logo

STATİK ELEKTRİK GÜNÜ

Mutlaka hepimizin başına elektrik çarpması defalarca gelmiştir. Hiç beklemediğimiz birisine ya da bir yere dokunduğumuzda bir anda elektrik çarpması hissi yaşarız. Günlük hayatımızda biriyle tokalaştığımızda, arabadan inip kapı kolunu tuttuğumuzda, bir yüzeye dokunduğumuzda veya parkta plastik kaydıraktan kaymış bir çocuğa dokunduğumuzda ortaya çıkan karıncalanma hissi, statik elektriğin etkisinden kaynaklanmaktadır.
Hatta aradaki akım geçişi sırasında oluşan kıvılcım gözle görülebilir ve çıtırtı şeklinde ses duyabiliriz. Bu akım geçici bazı kişiler için eğlenceli ya da ilgi çekici gelmekle birlikte statik elektrik özellikle sinir sistemi üzerinde önemli sorunlar oluşturabilmektedir.
Statik (Durağan) Elektrik; Doğada birbirinden farklı veya aynı, iletken veya yalıtkan iki maddenin temas etmesi ve sonra ayrılması veya bir sürtünme sonucunda kendiliğinden oluşan elektrik türüdür. Statik yükün voltajı çok fazla olmasına karşın, akımı çok zayıftır.
Statik elektrik için en büyük örnek ise yıldırımdır. “Artı” ve “Eksi” yüklü bulutların birbirine yaklaşması sırasında tabiatın en büyük statik elektrik deşarjı meydana gelmektedir. Ortamdaki nem oranı arttıkça statik enerji miktarı azalmaktadır. Kullanılan malzemelerin sentetik olması statik enerji oluşumunu artıran nedenlerdendir.
Statik elektrik ilk olarak 2000 yıl kadar önce Yunanlı bilgin Thales tarafından gözlemlenmiştir. Thales, kehribarın kumaş parçasına sürtülmesi sonunda kıvılcımlar çıktığını görmüş ve bu şekilde elektriğin tarihi başlamıştır.
Her sene 9 Ocak günü “Statik Elektrik Günü” olarak kutlanmaktadır. Statik Elektrik Günü, statik elektrik konusunda araştırma ve biraz daha fazla şey öğrenme fırsatı sunmaktadır.
İnsan vücudunda olan elektrik özellikle ellerde, yüzde ve başta yoğunlaşmış haldedir. Temas veya sürtünme yolu ile bir cisme dokunduğumuz zaman vücudumuz ile cisim arasında bir yük geçişi olmaktadır. Negatif olarak yüklenen vücudumuz ile başka bir cisme temas ettiğimizde ani bir şekilde yük boşalması yaşanmaktadır. Kaydıraktan kayan bir çocuğun saçlarının diken diken olması ya da yünlü bir çorapla halıda yürüdükten sonra kapı kolunu tuttuğumuzda elektrik çarpması hissi statik elektrik etkisindendir. İnsan vücudu üzerinde oluşan statik yükün büyük bir kısmı giyilen elbiseden ve bulunduğumuz ortamlardaki plastik taban, yer, duvar, pimapen pencere vs. kaynaklanmaktadır. Plastiğin elektrik direnci çok yüksek olduğu için uzun süre statik elektriği tutabilmektedir.
Parlayıcı sıvı taşıyan tankerlerde hava ile sürtünmenin yanı sıra hareketten dolayı tankın içerisindeki sıvının çalkalanması sebebiyle de statik elektrik yükü birikir. Oluşan bu statik elektrik yükün tehlikeli seviyeye erişmesine engel olmak amacıyla topraklama zinciri kullanılması mecburidir. Bu zincir sayesinde oluşan statik elektrik toprağa iletilir.
Statik elektrik görünüşte zarar vermeyecek bir elektrik türü olarak düşünülse de aslında oldukça büyük zararlara neden olabilmektedir. İnsanların bulundukları ortamdaki almış oldukları statik elektrik, insan sağlığına ve de kullanmış oldukları elektronik cihazlara zarar vermektedir.
Diğer taraftan statik elektriğin insan üzerinde, psikolojik baskı, sinirlilik hali, deri altındaki küçük adalelerin yorularak esnekliklerinin kaybolmasına bağlı gelişen kırışıklık ve sarkmalar, yorgunluk, stres gibi olumsuz etkileri bulunmaktadır.
Statik elektrik risklerini ortadan kaldırmanın en kolay yolu topraklama yapmaktır. Topraklama hattı ile cihaz ve araçlarda biriken statik elektrik toprağa aktarılır. Böylece elektrik arkı oluşması sonucunda patlama riski önlenir. Elektrikli cihazların tamamında mutlaka topraklama yapılmalıdır.
Vücudumuzdaki statik elektriği boşaltmak için fırsat buldukça çıplak ayakla doğada yani toprakta yürümeliyiz. Ayakkabılarımızın komple yalıtkan olmamasına dikkat etmeliyiz. (Kauçuk ayakkabı giymek yerine Deri ayakkabı giymek). Ellerimizi yıkayıp kurulamalıyız. Su ellerimizde birikebilecek statik elektriğin ortadan kaldırmaya yardımcı olmaktadır.

Share
6.283 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

3+1 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ABBASZADE İBRAHİM EFENDİ (1899-1963 )

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Abbaslar ailesinin atası Abbas Dede’dir. Aile de hep dedenin adıyla anıla gelmiştir. Aile Halep Türkmenlerinden üç değişik aile birlikte 18.asrın ortalarında Develi’ye gelip önce Kopçu köyü’ne yerleşmişler, kısa bir süre sonra Develi’ye ad vermiş olan Dev Ali (Seyyit Emir Ali) türbesinin etrafına yerleşmişlerdir. Yukarı Develi’de yerleşmişler ve kurdukları mahalleye de Kopçulu Mahahallesi adı verilmiştir. İlk nüfus sayımı olan 1821 tarihinde de mahalle sakinleri Kopçulu adıyla kayda girmiştir! Abbaszade İbrahim de diğer bütün aile ferleri ...
  • Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci’nin Takdim Yazısı

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci'nin Takdim Yazısı Değerli Hemşehrilerim, İnsanlar genellikle maddi kazanç uğraşısı verirler, bunun için çalışırlar, bunun için çabalarlar. Neden, çünkü daha iyi bir gelecek, daha mutlu bir hayat sürmek için. Maddesel olarak bir yere gelmiş bireyler asli görevlerinden artan zamanlarda da topluma hizmette yer almalı, ülkeye ve insana hizmete omuz vermelidirler. Bu hizmetin karşılığı da manevi kazançtır, manevi kazancın getirdiği haz ve mutluluktur. Bu haz ve...
  • DÜNYA TÜKENMEZ KALEM GÜNÜ

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Günümüzde kalem basit ve kolay bir yazma aracı olarak bilinmektedir. Kalemin tarihi çok eski çağlara dayanmaktadır. Özellikle sanayi devriminin ardından sanayinin de gelişmesiyle birlikte kalemin de bu gelişme ile paralel bir gelişme gösterdiğini görmekteyiz. İnsanlar asırlar boyunca mürekkebe batırılan tüylü kalemleri kullandılar. Ancak bu çok zahmetli bir olaydı. Çünkü sürekli sızıntı yapma problemi vardı. Ve ayrıca mürekkep sayfada çok yavaş bir şekilde kuruyordu. Modern zamanın yazım araçlarından bir olan “Tükenmez Kalem” icat edilip seri...
  • Gönül Sadakası

    03 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Okuyucu tarafından zaman zaman dersler çıkarılacak, kıssadan hisse alınacak metinler geliyor. Neşe ve sevinçler paylaştıkça çoğalır. Üzüntü ve kederler paylaştıkça azalır. İşe öyle dostlar ararız bazen. Bizimle üzülüp, bizimle sevinecek dostlar. Ama her şeyden önemlisi öncelikle bizim kendimizin omuz dayanacak bir dost olmamızdır. Bir hanımefendi anlatıyor: Biraz fasulye ve biraz pilav alarak bakır bir tepsiye koydum. Üzerine patlıcan, salatalık ve bir kaç tane kayısı ekledim... Tam dışarı çıkacaktım ki babam sordu: - “Nereye gidiyorsun kızı...