logo

SURİYELİ MÜLTECİLER

Arap Baharı olarak nitelendirilen halk hareketlerinden sonra birçok ülkede mülteci krizleri ortaya çıktı. İlk olarak 18 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta başlayan protestolar, domino etkisi göstererek benzer sorunlar yaşayan Arap dünyasına yayıldı. Tunus’tan sonra Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Ürdün ve Yemen gibi ülkelerden milyonlarca insan çevre ülkelere iç savaş nedeniyle iltica etmek zorunda kaldı.
Suriye’nin Dera şehrinde, silahsız sivil göstericilere rejim güçlerince ateş açılmasıyla başlayan halk ayaklanmasının başladığı Mart 2011 ayından yaklaşık bir ay sonra Türkiye’ye ilk Suriyeli sığınmacı akını gerçekleşti. Dera’daki isyan büyüdükçe büyüdü ve diğer şehirlerde de etkisini gösterdi. İsyan dalgası Şam, Lâskîye, Humus, Banyas, Hama, Kamışlı ve Halep’e doğru genişledi.
Beşşar Esed yönetimi, yapılan protestolara şiddetli bir şekilde karşılık vermesi üzerine protestolar iç savaşa dönüştü. Güvenlik ortamının bozulmasına bağlı olarak ülkemize sığınmacı akını da artarak devam etti. Başlangıçta kısa süreli ve geçici bir durum olarak görülen Suriyeli göç dalgası, gün geçtikçe kalıcı bir hâl aldı.
Suriye’deki savaş, ülkedeki insanların evlerinden etmeye ve bir başka ülkede yeni hayat umudu aramaya mecbur bıraktı. Suriyeli mültecilerin çoğu özellikle Türkiye’yi Avrupa’ya gidebilmek için açılan tek kapı olarak gördü. Bu ve diğer sebeplerle Türkiye’ye sığınan mülteci sayısı her geçen gün durmadan arttı.
Türkiye’nin çeşitli illerinde 20’yi aşkın mülteci kampına kapımızı açtığımız sığınmacılar yerleştirildi. Sığınmacılar için hazırlanan kamplar, dünyaya örnek olacak bir çalışma olarak gösterilebilecek şekilde son derece iyi planlandı. Buna karşın kamp dışında barınan sığınmacıların yaşam koşulları, doğal olarak kamp şartlarını yakalayamadığı için başta açlık ve barınma sorunları olmak üzere çok farklı sorunları da beraberinde getirdi.
Tabi açtığımız kapıdan masum sığınmacı görünümünde teröristler de girdi. Yaptıkları eylemlerle canımızı acıttılar ve acıtmaya da devam ediyorlar. Güvenlik güçlerimiz bu kişilerin yakalanmasına yönelik mücadelelerini sürdürüyorlar. Ancak, bu konuda millet olarak daha duyarlı olup, güvenlik güçlerine yardım etmemiz gerekmektedir.
Suriye’de yaşanan durum, sığınan ve mülteci olmayı kabul eden insanların psikolojilerini ve tepkilerini olumsuz yönde etkiledi. Türkiye’deki Suriyeliler konusu, giderek toplumsal, siyasal ve ekonomik boyutları olan bir uyum, eğitim sorunu ve güvenlik meselesine dönüştü. Dolayısıyla Suriyelilerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya dayalı bir sığınmacı politikası, artık sürdürülemez noktaya geldi.
Suriyeli sığınmacılara devletimiz tarafından yapılan yardımlara rağmen kamplar dışında yaşayan birçok Suriyeli zor durumda hayatlarını sürdürüyor. Çoğu sığınmacı Türk halkının desteği ile ayakta durabiliyor. Ayrıca, Suriyelilere sağlık ve eğitim gibi temel hizmetler ücretsiz olarak veriliyor. Tüm bunların yanı sıra Türk halkı, hükümetin de desteğiyle TIR’lar dolusu yiyecek, giyecek, ilaç ve diğer ihtiyaç malzemelerini başta Halep olmak üzere Suriye’nin bazı bölgelerine göndererek dış desteğine devam ediyor.
Suriye’de altı yıldır devam eden iç savaşta birbiri ile savaşan tarafların sayıları artarken, kimin kiminle savaştığı konusu da bazı zamanlar kafaları karıştırıyor. Çünkü Suriyeli farklı muhalif gruplar hem birbirleri ile hem de Şam rejimine karşı savaşıyor. Ortak düşmanı Şam rejimi olsa da farklı ideolojileri benimseyen grupların çıkarları ve hedefleri muhalif grupları da birbirine düşürmüş durumda. Pekiyi Suriye’de şu anda kim kiminle savaşıyor?
Esed Rejimi, İran, Rusya, Türkiye, Kürt birlikleri (PYD), Hizbullah, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Fetih Ordusu El Nursa Cephesi, DAEŞ ile aralarında Amerika, Fransa, İngiltere, Almanya ve Suudi Arabistan’ın da bulunduğu 60 ülkenin yer aldığı “DAEŞ karşıtı Uluslararası Koalisyon Güçleri” bu savaşın içerisinde. Suriye’deki olaya öylesi kanlı ve eli silahlı örgütler de karıştı ki bu durum dipsiz bir iç savaş haline dönüştü.
Türkiye ve Rusya, Suriye’de Esed rejimi ve rejim yanlısı terörist gruplar ile muhalifler arasındaki çatışmaların sona ermesi için bir ateşkes planında mutabık kaldı. Ateşkesin ardından Astana’da siyasi müzakereler başlayacak. Umudumuz Suriye’de kalıcı bir barışın sağlanması ve işlenen vahşetin ortadan kalkmasıdır.
Bir süre öncesine kadar rejim ile muhalif arasında şiddetli mücadele nedeniyle enkaz haline gelen Halep’in doğusunda halk, ateşkes sonrası hayatlarını yeniden kurma mücadelesine başladı. Sivillerin bir kısmı da Halep’e geri dönme gayreti içerisinde. Savaşın ne getireceğini şimdiden kestirmek çok zor. Savaşın bir an önce bitmesi, acıların son bulması, vatanını terk etmek zorunda kalanların yurtlarına dönerek özgürce yaşamalarına devam etmesi ve Ortadoğu’nun bir an önce huzura kavuşması en büyük dileğimizdir.
Suriyeli mülteciler savaş öncesi ülkelerinde rahat ve huzur içerisinde yaşıyorlardı. Meydana gelen iç savaş yüzünden onlar evlerini ve yurtlarını terk etme durumunda kaldı. Şimdi bu insanların büyük çoğunluğu perişan, mutsuz ve sefil bir vaziyette ülkemizde yaşamlarını sürdürüyorlar. Tüm yaşananları göz önünde bulundurarak bizlerde birlik ve beraberlik içerisinde, birbirimize saygı duyarak yaşayalım. Tarih boyunca şehit kanıyla sulanmış bu güzel vatanımızın kıymetini bilelim ve ona sahip çıkalım.

Share
885 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

3+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • DEVELİ MEZARLIKLARI

    18 Eylül 2020 Köşe Yazarları

    Develi Mezarlıklarını, tarihi Develi köy mezarlıkları da başta olmak üzere (Ayşepınar, Çomaklı, Fraktın, Havadan, İncesu, Köseler, Madazı, Pungu, Soysallı, Sindelhöyük, Zile vs) dahil olmak üzere gezmediğim yer çok azdır. Ama o kadar arzu etmeme rağmen maalesef inceleyemediğim yerler de var. Mesela Karacaören, Kızık, Öksüt, Satı vs gibi. Mezartaşları bir köy tarihi ve bulundukları mekan için çok önemli yazılı belgelerdir. Tıpkı ibadethane olmaları ayrı bir konu ama kitabeli camiler de aynı konuda aydınlatıcı belge sunarlar.! Yeter ki dikkatli ...
  • DÜNYA TEMİZLİK GÜNÜ

    18 Eylül 2020 Köşe Yazarları

    Toplum olarak ortak paylaştığımız yaşam alanlarının temiz tutulması bir vatandaşlık görevidir. Toplum içerisinde bulunan toplum bilinci ve sorumluluk duygusu kişinin ilk önce kendisine saygı duyması ile başlar. Yaşamsal alanların korunması, doğaya, yeşile sahip çıkılması ve çevre temizliğinin önemi herkesin ortak sorumluluğudur. Temiz bir çevre, insan sağlığı ve refahı için temel niteliktedir. Çevre Temizliği, günümüzde dünyanın en önemli sorunları arasındadır. Bütün bunların temel amacı, insanları çevre temizliği konusunda bilinçlendirmektedi...
  • DÜNYA AVCILAR GÜNÜ

    11 Eylül 2020 Köşe Yazarları

    Merkez Av Komisyonunca, avına izin verilen yaban hayvanı türlerini, doğal denge içerisindeki yapıyı bozmadan, tespit edilen zaman ve miktarlar ile belirlenen esas ve usullerle, canlı veya cansız ele geçirmeye çalışmaya Avcılık, bunu yapan kişiye de Avcı denilmektedir. İnsanoğlu yaratıldığı günden bu yana besin arama ve karnını doyurma zorunluluğunu duymuştur. Mağara dönemi insanları beslenmek, giyecek sağlamak ve kendilerini korumak için avlanmak zorunda kalmışlardır. Bir yandan bitki kökleri toplayıp toprağı işlerken diğer yandan av aletlerind...
  • YAZARLARIMIZIN YAZILARINI OKURKEN

    11 Eylül 2020 Köşe Yazarları

    Çağdaş Develi Gazetesi’ nin yayınlandığı 2003 yılından beri elimizden geldiğince haftalık bir değişik konulu yazı yetiştirmeye çalışırım. Bu yazıların hepsi Develi ile ilgili tarih, sosyal, kültürel, siyasî, edebiyat vb konulardadır. İnşallah, bu yazılar bir plan dahilinde yazılmıştı; kitaplaştırıldığında inanıyorum ki Develi kültürü ve medeniyeti adına değerli çalışmalar olduğunu hepimiz göreceğiz. Zira bu yazıların çoğu tabir yerindeyse iğne ile kuyu kazmak kabilinde yazılmıştır. Çünkü küçük yerlerde bilgi toplamak o kadar zahmetlidir. Fotoğr...