı 1950 seçimi olmalı.Yıllardır tek parti dönemine alışan CHP’lilerin DP’in kazanmasını hazm etmeleri elbette beklenemezdi.Nitekim bu seçim de acaba Ebubekir Develioğlu’nun karşısında CHP adayı kimdi? Bilemiyorum.Seçimi CHP kaybedince Şahin Köylü ile  Esrarcı Hasan denilen iki kafadar otururlar ,sonu:
“Mimdiğin Hamdiye mi kaldın
Kahrol Devel,i e mi?”
diye biten iki bentlik bir şiir söylerler.Mimdiğin Hamdi’nin günahı neyse? İnanıyorum Suat Köylüoğlu bu olayı hınzırlık etmez de(!)anlatır da doğrusunu öğreniriz.Şiir gerçekten güzeldi, bende var ama arşivimi bir daha karıştırmam gerekecek.
***
Cemiyetin öncüsü olmak, risk almak,elini taşın altına sokmak demektir.Şimdi düşünüyorum da Demokrat Parti’yi Develi’de kuran  Mustafa Akdoğan’ın ne baskılara uğradığını bazı kişilerden dinlemiştim de hayret etmiştim.Ebubekir Develioğlu’nun kaderine bakınız ki,1957’de milletvekili,27.Mayıs. 1960 ihtilali ile Yassıada’da 3.5 yıl mahkum.1977’de 2.kez Belediye Başkanı,12.Eylül.1980’de görevden alındı. Kadere bakınız.1957’de Belediye Başkanı olan Mehmet Gönenç’in 1960-61 yıllarında çektikleri bir romandır.Bu arada seçilmesine rağmen çok kısa sürede görevi bırakma mecburiyetinde kalan Hayrettin İstanbullu’yu da unutmayalım.
Halkın oyuyla gelip, askeri darbelerle gitmek Türk politikası için bir yaradır.Aradan onca sene geçmesine rağmen siyasi yaralar kapanmıyor.gündeme geliyorsa; samimi oturup, her idrak sahibi kişinin düşünmesi gerekiyor. Bir ciddi konu daha var ki Türkiye’de dürüst politikacı kolay yetişmiyor.Ağzı olanın konuştuğu bir ülkede de doğrusu namuslu adamların çoğu kenarda, olanları seyrediyor.Halbuki ülkenin bu sessizlere o kadar çok ihtiyacı var ki !Bir Yaşar Deniz,bir Mehmet Yüceler, bir Ebubekir Develioğlu örnekleri karşımızda dururken..Biraz da siyasetin güzel yönlerini görelim.Unutmayalım her şey Türkiye ve dolayısıyla Develi için..

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
742 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

5+3 = ?