logo

MÜFTÜ-ZADE AHMET SIRRI ULUSOY

Zaman zaman  ağır konuşmalar karşısında annemin:”Aman,oğlum !Müftünün Ahmet Efendi gibi konuşuyor” lâfını duyardım.Müftünün Ahmet Efendi…Yani tam adı Ahmet Sırrı Ulusoy.
Daha sonra Ahmet Sırrı Ulusoy’un oğlu İbrahim’in ölümü üzerine yazdığı mersiyeleri derleyen bir kitabı elime geçmişti.Sonra da Aşık Seyrani üzerinde yoğunlaşırken , Seyrani hakkında  ilk biyografik kitabı çıkaran “Muallim Hazım Ulusoy “’un ölümü üzerine yazdığı kitabe karşıma çıkmıştı.Demek ki ciddi olarak şiirle bir ilişkisi vardı.Fakat bende, hayat hikayesi hep Hazım Hoca gölgesinde kalmıştır. Hazım Ulusoy hakkında tesadüfen elime geçen emeklilik dosyasından hayat hikayesini çıkarıp yayımlamıştım. Fakat amca-zadesi Ahmet Sırrı üzerinde yakın zamana kadar da durmamıştım.
Geçenlerde Develi’de MEM ve okul müdürü olarak görev yapan Develi eğitim tarihinin renkli simalarından  Ahmet Güney hocamızın bazı kitapları damadı, kardeşim Hamdi Özdamarlar tarafından bana gönderildi. Bu kitaplar içerisinde Ahmet Sırrı Efendi’nin yukarda ismini zikrettiğim şiir kitabı da çıkmıştı.İşin sevindirici tarafı üstte gördüğünüz bir fotoğraf da özenle yapıştırılmıştı.Bu fotoğraf  kime aittir? Araştırmalarımızda bu fotoğrafın oğlu ve şiir kitabının ilhamı merhum oğlu İbrahim Ulusoy’a ait olduğunu anladık.
Ahmet Sırrı Ulusoy Develi’nin  Abdulbaki Mahallesi’nde;  Şakir Efendi ile Hatice      Hanımın oğlu olarak 1298/1882 yılında doğmuştur.Şerife adlı ablasından  sonra da Hatice ve Fatma (Sürmeli Eme) adlı kız kardeşleri olmuştur.Aile lâkapları Mullaoğulları’dır.Dedelerinin de müftü olduğu anlaşılıyor.
Develi’nin meşhur müftüsü Numan Fevzi Efendi’nin teşviki ile Kayserili Elvancı Ali Emmi’nin kızı Kadriye Hanım ile evlenmiştir. Bu evlilikten : İbrahim, Naci, Hatice ve İsmet adlı çocukları olmuştur.
İlk eğitimini Develi’de yaptıktan sonra medrese ve Rüştiye Develi’de de olmasına rağmen ; öğrenimlerini Kayseri’de tamamlamıştır.Arapça ve Farsça’yı çok iyi bilen A.Sırrı tahsilinden sonra sırasıyla vaiz, şer’iyye katipliği, hazine  ve dava vekilliklerinde bulunmuştur.Az fakat özlü konuşan biridir.
Ömrünün sonuna doğru  öleceğini anlamış ve oğlu Naci’ye vasiyetini bildirmiştir:Ben 1950 yılında öleceğim.Öldüğümde de mezar taşıma şu şiirimi yazdıracaksın ! Çok ibretli bir olay.Nitekim  1950 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.Mezarı İstanbul Edirnekapı Şehitliği’ndedir..Vasiyeti olan mezartaşı kitabesi şöyledir: yazılmıştır.
Bir nefha-i nihânda bu zatın ömrü bitti
Çağrılmıştı cihândan böyle çabukça gitti

Yazama dım figândan  tarih tesâdüf etti
Eyvâh uçtu cihandan vaiz Ahmet Efendi
1368 / 1950
Ahmet Sırrı Develi’de uzun müddet vaizlik yapmıştır.Daha sonra da mustantık / Dava vekili.. 1919 yılında Haçın Harbi’ne hazırlanan Develi Kuvva-i milliyetçilerini öğretmen ve din adamı Hazım Ulusoy, irşad göreviyle ve yetim çocukların eğitimleri konusunda çok desteklerken; Ahmet Sırrı’nın geride durduğunu görüyoruz.Hazım Hoca ilk defa hutbeyi Türkçe okuyarak Develi halkını coştururken, namaz sonrası A.Sırrı o dönemin önemli isimlerinden Osman Coşkun’a bir tariz de bulunur.Bu olay O.Coşkun’un İkinci Ergenekon adlı eserinde şöyle anlatılır:”Dış kapının önünde mustantık Ahmet Efendi Nuri Bey’i / Osman Coşkun’u kolundan yakaladı:
-Bugünün halifesinin ismini hutbeden kaldrıttın.Bu ne ise.Hulafa-i Raşidinden ne istiyordun? Senin baban Müslüman bir adamdı. Sen neden bidate sapıyorsun?”
Bu soru karşısında Osman Coşkun şu cevabı veriyor:
Amca, bu hutbe memleketimizin alimleri tarafından hazırlandı.Onlar bu işin künhünü bizden daha iyi bilirler. Şer’an caiz olmasaydı ,böyle bir işe teşebbüs edemezlerdi .Bu gibi yenilikler bidat-i hasenedendir. Senin de memnun olmaklığın iktiza eder.Arkadaşın olan babam da sağ olsaydı, o da buna sevinirdi.”
Bu konuşmalar gösteriyor ki A.Sırrı bey’in dinî konularda çok hassas bir kişiliği var.Bunda yetiştiği aile ortamının da yeri olmalıdır.Yeniliklerden ziyade eskinin güzellikleri üzerinde dikkatleri daha yoğun olarak gözüküyor.
A.Sırrı Efendi’nin  az fakat öz konuşan bir kişi olduğunu belirtmiştik. Bu özelliği yanında son derece de nüktedan ve taşı gediğine koyan zeki bir adam.Şu fıkra onun bu özelliğini çok güzel gösterir:Körün Osman ile karısı Hatice durmadan kavga ederler.Bir arif kişi araya Müftü-zade Ahmet Sırrı Efendi’nin girmesini tavsiye eder.Nitekim devreye de girer.Bir kadını dinler, bir erkeği dinleyerek meselenin özünü yakaladıktan sonra ; önce Hatice kadına sonra da Körün Osman’a öğütlerde bulunur.Bu öğütler etkili olur ki altı ay huzurlu bir aile olurlar.Fakat bu huzur altı ayın sonunda bozulur.Tekrar A.Sırrı Efendi’nin devreye girmesi istenir.Fakat Hatice ağır bir söz söyler:
-Müftünün Ahmet ‘in  sözlerini küreğe koyup, attım.
Demiş. Develi ağzında küreğe konup atılan kazurattır.Bu ağır ifade Ahmet Sırrı Efendi’nin kulağına gelir.Sabırla bekler ve nitekim yeniden çağrılınca seve seve gider.Tekrar çağrılışının sebebini dinledikten sonra kadına döner ve taşı gediğine koyar:
-Benim sözlerimi bazen küreğe koyup atıyorsun.Fakat bazen de bal gibi yuttuğun oluyor,demiş ve orayı terk etmiş.

İbrahim Ulusoy     
Aile olarak kültürlü bir aile.Alt yapı mükemmel. Çocuklarının öğretimi için Bursa’yı tercih etmesi bile onun eğitime verdiği önemi gösterir.Aile şiire çok yatkın.Kendisi Arapça ve Farsça’ya hakim. Kendi şiirleri yanında kızı Hatice ve oğlu Naci de şiir yazan çocukları.Kendi şiirleri özellikle 1939 yılında ölen oğlu İbrahim ve aile efradı hakkında yazdığı şiirler;oğlu Naci Ulusoy tarafından derlenmiş ve “Kara Defterin Karalanması, İstanbul 1958”adıyla bastırılmıştır.
Bu şiirler yanında başka şiirleri de olmalıdır. Fakat şairliği orta derecededir. Dörtlükleri yanında beyitleri de vardır.
Hissi şiirleri yanında aruz bilgisi ve ebcet hesabıyla tarih düşürmede de mahir olduğu görülmektedir. Bunlardan kardeşi Şerife’nin,ölen oğlu İbrahim’in ve amcazadesi Hazım Ulusoy’un ölümleri üzerine yazdığı şiirler bunlardandır.
1948 yılında Develi’de vefat eden Hazım Ulusoy’un Tirem Mezarlığı’ndaki manzum mezar taşı kitabesi şöyledir:
Zair şüruhi Saliha
Candan oku bir fatiha

Hazım Ulusoy yok yatan                 
Üstad-ı evlad-ı vatan

Evlad-ı ıyal endişesi
Yoktur bu irfan güneşi

Tenvir ederdi yurdunu
Yıllarca yaydı nurunu

Seyrani’nin eşarını
Yaydı diriltti namını

Bilgin derin düşünceli
Yüksek temiz emeli

Ahlakı her hali güzel
Ayine-i paki ezel

Eyvah ecel attı yere
Yanmaz mı dil cevhere

Borçtur bize hürmetle yad
Yarabbi ruhun eyleş

İllerde yad-ı sermedi

Beşler çıkıp tarih dedi

Hazım Ulusoy gitti  
Cennet makam eyle ilah

Doğum hicri  :    1299/1883
Ölüm rumi.   :    1364/1948

Müftüzade Ahmet Sırrı veya Everek dilinde Müftünün Ahmet Efendi namıyla anılan bu insan da içimizden biridir.Öleceğini bilip mezar kitabesini kendi eliyle yazacak kadar da “uyanık gönüllü”dür.

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
932 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

6+9 = ?