logo

DEVELİ’DE İNSAN MANZARALARI ve HATIRALARI-(3)

Geçen yazımda Develi dini hayatında önemli yerleri olan din adamlarımızdan, ancak ikisi üzerinde durmuştum. Bunlar değerli imam-hatiplerimizden Mehmet Benlioğlu ile İncesulu Ahmet Zurnacı hoca efendilerdi.
Develili olup ta başta İstanbul olmak üzere Anadolu’muzun bir çok yerinde şerefle hizmet veren ve her zaman övüneceğimiz din adamları yetişmiş ve nice yetiştirdikleri değerli öğrencileri de Anadolu’nun aydınlanmasında hizmetleri olmuştur. Bu alimlerimiz ve din adamlarımız hakkında “Develi Uleması” adlı tebliğimizde ele almış ve yayınlamıştık.Bu yazımızda, gönül adamları olan manevi mimarlar, kadılar yanında müftü olarak Develioğlu H.Mahmut, Emirhocazade H.İbrahim, Ebilzade Abdüsselam Hilmi ve Numan Fevzi Cebeci Efendiler yanında on iki ulemamız ile değerli imam-hatiplerimizden de sekiz kişiyi  ele alarak  bir tebliğin sınırları içerisinde yorumlamıştık.Daha sonraki  araştırmamızda da İstanbul’da Nizamiye Tekkesi Şeyhi Osman Kemalettin Efendi ile Şeyh Develüzade Süleyman Efendilerin de isimlerini tesbit etmiştik.
Bunlar içerisinde kendisiyle görüştüğüm ve sohbetlerini dinlediğimiz bazı din adamlarımızı da ele almak ve böylece hem bir ahde vefayı yerine getirmek hem de hassasiyetlerini yitirmemiş kişilerde bir ufuk açmak niyetini taşımaktayız.
İlkokul çağlarında iken babam güzel baskılı bir kitapla evimize gelmişti. Okuyun bunu dedi.Kitabı merakla okurken:Mustafa Asım Köksal’ın “Peygamberimiz,Ankara  1944” adlı manzum bir kitap olduğunu gördüm.Babam öyle okuyan bir adam değildi ama dinî konulara çok hassasiyeti olan biriydi.Bunda da dedemin manevi feyzinin rolü vardır,diye düşünürüm.Ben kitaba göz gezdirirken,şairinin Develili bir din adamı olduğunu da ekleyiverdi.Yıllar sonra kendisiyle tanıştık.Kızım Şeyma’nın isim babası oldu.Her yaz mutlaka damadı Fikret Karaca’nın bağ evine gelirdi.Bir hayli koyu sohbetimiz olmuştur.Bir keresinde kendisiyle iki saatlik bir belgesel hazırlamış ve bir TV kanalında yayınlamıştık, bundan da çok memnun olmuştu.
Kendisi (1912-1998) Pirvelioğullarındandır.Fakat aile daha çok “Düğcükler” olarak tanınır.Düzgün bir eğitim göremedi ama erken yaşlarda Ankara’ya gelerek kendini yetiştirmiştir.Manevi iklimde Borlu Kuddusi Baba’nın feyziyle Kadirî tarikatını benimsemiş ve şeyhliğe yükselmiştir.Ancak İskilipli İbrahim Ethem Efendi’nin tesiriyle öğretimini Kadirî-Nakşi senteziyle sürdürmüş ve Ankara’da vefat etmiştir.
1933 yılında girdiği  Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan 1964 yılında emekli olmuş ve ölümüne kadar yirmi iki basılı, yedi basılamayan eser bırakmıştır. Hazırladığı bu eserlerden ünlü İslam düşmanı Keytani’nin kitabını eleştiren Reddiye ile on sekiz ciltlik İslam Tarihi adlı eserleri önemlidir.1983 yılında İslam Tarihi, Pakistan’da yapılan Siretü’n-Nebi adlı yarışmada birincilik almıştır.Çeşitli resmi ve özel kurumlar tarafından da ödüllendirilmiştir.
Ömrü boyunca konferansları, radyo sohbetleri, broşürleri ve eserleriyle İslâm hizmetinde koşan ve adam yetiştiren bu gönül dostu, Allah dostu hocamız örnek bir insandı.
Humeyni’nin İran’a yerleştiği ve şöhretinin zirvesinde olduğu bir dönemde, Kayseri’ye geldiğini kızı Selma Abla’dan öğrendim.Evlerimiz karşı karşıya olduğu için hemen vardım.Baktım ki ağırlığı İlahiyat Fakültesi öğrencileri,yirmi otuz kişi Hocamızın karşısında kümelenmişler.Yanını işaret etti,oturdum.Sohbetin başını bilmiyorum, ancak izahatından anlıyorum ki soru şu: Humeynî bir İslam lideri midir?” Hocamız evet veya hayır demiyor, ancak İslam liderinde olması gereken özellikleri anlatarak sözü dolandırıyor. Fakat hele bir Hataylı öğrenci kurt…Korkunç bir sinsiliği içerisinde sükunetle hocamızdan evet veya hayır cevabını bekleyici sorular soruyor. Hocamız kaçıncı defa açıklayıcı bilgi veriyor ama öğrenci ısrarlı. Evet veya hayır cevabını beklerken Hocamla bir ara göz göze geldik. Kurtar beni bu beladan, der gibiydi. Hocamız edepli adam ama öğrenci militan. Ben usulca kalktım ve kapıya yöneldim. Öğrenciyi kapıdan yanıma çağırdım, geldi.Dışarıya çıkar çıkmaz kapıyı örttüm ve öğrenciyi kovdum !
Yanına geldim ve  oturdum. Hocamı o kadar rahat gördüm ki sohbetin seyri çoktan değişmişti. Bu arada mutfaktan  hafiften nefis bir yemek kokusu almıştım ama bir ara namaz vaktinin geçmekte olduğunu görünce, kalkmak istedim.Oturmamı istedi.Anlamıştı.Öğrenciler gittikten sonra bana döndü ve: Beni bir eziyetten kurtardın,dedi.Hafif tebessümle;Ha! bir şey daha söyleyeyim sana :Namazın kazası olur,ama gaydanın kazası olmaz.Önce yemeğimizi yiyelim sonra da namazımızı kılarız,dedi. Öyle şaşırmıştım ki bu yoruma.  
Bütün eserleri çocukları tarafından yeniden ve çok güzel bir biçimde basılmakta ve Tük-İslâm kültürüne kazandırılmaktadır. Mezarı Ankara Bağlum’da Abdulhakim Arvasi Hazretleri ile yan yanadır.
Her zaman övüneceğimiz ve iftihar edeceğimiz bir alimimiz.
Çocukluğumda ikinci elime geçen eser, tasavvuf sahasının ve benim bilgimin çok çok üstünde bir eser oldu. Bu eser  Abdullah Develioğlu’nun hazırladığı Gülzar-ı Sofiye adlı eserdir.Kitabın ilk baskısı ne zaman bilemiyorum ama elimdeki kitap ikinci baskı ve İstanbul /1961 tarihini taşımaktadır.Kitabın üzerinde:”Emekli müftü ve Adana İmam-Hatip Okulu Meslek dersleri öğretmenlerinden”yazılı.
A.Develioğlu 1897 yılında Develi’de doğmuş ve 1984 yılında İstanbul’da ölmüş velut bir din adamımızdır. Babası da Develi müftülerinden H.Mahmut Efendi’dir. Yine Amcası Ali Rıza Efendi de önemli ve eser sahibi bir adamıdır. Abdullah Develioğlu aynı zamanda aynı aileden, Paşazade Osman, Müsellim Ağa, Mehmet Efendi, Ömer ve Dr.Osman Nuri ile beraber Develi Kuvva-i Milliye Teşkilatı’nda  görev almışlar ve önemli hizmetlerde bulunmuştur. Ayrıca Abdullah Develioğlu Osman Coşkun ile cephe komutanlarından Binbaşı Kemal Doğan arasında anlaşmazlık çıkınca beraber Ankara’ya gelerek işin doğrularını Atatürk’e anlatmışlardır.
Bu hizmetleri yanında hocamız medrese çıkışlıdır. İcazet aldıktan sonra önce Kayseri’deki bazı medreselerde, daha sonra da İlkokul ve İmam-hatip okullarında, Zincidere Öğretmen Okulu’nda öğretmen olarak görev yapmıştır. Esas şöhretini ise Kayseri ve Adana Müftülüğü sırasında göstermiş ve bir hayli dinî eserler yayınlamıştır.
Kendisiyle temasa geçmeden ben yayınlanmış tüm eserlerini temin edip kütüphaneme kazandırmıştım. Yıllar önce eşimin akrabalarından Kevseroğulları ile dünür olduğunu ve her yaz Kayseri’ye geldiğini öğrenmiştim. Bir tesadüf eseri Kayseri Ulu Cami yakınında bulunan Muvakkithane / Namaz vakitlerini ayarlayan yer’de olduğunu öğrendim ve ilk olarak burada tanıştık.Nur yüzlü,babacan tavırlı,elinde bastonu bir sandalyaya oturmuş ve sevenleriyle sohbet ediyordu.Kendimi tanıttım:O !…Hocamın torunu, dedi ve gözleri doldu. Meğer dedem Abbaszade Abdulkadir Efendi’den Kur’an-ı Kerim hıfz etmiş. Dedemden kalan ve  elimde bulunan Arapça, çok eski basma bir kitabın da A.Develioğlu’ndan geldiğini görmüştüm.Öyle zannediyorum ki bu kitap dedemle yaşıt olan babası H.Mahmut Efendi’den geçmiştir.Sonraki yıllarda Kayseri’deki görüşmelerimiz ölümüne kadar devam etmiştir.
Abdullah Develioğlu bugün yok ama yazdığı dini ve tasavvufi kitaplar ile kültür hayatımızda kıyamete kadar yaşayacaktır.

Annemlerin Evi   Ulu Camii    İnsan hayatında ilklerin önemi büyüktür.Annemlerin evi, Dere Sokak’ta idi.Bu sokak Everek Ulu Camii’nin doğusuna düşer.Bu gün yok olan bu eve çocukluğumda gelip giderken, mistik havaya girmemizde Ulu Camii’nin etkisi büyüktür.İlk vaazın heyecanını bu  camide tatmışımdır.Yıl 1955 olabilir.O yıllarda yanılmıyorsam Çarşı Camii’nde Ahmet Kont / İslamoğlu, Ulu Camii’de de Eyub Cebeci Hoca sohbette bulunuyorlardı.
Eyup Hoca ilkokul mezunudur. Fakat İslam dinine hizmet etmekten zevk alan ve bunun sırrına varan  bir aileden geldiği için kendi kendini yetiştirmiş ve uzun yıllar bu camide  vaaz vererek nice insanlarımızın dini bilgilerinin zenginleşmesine çalışmıştır.Kendisi aslen Çöten Köyü’ndendir.Ayağındaki yemenisi, şalvarı ve başında şapkası, elinde üç devir tespihi, nurani bir yüzü ile dikkati çekerdi.Bilgisinde derinlik yoktu ama hizmet aşkı,zevkli anlatımı ile tam bir halk adamıydı.Dengeliydi.Ele aldığı konuları tatlı kıssalarla süsleyerek camii ehli kişilerin merakını çekerdi.Bu bakımdan dini hayatımızda adı daima hayırla anılacak bir şahsiyettir. Şimdilerde oğlu Prof.Dr.Lütfullah Cebeci baba yolunda aynı hizmeti vermektedir.

Devamı haftaya

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
607 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

1+4 = ?