logo

BABAM ABBASIN MEHMET

Arife-Mehmet Özdamarlar
Bizde aile tarihini yazma gibi şuurlu bir girişim yoktur. Zaman zaman biyografik çalışmalarımızda belirttiğimiz gibi Develi’yi Develi yapan nice şöhretli ailelerin bugün kaybolmaya yüz tutan mezartaşlarından başka izlerine rastlayamıyoruz. Develi sosyal hayatı için ciddi bir eksiklik. Nitekim “Develi Kuvva-i Milliye”ciler üzerine yaptığımız sempozyumda dahi bu değerli şahsiyetlerin fotoğraflarını elde etmek için çektiğim sıkıntıyı bir ben biliyorum, bir Allah biliyor! Kaldı ki bu insanlar dönemlerinin münevver insanlarıydılar. Genel kesim fotoğrafa “günah” gözüyle baktıkları zaman bunlar fotoğrafla çok erken tanışan insanlardı. Ancak çözülen aile hayatımız bu fotoğrafları saklamada özen gösteremiyorlar. Bu bakımdan adlarını bildiğimiz halde fotoğraf temin edemeyişimiz bu sebeptendir.
Şimdilerde elimde halen İstanbul’da yaşayan Zileli Ali Rıza GÖVER (1930)’in genişleterek ikinci baskısını yaptığı “Masal Gibi Yaşanmış Hikayeler, İstanbul 2010” adlı hatıra kitabı var. Hiç bir iddiası olmayan yazarın bu eserinde beş yaşında iken Zile’den çıktığı andan 80 yaşına kadar hayat hikayesini anlatırken ibretlik çok şey buluyorsunuz. Dikkatimi çeken bölümlerden biri de dedeleri, babası, eşi ve çocuklarını anlattığı çok samimi bölümler. İnsan bunları okurken görüyor ki sadece bir kişi anlatılmıyor, aynı zamanda anlatılan kişi ile beraber yaşadığı zamanlar da anlatılıyor.Böylece Zile Köyü hakkında en azından 100 yıllık bilgi elde ediyoruz.Bu vesile ile, bir örnek olması bakımından daha önce annem Arife Özdamarlar’ı anlatmıştım.Şimdi de babamı anlatmak istiyorum.
Oturan ise büyük ağabey Ahmet.
Babamların ailesi’nin tarihini 1790’yılına kadar nüfus kayıtlarından çıkarmıştım. Daha ilerisi Halep Türkmenlerinden Beşirler, Aydınlar ile beraber önce Kopçu Köyü’ne daha sonra da başka Türkmenlerle beraber yukarı Develi’ye gelmişler ve geldikleri köyün adı olarak Kopçulu Mahallesini kurmuşlardır.
Babamlara “Abbaslar” veya “Abbas-zâdeler” derler ki “Abbasoğlu”’ na işte 1790 yıllarında rastlamıştık. Yani köklü bir Türk ailesi.
Babam 1919 yılında doğmuştur. (Ama resmi kayıtta 1920’dir.) Babası Abdulkadir Efendi’dir.(1875-1927) Babası Hasan Efendidir.Önce Develi’de İncezade İsmail Efendi’den öğrenim görmüştür.1894 yılında İstanbul’da Hadim Hüseyin Paşa Medresesi’nde okumuş ve 1902’de Hulusi Efendi’den icazet almış müderris ve vaizdir.Son görevi Keskin’dedir.Abdulkadir Efendi yine Yukarı Develi’den Hayriye hanımla evlenmiş ve bu evlilikten Ahmet,Hanife,Necibe,Cemal,Mehmet,Halim ve Mustafa adlarında ikisi kız, beşi erkek yedi çocuğu olmuştur.Çok genç yaşta da ölmüştür.Sülalenin içinde kendisine gelinceye kadar tek ulemadır.Kendinden sonra da adı en çok verilen kişidir. Babam bu yedi kardeşin beşincisidir.Yaygın namı ise:”Abbasın Mehmet”’tir.Çocuk yaşta yetim kaldığı ve annesi tarafından büyütüldüğü için “Hayriye’nin Mehmet” olarak da anılmıştır.

Erkek kardeşler, soldan     Kızlar:Hanife ve Necibe                                  
Halim, Cemal, Mustafa, Mehmet.                
Babam ilk eğitimini Ahmet amcamdan almıştır.İlk okulun ilk üç sınıfını Yukarı Develi’de 4 ve 5. sınıfları ise İstiklal ilkokulu’nda okumuş ve emsalleri gibi buradan 1932.’de mezun olmuştur.1933’te yeni açılan Develi Ortaokulu’na kayıt olmuştur.İkinci dönem sonunda amcam Cemal askere gidince 12-13 yaşlarında mecburen dükkanın başına geçmiştir.Zira babamlar birbirini kollayarak evlendirmişlerdir.Cemal amcam da babamın büyüğü olduğu için dükkan mecburen babama kalmış ve 12-13 yaşlarında babaannem dahil, amcamın ailesi ile birlikte iki amcama da bakmak mecburiyetinde kalmışlardır.Çok küçük yaşlarda manifatura-bakkal dükkanını işletmeye başladığı için de babam “Bakkal “ diye anılmıştır.Ömrünün sonuna kadar da en çok böyle anılmıştır.
Amcamın askerlik dönüşü, dükkanı babam devretmiş ve okul hayatı bittiği için de ticarete bir ağabeyle devam etmiştir. Fakat dükkanda bazı yanlışlıklar görünce hemen ayrılmış ve Uzun çarşı’da bir manifatura dükkanı açmıştır.1920 yılına gelince 2.Cihan harbine denk geldiği için 48 ay askerlik yapmıştır.Garip, askerlikte mors alfabeli postada çalışmış ve :Dakikada şu kadar mors alırdım ! diye övünürdü.Askerlik hatıraları arasında bir de şunu anlatırdı:Koğuşa girdim.Bir Karslı asker ile yüksek rütbeli bir subayın oğlu er olarak aynı koğuştalar.Onlarda postada.Biri yatakhanenin bir köşesinde ,yelleniyor.Al,İstanbul’dan Kars’ bir haber,diyor.Bu sırada Karslı öbür köşeden sesli bir yelleniyor:Al sana Kars’tan bir cevap,diyor.Koğuş kokudan girilmez oluyor.Yapmayın,etmeyin dese de,aldıran yok.Bir o,bir diğeri.Babam nöbetçi subaya çıkıyor,durumu anlatıyor.Subay babama bir tokat atıyor:Ulan milletin kıçının kahyası mısın?Git sen de Kayseri’den selam yolla diyor!.babam konuşkan bir adam değildi.Bunlar da nadir hatıraları arasındaydı.
Askerlik dönüşü elindeki sınırlı bir sermaye ile Uzun Çarşı’da kendi manifatura dükkanını açıyor.Yıl 1947’lere gelince Postacı Hamdi’nin kızı Arife ile evleniyor.Bu evlilikten de Kadir(1948), Kamil (1949) ve Hamdi(1952) çocukları oluyor.
Babam 195O yılında Yukarı Develi’de baba ocağından ayrılıp evini Everek’e taşıyor.
Babam dükkanına gidip gelirken; annem de konfeksiyonun olmadığı o yıllarda “düğün pırtısı” dikmeye başlıyor. Annem çok aydın bir kadındı.Ailenin ve etrafının huzur kaynağıydı.Babamı severdi ve saygı duyardı.Babamdan annemi içten içe severdi.
Ben babamı 1954’lerde dükkana sefer tası ile yemek götürmeye başladıktan sonra tanımaya başladım. Sakin, edepli ve uysal biriydi.Bu huzur dolu günler 1960’da babamın damdan düşüp üç yıl kadar kötürüm kalması,babam ayağa kalkmaya başladığı sırada annemin feci bir ameliyat geçirmesi evimizin ekonomisini de,sosyal düzenini de bozmuştu.Dükkanımız satılmıştı,eldekiler tüketilmişti.Buna rağmen o kötürüm halinde babam İstanbul’da bir yıl kadar amelellik yapmıştı!Arkadaşları onun İstanbul’a gezmeye geldiğini sandığı bir sırada.Sonra eşin dostun yardımıyla evimizin yakınında bir küçük bir dükkan açmıştık.Uzun müddet bu dükkan ve orta öğretimim sırasında yazları pazarda benim de bir şeyler alıp satarak ve köylere giderek meyve götürüp fasulye,nohut gibi ev ihtiyacı şeyleri alıp getirmemiz de bir önemli gelir olmuştu.Hele annemin düğün pırtıları…
Babam bu ticari dengesizlikler içerisinde var olma mücadelesi verdi.Allah’a kimseye de gebe kalmadı ama son yıllarında “unutma” hastalığına yakalandı ve annemin yakın ilgisi altında hayata gözlerini 24.10.1985 yılında,76 yaşında iken Hakk’a yürüdü.Babam son derece samimi ve duygusal bir adamdı.Hırsı yoktu.Namuslu yaşamak istedi ve bunda da başarılı oldu..Belki yetiştiriliş ve belki de aile hayatının iç düzeni bunda etkin olmuş olabilir.Ayağını uzatarak oturduğunu hiç görmedim desem,doğru söylüyorum.
Bizlere karşı son derece şefkatliydi. Bir kere kızdığını, bağırdığını görmedik.Çok namaz ehliydi.Dini konularda bilgisi çok sınırlıydı.Osmanlı rakamlarını kullanırdı fakat Osmanlıca bilmezdi.Kur’an-ı Kerim’i Arap harfli değil,Latin harfliydi.Okuduğu bu kutsal kitabımızın üst kapak altında şu notu vardı: Kocahacılı köyü’nden …üç çinik arpaya satın aldım.Devamında da ailenin doğum,evleniş ve ölüm tarihleri vardı.Yazısı çok güzeldi.Sesi hiç güzel değildi.Fakat Kur’an-ı Kerim’i sıkça okurdu.O sert kışlarda bile namazını camide kılmaya çalıştı.Tam bir cami ehliydi.
Annemin sesi güzeldi ve çok güzel tef çalardı. Ben de bazen sazla anneme iştirak ettiğimiz zaman bundan çok keyf alır, neşeyle, bir taraftan kafasını kaşır, bir taraftan da Eşşoğleşşekler, çekerdi. Bu söz babamın hem kızdığı hem de aynı zamanda iltifatlı sözüydü.
Annemi çok severdi. Bir  özel görüşmemizde, annemi sevip sevmediğini sorduğumda. Ben severim amma içimden severim, demişti. Annem de: Ha birde dışından sevse ya! Der babamı kızdırmaya çalışırdı. Yine bir görüşmemizde de, ticari hayatının bozuk günlerinde :Allah bilir ya oğlum ben bu sıkıntıları annene yaşatmayı hiç istemedim.Öyle güzel duygularım vardı ki …demiş ve ağlamıştı. Şimdi yine ikisi Aygösten Mezarlığı’nda aynı mezarda yan yana yatıyorlar.
Her halde üç kardeş olarak ne annemden ne babamdan bizler hiç nasihat duymadık,telkin de duymadık.Bir gün daha :Namaz kılın, oruç tutun veya ahlaklı olun vs.en ufak bir uyarı duymadık.Bize verdiği en önemli eğitim güzeli yaşamaları ve yaşatmalarıydı.Çok ekonomik çile çekmiştik ama huzurluyduk.Çevremizde bu bakımdan imrenilirdik.Bizlere dolu dolu harçlık verilmedi ama çoğu zaman cebimizde simit alacak paramız vardı.Hele annemin bizlere diktiği gömlekler ve kısa pantolonlar mahallemizde ayrılığımızdı..Ezan evimizin saatiydi.Üç öğün yemek mutlaka çıkardı.Sabah da dahil olmak üzere öğle ve akşam mutlaka sofra başında olurduk.Bir kere babamın bir kaşıkla vurduğunu hiç unutmam.7 veya 8 yaşlarındaydım.Bir gün bir Ermeni,bir Türk arkadaşla ortak Üçüncü sigara almış beraber gizlice içmeye çalışmıştık Bunu öğrenmiş, çok içerlemiş ve babannemin korumasına rağmen yaman bir kaşık darbesi almıştım..O oldu.Sigara benim için hayatımın sadece bir hatırası oldu.
Kardeşleriyle  her zaman sevgi ve saygı içerisinde bulundu. Herhalde Hanife Eme’me biraz daha yakındı gibime gelirdi. Emem zira Zile’de gelindi.


Babam ve bizler.
Bugün babam annem ne babamız var.Allah mekanlarını nurla doldursun ve şu Kutlu Doğum” gününde Yüce Peygamberimizin şefaatine nail eylesin.Bize dünya malı olarak bir bostanlık ve ev eşyası kaldı onu da satıp “Seyrânî Eğitim Vakfı” ‘na  bağışladık.Ev eşyalarını da ihtiyaç sahiplerine verdik.Helal olsun.Çünkü her şeyden önce bize temiz yaşamayı,ahlaklı olmayı ve haramdan kaçmayı öğrettiler.Yani tertemiz ve örnek bir onurlu  mazi bıraktılar..  
Abbas’ın Mehmet, Hayriye’nin Mehmet, Bakkal…Sana binlerce fatiha…
Not:İdrak ettiğimiz “Kutlu Doğum Haftası” dolayısıyla tüm ahirete göçen insanlarımıza rahmet ve insanlığa da hayırlar getirmesini diliyorum.

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
795 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

1+3 = ?