logo

Seyrani’ye Göre Mutlak Varlık

Seyrani’nin şiirlerinde dile getirdiği pek çok konu vardır.
Bunların ilkinin de Ulûhiyet yani Mutlak Varlık olan Yüce Yaratıcı olduğudur.
Bu tebliğimizde bu konuyu yani Seyrani’nin bütün âlemlerin hakikatini varlığında toplamış olan, zât âleminden mücerret varlık âlemine tecelli eden Allah’ın varlığı ve insana yansımaları konusundaki görüşlerini anlatmaya çalışacağız.
Seyrani’ye göre her yeri kuşatan, ezeli ve ebedi kudretin yegâne sahibi mutlak(eksiksiz) varlık olan Yüce Allah aynı zamanda mutlak iyiliğin ve mutlak güzelliğin de sahibidir. Bu dünyada ve kâinatta Seyran’inin ifadesiyle resmedilmiş olan tüm görünen ve görünmeyen bütün şeyler, güneş, ay, yıldızlar, denizler, dağlar, taşlar ve tüm canlılar O’nun varlığının görüntüsüdür. Tüm varlık âlemi Allah’ın Kün!(ol) emriyle tecelli etmiştir. İşte Seyrani tüm bunları dört satırda şöyle ifade etmiştir:

İsm u resm-i cümle mahlûk mevcudat
Zuhûru mümkinat cümle kâinat
Maden-i vücudun ettiler ispat
Sıfat-ı zâtına cevher dediler

Seyrani Allah’ın Cemal ve kemâl Sıfatlarının tüm evreni nasıl kuşattığını da şöyle dile getirir:
Mahrem-i şânından masun cemâlin
Zerre noksan kabul etmez kemâlin
Cümle mağrib maşrık kıble şimalin
Ednâsı Seyrânî kemter dediler

Seyrani bu mısralarında Allah’ın cemal sıfatının her şeyde tezahür ettiğini, şanı ve yüceliği noksansız olan Allah’ın varlık âleminde, doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde yüzümüzü ve yönümüzü ne tarafa çevirirsek çevirelim orada Allah’ın cemalini ve lütfunu göreceğimizi ifade ettikten sonra tüm bu varlık içinde en hakir kulun da kendisi olduğunu söyler.
Seyrani bu mısralarıyla Kur’an-ı Kerim’in Bakara suresinin 115. Ayetini delil olarak kullanır. Konu, ayette şöyle ifade edilir: “Doğu da Batı da Allah’ındır. O halde nereye dönerseniz dönün, iyi bilin ki, Allah’ın yüzü(cemali) oraya tecelli etmiştir. Kuşkusuz ki, Allah her yeri kaplayandır, her şeyi çok iyi bilendir”.
Seyranı bu ayete telmihte bulunarak hem Kur’an’a olan vukufiyetini hem de Allah’a olan inancını ve bağlılığını göstermektedir.

Seyrani’ye Göre Allah’ın tecelli edişi

Tecelli nedir? Allah’ın kâinattaki canlı ve cansız her zerrede zuhur etmesi belirmesidir. Sözlük anlamı parıl parıl görünüş, gösteriş anlamına gelir. Sûfilere göre yakmak ateşin, boğmak suyun doğasında olduğu gibi tecelli de Allah’ın zatı icabıdır. Bütün âlemlerin hakikatini varlığında toplamış olan Allah bilinmesi mümkün olmayan zât âleminden mücerret varlıklar âlemine, tecelli edişini bir kutsi hadiste Yüce Allah şöyle açıklar: “Ben gizli bir hazineydim, bilinmeği diledim ve tüm canlıları yarattım. Onlar da beni benimle tanıdılar”.
Seyrani bu hadisi mısralarında dile getirirken, kâinatın kendi kendine var olan bir âlem olmadığını, Allah’ın varlığından dolayı var görünen bir âlem olduğunu şöyle ifade eder:
“Küntü kenz”i bunda mahfi nümâyan
Sıfatın zatullah olmakla âyan
Vücudun gevher-i kân-i dü-cihan
Seni sultanlara serdar dediler
Yani: Allah’ım, görünen, aşikâr olan her şey “ben gizli bir hazineydim” sözünde gizlidir
Tüm sıfatların zatında kaim ve aşikâr iken
Varlığın iki cihanda mekân dışı ve mekân üstü görünen cevherin ta kendisidir.
İşte bu yüzden Seni tüm sultanların serdarı diye tavsif ettiler.
Seyrani bütün sûfiler gibi kâinatı bir ilahi tecelliler diyarı olarak görür. Ona Kâinatı ilahi varlığın mazharı, görünen mekânıdır. Her ne varsa O’nun tezahürüdür. Her şeyde kendini yine kendisine göstermiştir. İlahi nur her yeri kaplamış buna da tecelli deryası adını vermiştir.

Çalkan ey tecellî deryâsı çalkan
Dilim mahzûn çeşmim akıdır al kan
Kurtaramaz hasûd ser dutsa kalkan
Âhım okun alsa nişangâhına.
Mutlak varlık yokluk ile karşılaşınca, bir aynaya akseder gibi, yokluk içinde bir gölge, bir hayal gibi belirmiş yani “ tecelli etmiştir”. Bu yüzden kâinat, Allah’ın varlığının tezahürüdür. Daha çok bu tecelli perdesi ile görünen örtülmüş diyarın arkasındaki mana iklimiyle ilgilidir.Görünenden görülmesi gerekene geçilecek köprüler insan gönlüdür.
Seyrani: Ya Rab Tecelline Tur Eyle Beni
Seyrani’ye göre İlahi varlık tektir. Bütün evreni o kaplamış ve onun tecellisi bütün evreni kuşatmıştır. Daha açık bir ifade ile bütün evren tanrıdandır, tanrının bütün evrende tezahür ettiğidir. Ona göre: “ La ilahe illallah” sözünün anlamı tek varlık olan Allah’tır. O’ndan başka evrende Allah’tan başka varlık yoktur” anlamına gelir. Bu hüküm Kur’an’da sıkça zikredilen “ Allah’tan başka tapacak yoktur” ayetlerine dayanır. Bundan dolayı varlık kavramı altında toplanan ne varsa ilahidir, onun tecelli sıfatının eseridir. Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 138. Ayetinde tüm evrenin ilahi boya ile boyandığını, yani evrende her şeye Allah’ın tecelli ettiğini beyan ederek bu gerçeği ifade eder.
İnsan ise görünen evrenle görünmeyen evreni özünde yansıtan bir varlıktır. İnsanda düşünen öz, eylemde bulunan güç, diriliği sağlayan cevher ruhtur. O da ilahidir. Kur’an’a Allah’ın : “İnsana ruhumdan üfledim” sözü bu gerçeği doğrular. O nedenle insan varlığında ortaya çıkan bütün coşkunluklar, sevinçler, sevgiler birer ilahi görüntüdür. İnsan derin bir sevgiye kapılırsa kendi özünde de, evrende de ilahi tecelliye mazhar olur. Böylece varlığın tanrısal olduğunu anlar. Varoluş görünmeyenden görünene, gizlilikten açıklığa, karanlıktan aydınlığa çıkıştır. Bütün oluşlar ilahi birer fışkırmadır. Her ne kadar görünüşte çokluk varsa da bu mazhardan dolayıdır. Mazhar ise ilahi varlığın görünüş alanına çıktığı varlık türleridir, varlık kaynağıdır. Buna göre Tanrı mazharların özüdür. Bu mazharlar içinde özü itibariyle, taşıdığı yetenekler bakımından ilahi kudretin bir takım özelliklerini taşıyan tek canlı insandır.
İşte Seyrani derin bir duyuş ve sezişle dile getirdiği dizeleriyle tanrı tecellisine mazhar olmayı bunun için ister. Tıpkı Tur-i Sina’da Allah’ı görmeyi arzu eden Hz. Musa gibi. Hz. Musa’nın Tur Dağında Tanrı tecellisine mazhar olduğu beyan edilen A’raf suresinin 143 ve 155, Tâhâ, 100, Neml, 7, Kasas, 29. Ayetlerinde zikredilen tecelli sıfatına kendisinin de mazhar olmasını isteyen Seyrani, göklerin sönük yıldızı gibi aşkının buna yetmediğini ifade ederek İlahi nurun tecellisine şöyle sığınır:
Miraciyem ben de Musa-yı aşkın
Ya Rab tecelline tur eyle beni
Sönük yıldızıyım semayı aşkın
Nur-i zatınla pür nûr eyle beni

Sayrani Yüce Allah’ın Kudretinden ve cemalinin tecellisinden payını alabileceğini bunun da ancak aşk ile mümkün olabileceğini ifade eder:
Yanmadan uslanmadı gitdi dil-i dîvâneler
Yâ neler var aşk ile yanmış tutuşmuş yâ neler
Döne döne yanmayınca bilmedi pervâneler
Nur mu nâr mı künhünü o şem’in asl-ı zâtına
Öyle bir şem-i cemâle yandı kalb pervânesi
Benzemez hiçbir cemâlin şem’inin müşkâtına
Sırr-ı aşkın künhünü bilmez diyen bilen demez
Zevk-i vuslat nimetin bilmez yiyen bilen yemez
Vak’a-yı Mûsâ’yı zâhid dinlesen de benzemez
İntizâr-ı vuslat-ı cânan Kelîm mikâtına
Tûr-u Hak Seyrânî’nin kalbinde olmuş müstetîr
Benzemez ebyât-ı aşk Mûsâ Kelîm Tevrât’ına

Seyrani Birlikte Çokluğu Bulmak İster
Mana âleminde Allah’ın ruhlara: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim”? hitabına karşılık “Evet Rabbimizsin elbette diye verdiğimiz ikrar ahdinde, “ Evet” diyen ruhlar arasında kendisinin de bulunduğunu söyleyen Seyrani, burada Canân’ın yani Allah’ın iki ahitle ikrar aldığını söyler. Birincisi duyu algısıyla kavranan ve zihin ile düşünülen şeylerin hiçbirisinin gerçekte kendiliğinden var olmadığını ve ancak her şeyin kendisi ile kaim olduğu Zât-ı Taâlâ’nın birliğine imandır. İkincisi ise bu ikrarda tüm ruhlara kısmetleri taksim edilirken kendisine Süphan’ın, yani Allah’ın aşkı nasip ettiğini, tüm ruhlara da âşık olmalarını tavsiye ettiğini söyleyen Seyrani bu mana âleminde Yüce Yaratıcıya ikrar verip iman ettiğini de şöyle ifade eder:
Eyledik ikrâr-ı dil Mevlâ’yı hem bilürüz
Tâ elest bezminden kim imana girdim çok mudur?
Bu imandan sonra Seyrani ilahi kudretin, Allah nurunun kendisinde tecelli ettiğini, kudret pınarından doya doya içtiğini, birlikte çokluğu bulmak istediğini, hiçbir vakit ilahi birlik badesinden başka bir şey istemediğini şöyle dile getirir:
Elestü bezminde sâki-i kudret
Kandırdı selsebil peymânesinden
Bulmak ister idim vahdette kesret
Çıkmadım bir vakit meyhânesinden

Dergâh-ı mevlânın mihmânesiyiz
Câm-ı agehînin mestânesiyiz
Mahbûb-ı Hudâ’nın dîvânesiyiz
Eyledik ikrâr-ı dil Mevlâ’yı hem biliriz.
Seyrani “Elest Bezminde” verdiği ahitte Yüce Yaratıcının “ âşık olun” sözünün anlamına açıklık getirir. Ona göre aşkın aşkına vasıl olmak için insanın yalnız Huda’ya inanması yetmez. Kişinin ben ve bencillikten temizlenmesi, ruhunu arındırması ve insanlık sıfatıyla insana değer vermesi gerekir. Kişinin Allah’tan başka bir varlık olmadığını anlayabilmesi için, içe kapanış yolunu seçerek derin düşünceye dalması, gönlünde tanrısal ışığı görünceye değin çevresiyle bağlarını kesmesi gerekir. İçe kapanan kişide önce tanrısal sevgi uyanır. Bu sevgi Tanrı’ya yönelmeyi, Tanrı’dan başka bir varlığın bulunmadığını sezmeyi, nesnelerde, yönlerde Tanrı’yı görmeyi sağlar. Yaratanı görmek, gerçeği kavramaktır, gerçeği kavramanın yolu da sezgidir. İnsanın gerçeği kavrayabilecek sezgiyi kazanması olgunluğun en yüksek aşamasına varması demektir. Bu aşamaya varan kimsenin gönlü Yaratanı, bütün açık seçikliğiyle göründüğü bir ayna gibidir. Bu özelliği dolayısıyla kişinin gönlü tanrı evi (beytullah)’dır. Bilgi, Yaratanı gönülde görmek, ondan başka bir varlık olmadığını kavramaktır”.
Seyrani’nin benimsediği tasavvuf anlayışına göre ahlakın temeli sevgi ile saygıdır. İnsanın gönlü Allah’ın evi olduğuna göre ona saygı duymak, sevgiyle yaklaşmak gerekir. Birbirini incitmek, birbirine karşı kötü davranmak, yalan söylemek, haksızlık etmek, suç işlemek, çalmak, saygısızlık insana yakışmaz. Bu eksik eylemlerin kaynağı tanrısal sevgiden yoksun kalmaktır. İman böyle güçlenir. Bu da ancak sevgiyle, aşkla olur. Aşk yolunda, sevgi yolunda mihnet çekmekle olur.
Seyrani bununla ilgili olarak Allah aşkından dolayı ateşe atılan ve Kur’an’da zikredilen Hz. İbrahim Halilullah’ın aşkı ile “Ben Haktan başka bir şey değilim, ben batıl değilim, beşeri sıfatlarım Hakk’ın zatında yok oldu, kendimde O’nu gördüm ve nasıl bir cisim ve can olduğumu anladım” anlamına gelen “enelhak” dediği için darağacında asılan, sonra da cesedi yakılıp külleri suya atılan Mansur’un sevgisini örnek verir:
Halilullah Nemrud nârından geçer
Mansur “enelhak” dârından geçer
Rızâsın terk edüb yârından geçer
Kendi rızâsından geçmeyen gönül

Share
1.663 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

1+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • BİLGİ NEDİR?

    23 Şubat 2021 Köşe Yazarları

    İnsan, araştırma ve öğrenme içgüdüsünü gidermek, hayatını sürdürebilmek, sayısız ihtiyaçlarını karşılamak ve geleceğini güvence altına almak için öğrenmek, kısaca her şey hakkında bilgi sahibi olmaya ihtiyacı vardır. Bilgi öyle geniş bir kavramdır ki tanımlamaya güç yetmez. Çünkü bilgi sonsuzdur ve her şeydir. Sözlük anlamıyla BİLGİ, öğrenme, araştırma ve gözlem yoluyla elde edilen her türlü gerçek, malumat ve kavrayışın tümüdür. Bilgi, içinde yaşadığımız dünyayı ve olayları yorumlamak ve yönetmek için uyguladığımız bir dizi anlayış, kavrayı...
  • DEVELİZADELERDEN BİR BİLİM ADAMI : ALİ RIZA EFENDİ (1853-1913)

    23 Şubat 2021 Köşe Yazarları

    Osmanlı saray eğitim sistemlerinden biri de Huzur dersleridir. Padişahlarımızın başkanlığında ,yüzün üzerinde ulemanın katıldığı “Huzur Dersleri” çok önemlidir.. Bu konuda, yine bu sütunlarda (Çağdaş Develi Gaz.14.05.2019) tarihinde bir yazımız yayınlanmıştı. Bazı bölümleri tekrar etmekte fayda görüyoruz:” Osmanlı sarayında eğitim konusunda en önemli konulardan ”Huzur Dersleri” ve “ Enderun Mektebi” dir. Huzur derslerinin temel amacı, Osmanlı hükümdarının başkanlığında toplana 100-120 kadar seçkin din adamıyla yapılan Kur’an tefsirleri, yo...
  • Mustafa Akdoğan Amca’nın Anısına

    19 Şubat 2021 Köşe Yazarları

    Demokrat Develi Gazetesi imtiyaz sahibi Mustafa Akdoğan 2.2.1955 Çarşamba Günü Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Akdoğan'a tanrıdan rahmet ve kederli ailesine başsağlığı dileriz… Demokrat Develi Gazetesi Develi Lisesi Yatılı 5.Sınıf Öğrencilerinin Taziyesi; Değerli arkadaşımız Ahmet Akdoğan'ın babası Demokrat Develi Gazetesi'nin sahibi Meclisi Umumi Azası Mustafa Akdoğan'ın ansızın vefatı üzerine duyduğumuz teessürlerimizi bildirir kederli ailesine baş sağlığı diler, acılarını paylaşırız. Diye 2.2.1955'te çıkan gazete ile duyurulmuş. 66 yıl ö...
  • DÜNYA PİL GÜNÜ

    19 Şubat 2021 Köşe Yazarları

    Kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine doğrudan dönüştürerek, bünyesinde depolayan cihazlara PİL denir. Çoğunlukla aynı kimyasal yapıya ölçülere ve elektrik kapasitelerine sahip piller, tek tek bir araya getirilerek pil grupları oluşturulabilir ve bunlara kısaca BATARYA denilmektedir. Pilin tarihi milattan sonra erken yüzyıllara kadar dayanmaktadır. Bu döneme ait, pişmiş toprak kap içinde bakır tabaka ile çevrelenmiş demir bir çubuk bulunan sözde Bağdat Pili denilen kalıntılar bulunmuştur. Pillerin asıl gelişimi ise Alessandro Volta ile başlamı...