logo

DEVELİ LİSESİ’NİN HATIRLATTIKLARI

1933’ten bu günlere

Develi Lisesi biraz da estetik bakımdan harika bir yapısı olan binası ile özdeştir. Tıpkı bir Kayseri Lisesi örneğinde olduğu gibi.Bugün Kayseri Lisesi bir yanıyla tarihi derinliği kadar bir yanıyla da özelliği olan bir binaya sahip olmasında yatar.Develi Lisesi binası da bu bakımdan önemlidir.

Develi Orta Okulu Müdürlerinden                                                   Develi Lisesi Müdürlerinden

Emin Orhan           Haşim Nezihi Okay                                   Cemal Ustaoğlu           Mahir T.Hocaoğlu

Bu bina her ne kadar önce Hükümet Binası olarak düşünülmüş ise de sonradan Develili aydınlar tarafından orta okula dönüştürülmüştür.1923 yılında yapımına başlanan bina ancak 1933’te tamamlanmış ve 1933-1934 öğretim yılında “İkmal Okulu “ olarak açılmış ve sonradan “Ortaokul’a çevrilmiştir. Şüphesiz bu okulun yapılmasında Develili münevverlerden Osman Coşkun, Hadi Erdoğan, Takittin Ayata, Bnb.Dr.Osman Nuri Develioğlu gibi şahsiyetlerin büyük rolü olmuştur.Bunları da unutmamak ve hayırla yad etmek gerekir.

İlk mezunlarını da 1937-1938 öğretim yılında vermiştir. Bu okulun kurucu müdürü Emin Orhan Bey’dir.Bina 1957 yılında açılan Develi Lisesi kurucu müdürü Zileli Cemal Ustaoğlu’na kadar çok değerli idareciler  ve öğretmenler görev almışlardır.Bunlardan biri de “Everekli Seyrânî,İstanbul 1953 adlı kitabıyla Develi kültürüne değerli bir eser kazandıran Haşim Nezihi Okay’dır.

Develili okuma arzusuyla kıvrana gençler için Develi Rüştiyesi(1884) büyük ufuk açmıştır.Devamı olan İdadi olmadığı için imkan bulanlar nice zorluklarla da olsa Kayseri Lisesi’ ve Sivas Lisesi’nde kimi parasız yatılı kimi ücretli okumuş ve mezun olmuşlardır.Bizim kuşağın öncüleri ve örnekleri buradan mezun olan ağabeylerdir.Alb.Dr.Turhan Karatan, Prof.Dr.Tarık Somer, Kazım Canatan, Cenani Gürbüz ,Mazhar Ayata, Prof.Dr.Hasibe Çatbaş, Dt.Fikret Çulhaoğlu, Av.Abdulhalim Aras, Faik Yücel,Hüseyin Setenci, Nevzat Cebeci vs.Tespit edebildiğimiz 140’a yakın insanımız.Her biri “Ben başardım” diyen insanlardır. Develi Ortaokulu, Develi gençleri için o kadar önemli ve unutulmaz hizmetler yapmıştır ki nice imkanı olmayan Develi gençlerine okuma imkanı vermiştir.Nitekim kendisi rüştiye mezunu olmakla beraber  Develi’nin  ilk özel gazetesi olan “Develi Postası”nı1954 yılında çıkaran Mustafa Akdoğan’ın imzasız yazdığı” Develi’nin Manevi Kıymetlerini Zenginleştiren Gençlik Ortaokulun Eseridir, Demokrat Gazete,14.03.1954” yazısı okulsuzluğun ne olduğunu o yıllarda iyi bilen biri olarak o kadar önemlidir ki.

Develi Lisesi’nin 16.09.1957 yılında açıldığını hatırlıyorum. O yıllarda ben İstiklal İlkokulu’nun 4.sınıfındaydım. Nitekim 1959-1960 öğretim yılında da Ortaokul öğrencisiydim. Develi Lisenin açılması için çok çalışıldı. Az politikacı, az Ankara ziyareti yapılmadı.

Ancak 1950 yılından beri verilen siyasi mücadele 1957’de meyvesini vermiş ve Develi Lisesi 1957 yılında Develi Ortaokulu binasında açılmıştır. Uzun yıllar orta okul ile birlikte öğrenim görülmüştür. İlk kurucu müdürü Cemal Ustaoğlu’dur.

1957-1958 yılları arasında Develi Lisesi’ne 4-A sınıfına dördü kız olmak üzere 44, 4-B sınıfına ise 35 öğrenci olmak üzere 79 öğrenci kayıt yaptırmıştır. Biz orta okula geldiğimizde bu ağabeyler lise son sınıfta idiler. Ancak o yıllarda bazı eğitim değişiklikleri yapılmış ve lise 2.sınıfta Edebiyat ve Fen bölümleri diye ikiye ayrılmıştı.Bu bölümlerin açılması için de her bölümde en az 16 öğrenci olması lazım.Maalesef bu 16 öğrenci bulunamadığı için Fen bölümü açılamamış bu öğrenciler de imkanları dahilinde nakillerini İstanbul, Kayseri ve Sivas liselerine yaptırmışlar ve buralardan mezun olmuşlardır.Develi Lisesi’nden ilk mezun olanlar iki kişidir:Mahir Bektaş ile Hayati Pane’dir.

Son derece otoriter ve kibar bir müdür ve ciddi bir kadrosu vardı. Orta ve Lise öğrenci sayısı o yıllarda 350 yoktu.Orta okul binanın alt katında, lise ise üst katta idi.Kız öğrenciler teneffüste bahçenin üst kısmında,erkekler ise  altta gezinirlerdi.Okul müdürlerimiz de üst kattaki odasından öğrencileri kontrol ederlerdi.

Okula yeni başlayan bir öğrenci         1938.Develi Ortaokulu 3.sınıf  öğrencisi tipi

.

Bizde Tanzimat Fermanı’ndan sonra  modern okulculuğa geçtiğimizde öğrenciler önce idadide fes, cumhuriyete yaklaştığımız sultani dönemde kalpak , 1924 yılından sonra orta ve lise de şapka giymişlerdir. Yukarda görülen birinci fotoğraf bir arşivden alınmıştır. Üzerindeki kuşakta:”Padişahım çok yaşa” yazılıdır.İkinci fotoğraf ise 1938 yılında Develi Ortaokulu öğrencisidir.Kılık ve kıyafetteki ciddiyete bakınız.Ya cep mendilleri ve temiz gömlek ne güzel yakışmış. Kendinden emin hali ise ayrı bir güzellik. Bazıları da şapkalarının armasına bir de kartal rozeti eklerlerdi.Tabii fiyaka içindi.

. Biz ortaokula başladığımızda (1959-1960) Kozan ve Kayseri Liselerinden disiplin suçundan atılmış yaşları ilerlemiş bir hayli ağabey vardı. İriyarı insanlardı.Hepsi de tuvalette sigara içerdi.Arada bir idareciler “baskın”yaparlardı.Yıl 1960 şimdi ise 2011.Elli yıldır aynı metot uygulanır amma bu yöntem sigarayı önleme konusunda ne işe yaradı,hala anlayabilmiş değilim,doğrusu!

Öğrenciler arasında çok samimi dostluklar kurulurdu.Bunda az öğrenci olması ve herkesin birbirini tanıması da son derece önemliydi.İlk öğrenciler içinde bir Beton Ali sıfatlı Ali Şahin, aslen Yozgatlı olan ve her zaman kendini Develili olarak tanıtan bir Mazhar Ağabeyler vardı.Her ikisi de ciddi sporculardı.Ama Mazhar Ağabey aynı zamanda yaman bir güreşçiydi de.Benim bildiğim okulun iki “kontak !” sıfatlı öğrencisi vardı:Birincisi Ahmet İstanbullu ki o gür sesiyle “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi”ni gümbür gümbür okur, dinleyenlerin tüylerini diken diken ederdi.Herhalde şimdilerde Ankara’dadır. İkincisi Mustafa…….idi.Nasıl davranacağı hiç belli olmayan biriydi.Fakat yaman bir kaleciydi.Liseye gidemedi veya liseden ayrıldı ve sonradan Hava Ast subayı oldu. Eh …Belirtelim ki Mustafa Toksoy da hayli hareketliydi.Yaman kopya çekerdi.Hocalarımız da buna bir hayli göz yumarlardı.

Fakat yine bizim dönemin en renkli siması olan öğrencisi Mustafa Mızrak’tı. Sportmendi. Kültür fizik hareketlerinin her türlüsünü yapardı. Yaman bir atıcı idi.Attığı yeri vururdu.İyi bir kopyacıydı.Hele evlenme teklifi yaptığı coğrafya hocamız Mediha Hanım’ın(Analık !) dersindeki kopya çekişi çok enteresandır. Bizlerden en az 4-5 yaş büyüktü ama aynı sınıfta okumuştuk. Bir gün bayramda Osman Kapusuz ile birlikte hoca hanımı ziyarete giderken birden yanımızda M.Mızrakçı’yı bulduk.İlle beni de yanınıza alın, dedi.Beraberce eve girdik.Elbette hocanım çok memnun oldu.Hele Mızrakçı’yı görünce o her zamanki asık suratı daha da gülümsedi.Kolonya ikramı yapmak istedi,herhalde:Mustafa çocuğum haydi bakalım, bir kolonya dök arkadaşlarına, dedi. Mızrakçı bu.Balıklama daldı.Elbette hocanım,zaten ben bu evin yabancısı değilim ki,diyerek bir çam devirmesin mi?.Hocanım hiç anlamamış gibi:Elbette çocuğum,kaç defa teklifini biliyorum,dedi bu sefer de biz  bir tuhaf olduk.Gerçekten aralarında onca yaş farkına rağmen hoca hanıma evlenme teklifinde çok ciddiydi.Ama hocanım hiç oralı olmadı.Birkaç gün sonra öğreniyoruz ki bizim Mızrakçı bir gece hoca hanımın evinin kapısına iri bir köpeği bağlamasın mı? Köpek ürdükçe, hoca hanımın halini hiç düşünmek istemiyorum.

O yıllarda Pansiyon binasının alt katı çok amaçlı bir tiyatro salonu idi. Burada şiir okuma yarışmaları yapılır ,tiyatrolar oynanırdı.Bu yarışmalardan birine Orta ikinci sınıf öğrencisi olarak Karacoğlan’ın bir koşması ile katılmıştım.Ödül olarak bir hediye paketi verdiler.Heyecanla açtığımda içinden bir adet “pırasa” çıkmıştı ! Birinde de ünlü bir Fransız şiiri olan “Mirabo köprüsü “adlı bir şiirle katılmış ama bu sefer kitap ile ödüllendirilmiştim.

27.Mayıs.1960 ihtilali olunca ihtilal hükümeti DP’nin ve CHP’nin uçlarında olan bazı İstanbul ve Ankara öğretmenlerini başka yerlere sürmüşlerdi. DP’li olanlara “kuyruk” tabiri takılmıştı. Bunlardan bazıları da Develi lisesi’ne gelmişlerdi. Bunlardan biri tarih hocamız Mübeccel Nami Duru diğeri de felsefe grubu öğretmeni Mehmet Karabulut ve eşleriydi. Mübeccel Nami Duru tarihçiliği yanında bize kemanını getirir ve derste bazen keman çalardı.Dans müziğini ilk defa ondan öğrendik:Kemanımdan sana bir ses verebilseydim eğer” adlı vals eserleri hala kulaklarımda.Elinde basıma hazır bir “İnkılâp Tarihi “ vardı.Ziya Gökalp ekolünden olan babası bir sosyologdu.Onun eserlerini hazırlayarak yayınladı.Mehmet Karabulut ise mesleğinin çok iyilerindendi. Eşi ile beraber ne kadar şıklardı İyi bir Marksistti..İyi de bir şairdi.Bir çok şiir kitabı basıldı.Ödüller aldı..

Okul kadrosu müdürü ve öğretmenleri ile beraber mükemmeldi. Çoğu Eğitim Enstitülerinden gelmişlerdi. Bunlar yanında Müdürlerimiz, C.Ustaoğlu, M.Ali Yalçın, M.Tevfik Hocaoğlu, Kadri Çiftçi vs fakülte mezunlarıydı. Ama bunlardan bazıları hem mesleklerinin iyisi hem de liseyi lise yapan hocalarımız vardı ki bunları anmamız bir vefa borcudur: Okul müdürlerimiz C.Ustaoğlu ile Mahir Tevfik Hocaoğlu, öğretmenlerden ise bir karı-koca.Beden eğitimi öğretmeni Öner Özmen ile eşleri müzik öğretmeni Ümmühan Hanım.Müdürlerimiz okulun disiplin ve verim bakımından alt yapısını,diğerleri ise Develi’de sporun ve müziğin alt yapısını hazırladılar.Develispor başarıdan başarıya koştu.Basketbol,voleybol ,hentbol ,disk,atletizm. İle Develi insanı bu hocamızla çok erken dönemde tanıştı. Murat Taşçı gibi milli atletler çıktı.

Öğretmenliği tartışılmaz bir hocamız da biyoloji hocamız Hayrettin İstanbullu idi.Bu hocamız 1979’da öldürüldü.Halen faili meçhul bir cinayet.Aslen askeri veteriner iken sonradan ordudan ayrılıp öğretmen olmuştu.Bize ortaokul’da Fransızca dersine lisede ise biyoloji dersine girerdi.Ders değil sanki şiirdi.Bizlere kurbağa ,yılan gibi hayvanları toplatır,laboratuarda ameliyat ederek bilgi verirdi.Amma kafasının tası attığında:Bak oğlum,kafamı bozma:Ağzına kürdan gerer.Bende şu floransın üzerine çıkar,ağzına çatırrrrr, çatırrrr  der, bir sinkaf çekerdi.

Ben orta birinci sınıfta ve lise birde aile sıkıntılarım yüzünden sınıf tekrarladım. Hatıralarım 1959-1967 yıllarını kaplar.Kültürel bakımdan iki önemli olay var ki Develi lisesinde fikri uyanışın ne kadar erken olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.Yıl 1966.Seyrani Sineması Develi’nin en güzel sineması.Lise son sınıf öğrencileri bir münazara hazırlıyorlar.Şimdilerde Türkiye’nin en önemli CEO’su seçilen “Ayhan Yavrucu.başkanlığındaki ekip:Türkiye’nin kalkınması devletçilikle;Ortaöğretim, Özel Okullar Genel Müdürü olarak emekli olan Öner Güney başkanlığındaki ekip ise:Hayır,özel teşebbüs ile kalkınır.“tezleri çarpışacak.Jüri üyeleri ise: Belediye başkanı: Mehmet Özdemir, As.Şb.Başkanı, Kaymakam, Okul müdürümüz Kadri Çiftçi vs.olmak üzere beş kişi.Salon lebalep dolu.Sloganlar birbirine karışıyor.Bir tek olay yok..Sonuç özel teşebbüs tezcileri kazanıyor.Bugün de icradaki yöntem bu değil mi?

İkinci bir olay ise şudur. Develi’nin renkli bir şoförü vardı.Jilet Yaşar.Bunu modelsiz bir kamyoneti vardı.Allah bilir ya bunda Hayrettin İstanbullu’nun parmağı olmalıdır.Lise son sınıf öğrencileri bir ellerinde,balta,kazma,kürek,tırpan vs.alırlar Develi lisesinden  Aşağı Everek’e kadar bağırarak bir gösteri yaparlar.Savcılık hemen takibata başladı ki bu resmen devlete baş kaldırmaydı.Sonuçta devreye diğer hocalar hakim ve savcıları gördüler de olay kısa sürede bastırıldı.Şunu da hemen belirteyim ki “Kurtuluş “gibi sol teşkilatların Türkiye’de kurucuları bu lisenin mezunlarıdır.Yani Develi lisesi fikir hareketleri bakımından son derece diri bir okuldu.

Öğrenci toplu boykotları olmadı mı? Olmaz olur mu?Fakat bunlar siyasi değildi.Öğrencilerin muzipliği idi.Birinde yine son sınıf öğrencileri hep kaçmışlar.Elbiz’e gidip yarenliğe tutuşmuşlar.Bu arada sınıf başkanı Mehmet Yavrucu’ya git bakalım okulda ne var ne yok,öğren demişler.Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra nihayet Yavrucu gruba dönmüş.Nerde kaldın yahu?Bizim ki anlatıyor:Okula vardım.Ders arası. Sınıfa girdim ki boş sınıfta Kemal Yalvaç(Kabak !) hocamız.Hemen sormuş:Öğrenciler nerde?.Bilmiyorum hocam.İyi, bir kişi de olsa ders anlatırım ve bu anlattığım konudan da sorularımı hazırlarım ,demiş başlamış ders anlatmaya.Kahkahalar,hayretler birbirini sıralamış.

Onca hatıralar arasında şu anekdotlarla yazıma son vermek istiyorum. Develi Lisesi öğrencilerinden ilk ölen lise iki öğrencisi Tahsin Aksu, bir yıl sonra da Serdar Ağa’nın oğlu olarak anılan Metin Ağabeydi.Her ikisi de o kadar şık ve o kadar delikanlıydılar.Bir de kara sevda yüzünden  çıldıran Rıfkı Özgen ağabeyin İstanbul Bakırköy Ruh Hastalıkları hastanesinde diğer ruh hastaları tarafından öldürülmesi çok acıdır.Öğretmenlerden ise aynı zamanda Develi Lisesi mezunu olan tarih öğretmeni dostumuz,aynı yıl DTCF’den mezun olduğumuz Cemal Mavi’nin 40 yaşlarında Hakk’a yürümesi de unutulacak gibi değildir. Bugün herhalde Develi Lisesi mezunları 4.000’i geçmiştir.

Bu hatıralardan  yola çıkarak şu tekliflerimiz kabul görür mü acaba?

1.Yılda bir mükemmel bir dergi,

2.Okul içerisinde bir okul müzesi kurulması,

3.Dershanelere gerçekten bu lisenin açılması için mücadele veren (Mehmet Göneç,Ebubekir Develioğlu,Hakkı Kurmel,M.Emin Develioğlu vb.) büyükler yanında hocalarımızdan (M.Tevfik Hocaoğlu, Prof.Dr.Cavit Avcı, Prof.Dr.Hasibe Mazıoğlu, Prof.Dr.Tarık Somer, Öner Özmen vs) isimleri sınıflara verilemez mi.? Onların örnek hayatları kuşaklara aktarılıp bir vefa borcu ödenemez mi?

4.1996 ve 1999’da iki defa “Anılar Şöleni” yapılmıştı. Bunun üçüncüsünün zamanı geldiğine inanıyorum. Yeniden bir organize yapılamaz mı?

5.Her şeyi okul idaresinden beklemek kolaycılığa kaçmak demektir. Bu işleri organize etmek ve mezunlar arasında birliği sağlama noktasında bir “Develi Lisesi Mezunları Derneği” kurulma zamanı da geldi, diye düşünüyorum.

Bugün bu satırları yazacak bir özgüvene sahipsem, öğrencilerim ve okurlarımın karşısına çıkıyorsam bana bu imkanı veren Develi Lisesi’ne binlerce selam.Hem kuranlara,hem okutanlara ve hem de sevgili öğrencilerime…

Çağdaş Develi .22.04.2011

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
861 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

4+2 = ?