logo

Prof. Dr. Burhan Kuzu Hocamızı Ahirete Uğurladık

Prof. Dr. Burhan Kuzu, Türkiye sevdası olan, davasının şuurunda akademisyen ve siyasetçiydi.Anayasa Hukukçusu, nüktedan bir değerimizdi.Lise yıllarında aynı dönemde (1971-1972) Develi Lisesi’nde birlikte öğrenim gördük.Ülkemize ve memleketimize önemli hizmetlerde bulundu.Derneğimizin organizasyonlarının çoğuna katılırdı.17 Ekimden beri Korona virüs(Kovid-19)nedeniyle İstanbul Medipol Mega Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi görüyordu.1 Kasım gecesi 04.00’te vefat etti.Cenazesi 02.11.2020 Günü 12.00’da Fatih Camii’nden kılınarak Edirnekapı Necatibey mezarlığına defnedildi.Cenazesine Cumhurbaşkanımız, Bakanlar, Milletvekilleri, Bürokratlar ve hemşehrilerimiz katılarak ona son görevlerini yaptılar. Allah rahmet eylesin hocam seni unutmayacağız.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan’dan Dava Arkadaşı Kuzu’ya Veda
Pazar günü vefat eden Kuzu’nun cenazesi Cumhurbaşkanımızın isteği üzerine Pazartesi Günü’ne ertelendi. TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve 22, 23, 24 ve 26. dönem AK Parti Milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu, son yolculuğuna uğurlandı.
Tören için Fatih Camiisine getirilen Burhan Kuzu’nun Türk bayrağına sarılı naaşı, polislerin omzunda musallaya konuldu.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da törene katılarak, Kuzu’nun ailesine başsağlığı diledi.Cenaze namazı sonrası kısa bir konuşma yaptı.
“Burhan Hocamız malum hem nüktedandı hem de İstanbul Üniversitesi’nde davasını bilen bir Anayasa Hukukçusunun olmadığı bir dönemde orada görev yaptı. Oradan yetiştirdiği öğrencileriyle hep övündü. Biz de onunla övündük. Parlamentoda beraber süren bir yolculuğumuz oldu. Daha sonra Cumhurbaşkanlığında danışman olarak çalıştık. Koronavirüs salgını sonrası Burhan Hoca’yı çok kısa sürede kaybettik.”
Burhan Hoca’yı Sevenler Cenazesindeydi:
Kovid-19 tedbirleri doğrultusunda gerçekleştirilen törene, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, AK Parti Genel Başkan yardımcıları Mahir Ünal, Hayati Yazıcı ve Fatma Betül Sayan Kaya, AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş, eski bakanlar Veysel Eroğlu ve İsmet Yılmaz, eski Kayserili Milletvekilleri: Yaşar Karayel, Sami Dedeoğlu, Prof. Dr. İrfan Gündüz, CHP İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, AK Parti İstanbul İl Başkanı Bayram Şenocak, AK Partili Belediye Başkanları ve Milletvekilleri, Develi Belediye Başkanı Mehmet Cabbar, Develi AK Parti İlçe Başkanı Osman Turan, Mehmet Durukan, Sezgin Sungur, Yunus Yurdakul, Ankara Şıhlılılar Derneği Başkanı ve üyeleri merhumun ağabeyi Bünyamin Kuzu ve hemşehrilerimiz katıldılar.
Özgeçmiş:
Prof.Dr. Burhan Kuzu: 1 Ocak 1955 tarihinde Kayseri’nin Develi ilçesi Şıhlı mahallesinde Ali Rıza Bey ve Zahide Hanım’ın oğlu olarak dünyaya geldi. M. Nebi, Süleyman, Rukiye, Bünyamin, Sami, Burhan, Mustafa, Yusuf ve Songül adında sekiz kardeşi vardı. Henüz 15 yaşında babasını Ali Rıza Bey’i kaybetti, yetim kaldı.18’inde ise annesini Zahide Hanım’ı kaybetti, öksüz kaldı. Zor şartlar altında eğitimine devam etti.
01.07.1972 tarihinde Develi Lisesi’nden,1976 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.Yüksek lisansını ve doktorasını aynı üniversitede tamamladı.İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten hemen sonra hâkimlik ve kaymakamlık sınavını kazanarak,Tekirdağ’da kaymakamlık stajına başladı. Stajyer kaymakam olarak Tekirdağ’da çalıştı.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyeliği ve Başkanlığı görevlerini yürüttü. Akademik çalışmalarda bulundu. Akademik araştırmalar çerçevesinde (1980-1982) yıllarında Paris Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yer aldı.1998 yılında profesörlük unvanını aldı.
Meslekî alanda yayımlanmış çok sayıda makale ve kitabı bulunmaktadır. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında üyelik ve yöneticilik yaptı. Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde öğretim üyeliği, Zirve Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde misafir öğretim üyesi olarak görev aldı. Polis Okullarında uzun süre ders verdi.
Hukuk, çevre bilimi ve bilinci hakkında eserleri, yazıları, araştırma ve makaleleri yayımlandı. Hukuk alanında çok sayıda eseri bulunmaktadır. Kuzu’nun eşinin adı Azime Hanımdı. Ferhan ve Süleyman adında iki evlat sahibiydi, iyi düzeyde Fransızca biliyordu.
TBMM kariyeri 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurucu üyesi olarak aktif siyasete başlayan Kuzu, partinin ilk Demokrasi Hakem Kurulu Başkanlığı görevini sürdürdü. Sadece iki partinin meclise girebildiği 2002 Türkiye genel seçimlerinde AK Parti İstanbul Milletvekili olarak meclise girdi.
2007 ve 2011 Türkiye genel seçimlerinde AK Parti İstanbul Milletvekili olarak tekrar meclise giren Kuzu, partisi içinde uygulanan üç dönem kuralına takıldığı için Haziran 2015 Türkiye genel seçimlerinde aday olamadı.Kasım 2015 Türkiye genel seçimlerinde AK Parti İstanbul Milletvekili olarak meclise girdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde TBMM Anayasa Komisyonu üyeliği yaptı. Cumhurbaşkanı fahri danışmanlığı görevinde de bulunarak “Başkanlık Sistemi” çalışmalarında yer alan Kuzu AK Parti MKYK üyeliği de yaptı.1 Kasım’da Kovid-19 nedeniyle tedavi gördüğü hastanede 65 yaşında hayatını kaybetti. Ulvi davası ve ülke sevdası olan Burhan Hocam ruhun şad, mekânının cennet olsun.
İzmir depreminde vefat edenlere Allahtan rahmet, yaralılara acil şifalar dilerim.

Çağdaş Develi Gazetesi, 06 Kasım 2020, Sayfa 7

Share
7.055 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

7+5 = ?

#

Prof. Dr. Burhan Kuzu Hocamızı Ahirete Uğurladık” için 1 yorum

  1. Avatar İsmail Samur : diyor ki:

    Burhan Kuzu’nun Anısına Hürmeten

    Yıl 1966 İstanbul Üniversite Hukuk Hukuk fakültesinde öğrenciyim. Hüseyin Nail Kubalı diye bir anayasa profesörümüz var. Herif havalımı havalı. Gözümüzde dağ gibi büyütüyoruz. Adam yasaların babası olan 60 anayasasının mimarı; kasaldıkça kasalıyor, böbürlendikçe böbürleniyor, “Şu gördüğünüz Anayasayı ben hazırladım.” diyor ve başlıyor övünmeye, “Bunun üzerinde çok çalıştık ve dünyanın en güzel anayasasını hazırlamak bize nasip oldu. Bunu çantamda ekmeğimle birlikte taşıyorum, bu da ekmek kadar kutsal.” diyor da başka bir şey demiyor.
    Biz tabii toyuz o zamanlar, yutuyoruz. Adamı hocaların hocası, profesörlerin profesörü sanıyoruz. Helal olsun herife, bu kadar derin bir bilgiye, kültüre, birikime sahip olmasa koskoca generaller bizim hocayı çağırır mı? diye düşünüyor, gözümüzde büyüttükçe büyütüyoruz. Ağzından çıkan her cümleyi ezberlemeye çalışıyoruz. Adamın ağzından bal akıyor. Biz de her söylediğini hiç düşünmeden yalayıp yutuyoruz, ne de olsa meslek hayatımızda bunlar bize lazım olacak ve hak bildiğimiz yolda ilerlerken bize ışık tutacak.
    Hayata atılıp hanyayı konyayı öğrenince anlıyoruz ki meğerse adam yavşağın tekiymiş. Darbe yapan askerler yürürlükteki anayasayı çiğnerken, halkın serbest iradesiyle seçilmiş başbakanı ve bakanlarını asarken, koskoca anayasa profesörü karşı çıkacağı, halkın önüne düşüp ‘Ne uyuyorsunuz enayiler, bu asker bozuntuları anayasayı çiğniyor, milletin iradesine karşı çıkıyor, suç işliyorlar.’ diye haykıracağı yerde, askerlerin koltuğunun altına sığınan yavşağın teki, profesör bozuntusu bir herifmiş.
    Darbeci generallerin, bu ve buna benzer üç beş yavşak profesöre hazırlattıkları ve yürürlüğe soktukları güya en toplumsal(!) olan, Türk halkına henüz hazır olmadığı sayısız özgürlük(!) sunan bu anayasa meğerse toplumu 12 Mart ve 12 Eylül’le kaos ortamına sürükleyecek olan laf salatasından başka bir şey değilmiş. Hala bu ve buna benzer bilim adamlarını(!) alkışlayan, bunların götünün kalkmasına, burnunun büyümesine sebeb olan ve bunlardan medet uman insanlar var. Bu nasıl büyük bir örümcek kafalılık, bir türlü anlayamamışımdır ve gerçekten de anlamam mümkün değil.
    Tabii H. N. Kubalı yalnız değildi. Bu itin Sabih Kanadoğlu, Kemal Alemdaroğlu gibi daha bir çok arkadaşları, bir de bu itin çömezi vardı; Orhan Aldıkaçtı. O da ilerleyen yıllarda Profesör(!) oldu. O da tıpkı ağababası gibi 12 Eylül darbecileri generallerin koltuğunun altına sığındı, meşhur oldu, yıllarca genç dimağları zehirledi. Taaa ki Burhan Kuzu gibi generallere boyun eğmeyen, halktan yana, haktan yana taşşaklı profesörler piyasaya çıkana kadar, bunlar borularını öttürmeye devam ettiler. Ve bu itlerin zehirledikleri zamanın gençleri şimdi hala önemli su başlarında, ara sıra da olsa hortlamakta, halkın legal yollardan seçip iş başın getirdiği politikacılara ayak bağı olmaya devam etmektedirler. Burhan Kuzu gibi değerli bilim adamlarımız olmasaydı, halkın oyuyla legal yollarda seçilmiş ülkeyi yönetenlerin kollarını bükecek, haksız hukuksuz yolardan gelip devletin önemli koltuklarını kapacak, keselerini doldurup, halkı zar ağlatacaklardı.
    Bir TV tartışma proğramında Sabih Kanadoğlu’nun karşısında dağ gibi duran, toplantı süresince onu balmumuna çeviren o genç hemşerimi gördüğümde nasıl içimin kıvançla dolduğunu anlatamam.
    Ama bundan önce aklımda en çok kalan şu cümlesi olmuş : “Bir gün rahmetli Özal beni çağırdı, oğlum Burhan bize bir anayasa yapıp getiriver dedi. Aramız pek iyiydi.” O zamana kadar hep silah kimdeyse onun uşaklığını yapmakla övünen profesörlere alışmıştık. İlk defa bir bilim adamı seçilmiş bir başbakanın yanında duruyordu.
    AKP’nin ilerde yapacağı kapsamlı anayasa değişikliği ve yargıda reform paketinin alt yapısını hazırlayan hukukçu da Burhan Kuzuydu. Herşeyi kendisine devretmişti Erdoğan bu konuda. Medyada hiç bahsedilmiyordu kendisinden, ama geleceği o belirleyecekti ve de öyle oldu.
    Yıllarca, temel hak ve özgürlükleri, demokrasiyi ve hatta laikliği anlatmış bir kişi ve AKP milletvekiliydi. Anayasa profesörüydü ama hiç bir zaman böbürlenmez, surat asmaz şakacı halk adamı yani içimizden biriydi. Aklımda kalan anlattıklarından bir anekdot: Bu ders anlatırken not alan bir talebe bir cümleyi kaçırınca arkadaşına sorar “Kuzu ne dedi?” Bunu duyan Burhan hoca muhteşem espri anlayışıyla cevap verir, “meeee dedi” der. Hoca böyle deyince sınıf gülmekten kırılmış. O derslerine bu tür espriler katarak anlatan, öğrencilerini sıkmayan, renkli bir simaya sahipmiş. Talebeleri hep buna benzer şeyler anlatırdı, çok duymuşluğum vardı. İstanbul Türkçesi konuşamayan bir -başka- istanbul milletvekili ve öğrenci yetiştiricisiydi.
    Bir Sakıp Sabancı kendi kişiliğinden hiç ödün vermeden içinden geldiği gibi konuşurdu, bir de Burhan Kuzu: Böyle bayramda eve gelen eh heh heh hanım kızımız nağadar da büyümüş maşallah filan diye konuşan uzak akrabam gibiydi kendisi, severdim. Böyle bi tontişlik, yuvarlayarak emaaaan sendecilik yapan, çok taklı maşallah diye içinden geldiği gibi konuşan, komplekslerini yenmiş bir köylü çocuğu, bir halk adamıydı. Şakacı, şeker gibi, lokum gibi, kaymak gibi bir insandı. Hemşerim olarak kendisini çok severdim.
    Milletvekillerinin bir çoğu pek değerli g.tlerini ceylan derisi koltuklara sererken Burhan Kuzu sabahlara kadar kuzu kuzu oturup anayasa metni hazırlıyordu. Ayrıca askerlerin sivil yargıda yargılanmasına ilişkin yasa tasarısının mimarıdır rahmetli.
    Legal yollardan seçilip iktidara gemeyeceklerini anlayan partiler ihtilal yapmayı gelenek haline getirmiş askerlerin, Sabih Kanadoğlu gibi kanunları g.tünden okuyan profesörlerin, Vural Savaş gibi dindar insanlardan nefret eden savcılardan medet umduklarında; Burhan Kuzu bunların karşısına dağ gibi dikilmiş, derin hukuk bilgisiyle hepsine yalnız başına başa çıkmayı başarmış bir politikacı, aynı zamanda hukuk adamıydı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı’nın, siyasi parti hakkında kapatma davası açmadan önce meclisten izin alması hükmüne yer verilmesi gerektiğini söyleyen TBMM anayasa komisyonu başkanı. Ayrıca YCB’nın partiler üzerinde bir tehdit olduğunu belirterek, zamanı Yargıtay Cumhuriyet Savcısının elini kolunu bağlayan kişi da Burhan Kuzuydu.
    O televizyon proğramlarının, tartışmaların tek tabancasıydı. Kanunsuz, hukuğu aykırı bir durum gördüğünde hemen müdahale eder, konu açıklığa kavuşana kadarda mücadelesini sürdürürdü. Yılmaz, sinirlenmez, rahat davranışlarıyla rakipleri alt etmeyi çok iyi başarırdı.
    Bir televizyonda ana haber proğramında izlemiştim. Kamer Genç yine yırtık dondan çıkar gibi “bay kuzu” diyerek söze başlamış, salyalarını akıta akıta iktidara mesnetsiz bir şekilde saldırmaya devam etmişti. Burhan Kuzu hemen araya girmiş. Derin hukuk bilgisiyle konuyu açıklığa kavuşturmuş. Kamer Genç süt dönmüş kedi gibi yerine oturmuştu.
    Kendisini bir üniversitede konferans verirken yumurta atarak protesto eden öğrencilere hiç kızıp sinirlenmeden, “bu kadar beyinsiz öğrenci grubunu ilk kez bir arada görüyorum. Bu yumurtaları yeseler beyinlerine daha iyi gelir.’ demişti. Aynı gün katıldığı Habertürk kanalındaki Sansürsüz programında, kendisine yumurta atan öğrenciler için, “eğer ordunun darbe yapmasını umuyorlarsa, ordunun darbe yapmaya niyeti de yok, hali de yok” demişti. Bu, ‘biz orduda darbe yapacak hal bırakmadık’ın itirafıydı. Burhan Kuzu gibi babayiğitler olmasaydı, şanlı Türk ordusunun içine sızmış olan Fetöcüler çoktan bu ülkenin anasını ağlatmışlardı.
    Ülkemizin gelmiş geçmiş büyük ve değerli bilim insanlarından biriydi. Uyanır uyanmaz haberi görmemle şok oldum ülkede onun gibi bir deha bir daha gelmeyecek. Kendisine Allah’tan rahmet diler, ailesine ve sevenlerine sabır ve metanet dilerim.

    İsmail Samur

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Hayırsever İş Adamı Mehmet Palamut

    04 Aralık 2020 Köşe Yazarları

    Kayseri Üniversitesi Develi Seyrani Kampüsüne bir eğitim kurumu bırakarak adını geleceğe taşıdı ve ahirete göçtü. Hayırsever Mehmet Palamut Ağabey, doğduğu topraklara bir eğitim bloku ile iz bıraktı. Hayırsever Mehmet Palamut: 25.04.1941 Tarihinde Develi'de doğdu. Babasının adı Yusuf, Annesinin adı Emine'dir. Abdülbaki Mahallesi'nde eski deyimiyle Meteris Semti'nde evleri vardı. Zekiye Yavuz, Mehmet, Mustafa, Ahmet ve Ömer beş kardeştiler. Mehmet Palamut 1955 yılında İstanbul'a geldi. Beyazıt- Çarşıkapı Medrese Çıkmazı Emek Han'ın girişinde ...
  • VAKIFLAR HAFTASI

    04 Aralık 2020 Köşe Yazarları

    İnsanlardaki yardım duygusunu geliştirmek, dayanışmanın önemini anlatmak ve insanların gönül zenginliğine ulaşmasına yardımcı olmak amacıyla 1985 yılından beri “Vakıflar Haftası” kutlanmaktadır. Vakıf, bir kişinin belirli bir hizmetin yerine getirilmesi ya da başkalarının yararlanması için ya malını ya parasını ya da mülkünü bağışlayarak oluşturulmuş bir kuruluştur. İnsanlar arasında sosyal dayanışmanın sağlanması, yardımlaşmak, birbirine destek olmak, acı ve mutlu günlerini paylaşmak, sevgi ve saygı tohumlarını atabilmek için fertler arasında...
  • Farkına Varmadan Yaşadıklarımız

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Ne kadar kıymetliymiş, denizin dalgalarını, gökyüzünün maviliğini izlemek. Ne kadar kıymetliymiş, sevdiklerine sarılabilmek, öpebilmek, onları ziyaret edebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, yağan yağmurda ıslanabilmek, rüzgârın kokusunu çekebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, sokaklarda, caddelerde gezinmek, amaçsızca yürümek. Ne kadar kıymetliymiş, korkmadan, tedirgin olmadan markete, alışverişe, pazara gidebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, kafeye, pastaneye, çay bahçesine oturup, bir çay kahve içebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, öksürebilmek, hapşırab...
  • Dolmuşculara Bir Çift Lafım Var!

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    65.000 Nüfuslu bir ilçede yaşıyoruz. Dolmuşçular bisiklet projesine itiraz ediyormuş ekmek kapılarına engel olur diye. Ben de şunu demek istiyorum dolmuşçuların ekmek kapısına engel oluyor diye özel araç kullanımını mı yasaklayalım ? Yok böyle bir dünya! 65.000 nüfuslu ilçede 30.000 araç var ve trafik sorunu var. Bu sorun gitgide artıyor. Bu sorunu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? 65.000 nüfuslu ilçede bisiklet kullanımı ne kadar etkiler ekmek kapısını. Neden alternatif ulaşım aracı hakkı verilmesin insanlara. Sadece dolmuşa bineceksiniz baş...