logo

Pekmez Hikâyeleri (Develi’de Kaynatma)

Develi’de ilk önce sergilik üzümler yetişir. Sergilikler serilir. Ekim Ayında üzümler olgunlaşınca bağlara girilir. Bağlara girilmesi kaynatmanın habercisidir. İsmail SAMUR Hocam Develi’de anılarda kalan bağ bozumunu pekmez hikâyelerini” kaleme aldı. Bize de bu güzel yazıyı yayınlamak düştü.
Bağ Bozumu: Yine bağ bozumu mevsimi geldi memleketimde, şimdi her tarafta kazanlar kaynamakta, altın renkli pekmezler küplere dolmaktadır. Hatırlıyorum, çook küçükken Fenese’deki o zaman bana çook büyük gelen evimizin alt katındaki tandırlı evde(oda), bana kocaman gelen havuzun içini ha (küfe) lerle üzüm doldurulur, kuzenler havuzun tepesinde üzümlere basıyor mu oyun mu oynuyor belli olmaz, delikten akan sular şıranaya dolar, odun ateşine koca kazanlar yerleştirilip üzüm suyu pişirilirdi.
Kaynatma:Daha net hatırladığım zamanlarda artık dedemin evi satılmış, annem pekmezi Harman Mahallesi’nde yeni yaptırdığımız evde kaynatmaya başlamıştı. Eylül ayının sonlarına doğru, okullar açılmadan, ha lerle (büyük sepet-küfe) üzüm gelir, evin önündeki koca kazanlara dökülür. Kız kardeşim rahmetli Ayşe ve ben girerdik kazanın içine, üzümlerin üstüne. Ezme işlemini başarıyla gerçekleştirebileceğimize kanaat getirilmiş olacak ki bu iş her sene bize verilirdi. Üzüm suyu kazana dolmaya başladığında annem ismini şimdi hatırlayamadığım kulplu bir tasla şıraları alır, odun ateşine yerleştirilen koca leğene döker, pekmez olana kadar kaynatılırdı.
Kazanın içindeki ezilmiş üzümlerin üstüne su atılır, tülbentten suyu süzülür, küplere doldurularak sirke elde edilirdi. Gurbette anneyi hatırlatan, insanın burnunun, boğazının ortasına yerleşen ince bir sızı pekmez. Marketlerde de satılıyor ama anne kokusu koymayı unutuyorlar ona. Tadı kekremsi, diğerindeki gibi mideye huzur doldurmuyor onlar.
Ben de anne ve anneden türeyen diğer kelimelerle (anneanne, teyze, hala, vs ) yan yana yazılı adı. Bir de memleketle. Ev yapımı pekmeze ortak olan, tadına varan bünyeler için tahminim vazgeçilmez bir ritüel oluyor yapımı da ki, her sene bana ve kız kardeşime verirlerdi bu görevi. Herkesin başka işi vardı tabii, vole hep evin en büyük çocuğuna vururdu. Neyse, ayaklarımız dize kadar bir güzel haşlanıp, yıkanırdı. Ezmeye başlamadan biraz pekmez toprağı atılırdı üstüne, biraz da ezerken. Ayaklarımıza üzümün çöpü bata bata zıplardık kazanın içinde. Ezme faslı bitince benim işim de biterdi, ama bakmaktan alıkoyamazdım kendimi.
Sular koca kazanlarda, leğenlerde kaynatılırdı ağır ağır, ben de başlarında, arada karıştırıp, arada köpüğünü alırdım.
Pekmez Küpleri Hazın Evinde(kilerde) :
Sonra bir kısmı küplere doldurulur hazın evine (kiler) konur, bir kısmı da tepsilerle dama dizilirdi gün ışığına. Tepsilerin üstüne tülbent bağlanırdı, arıların kafası karışmasın diye. Birkaç gün gidip gelip olmuş mu diye kontrol edilirdi. En sonunda küplere, sonra da sofraya gelirdi pekmez hazretleri. O kadar uğraştık tabi, yemek en çok bizim hakkımızdı. Hiç burun kıvırmazdım, hatta en çok ben yerdim o pekmezi. Ekmeğin tüylü tarafını banar, sofraya akmasın diye hemen ağzıma atıp, yoluna devam ederken genzimi yakmasına bayılırdım. Yanında olmazsa olmazı yağlı koyun peyniri. Ne günlerdi. Şimdi pekmez yok evimde, anne de yok.
Pekmez ezilme ve suyun alkolleşmeden şekerlenip buharlaşması esasıyla yapılıyor. Şırayla arasında ise fark var. Şıra meyve suyuyken pekmez şaraba yakın. Her dakika içilemez bir şey. İnternal şekeri epey bir yüksek. Kıvamlı olması da handikap. Kullanım alanlarını sıralarsak; karla karıştırıp avsutmaç yapılır. Anneler sabah ilkokula giderken çocuklara kaşıkla içirir. Tahinin içine alabora edilerek kahvaltıda ya da yemeklerden sonra tatlı olarak yenir. Şerbeti yapılır, dolazı yapılır, helvası yapılır…
Kola şişelerine giren pekmezlere pek acırım. Dünyanın en leziz, besin değeri en yüksek, böyle müstesna bir besinin kola şişesine hapsedilmesi, akıl almaz bir hakaret pekmeze. Gel gör ki o her zaman bir halk yiyeceği olduğundan, ona yapılan bu haksızlığı da kimse yadırgamamaktadır. Bir zamanlar halk o kadar fakirleşmiş ki pekmezden gayrı bir yiyeceği bir şey kalmamış, herkes pekmez yer olmuştu.
İrecep Kaymakam Ne Yer ?
İki ırgat amele pazarında iş beklerken önlerinden siyah kuyruklu elbise giymiş, ensesi kalın, tıknaz bir adam geçer. Sorarlar bu kim diye? “Kaymakam” derler. Küreğine yaslanmış Şaben, duvarın üstünde oturan arkadaşı İrecep’e sorar. “Lan İrecep acep kaymakam ne yer ula? Der. İrecep hiç düşünmeden, “ne yiyecek lan Şaben. Ekmeğin tüylü tarafını kara bekmeze banar banar yir” demiş.
Maddi durumu iyi olanlar pekmezi yalnız yemez. İçine tahin katarak yerler. Tahinin pekmezde oranı çok önemli. Pekmezi çok koymak sulu sepken yapabilirken, az tahin de yağlıya ekmek bandırma mantığı oluşturabiliyor. Tahin pekmezin sütle beraber yendiği an ise ağızda viski tadı bırakması gerekçesiyle çok önemli. Alkolü sevenlerin, ama içmesi yasak olanların, denemesi gerekir.
Pekmez Bağışıklık Sistemini Geliştirir:
Yalın kattım ben, anneme göre çocukken, her gün yatarken yarım çay bardağı pekmez içmem gerekiyordu. Pekmezden sonra su içerdim ben hani öksürük şurubu gibi tadı gitsin hemen diye. Rüyamda içiyorum pekmezi. Yanında su bardağı var. Ona uzanıyorum, bardak kayıyor, ulaşamıyorum içemiyorum suyu bir türlü. Haaayır diye uyanıyorum. Annem veriyor pekmezi içeceksin diyor. Sinirlenip dökmeye çalışıyorum, ters çeviriyorum bardak uzuyor, büyüyor. Annem de ‘işte şimdi bunu içeceksin!’ diyor. Haaaayır diye uyanıyorum.
Biliyorsunuz ki herkes pekmez sevmez. Ben bu gruba dâhil bir çocuk değildim. Şimdi biliyorum ki şurası bir gerçek, pekmez bağışıklık sistemini geliştirir. Bu kombinasyonu göz önünde bulunduran annem şöyle bir çözüm bulmuş: Ben içerdeyken bir fincana pekmez koyup fincanı balkona koyuyor, sonra beni çağırıp diyor ki: “Bak kuşlar ilaç getirmiş”. Ben de geri zekâlı gibi “aaa öyle mi?” diyip pekmezi içiyorum. Sanki içmesem kuşlara ayıp olacak çocukluk işte.
Şimdi ben annemin senelerce beni böyle kandırıp pekmez içirmesine borçluyum sağlığımı. Çocukluk işte oyuna ne kadar muhtaç. Acaba aklıma hiç gelmez miydi? Akıl var mantık var kuş nasıl getirsin onu? İyiki de getirirmiş o kuşlar o zaman bir fincan pekmezi. Şimdi öğrendiğimize göre; pekmez, öksürüğe iyi gelir. Enerji verir. Kan yapar. Cildi gençleştirir. Kemikleri kuvvetlendirir. Böyle faydalı ve üstüne üstlük lezzetli bir şeyi insanlar nasıl sevmez yaa! Şahsen çocuğum pekmez sevmiyorum dese ağzına iki tane çarparım. Belki çarpmam. Ne de olsa bekara karı boşamak kolay derler.
Efendim, dilim döndüğünce serencâmını anlatmaya çalıştığım pekmez, Anadolu’nun hakiki kutsal şarabıdır. Bir ayin gibi her eylül ayında tekrarlanan bu ritüelin pek kıymetli ve muteber ürünü, tadını keskin ve baygın bulanlarca bile, hiç değilse senede bir kaç kez, şifa niyetine ekmek banmak suretiyle takdis edilir.
Pekmezin Hem Ekşi, Hem de Acı:
Günün birinde Develi’nin köylerinden gelen bir köylü baba, Develi’ye gelmiş yorulmuş ve acıkmış. Develi’nin meşhur çarşısı olan Melekgirmez çarşısında gezerken teknede kunduracıların ayakkabılarını ıslatmış olduğu bir tekneyi görür. Eskiden yemeni dikerlerdi, kunduracılar. Kunduracının biri bir teknede yemeni ıslattığı ve onun suyu da aynı pekmez rengini aldığı için köylü baba selam vermiş ve demiş ki: Bu pekmezi satıyor musun? Orada çalışan ustalar, adamın saf olduğunu anlamışlar ve hemen “evet” demişler. Adam da. “O zaman önce tadına bakayım” demiş. Sonra koltuğunun altından köyden getirmiş olduğu ekmeği suya batırıp yemeğe başlamış. Yemiş yemiş en sonunda doymuş ve pekmezciye: “Usta sen köylüyü ahmak mı sandın? Pekmezin hem ekşi, hem de acı” demiş.
Şimdiki gibi evlerde televizyon yok. Hatta bizim gibi birçok evde radyo bile yoktu. İnsanlar, pekmezi kaynattı, köfteri yaptı mı, sıra makarna erişte kesmeye, bulgur ve gendime yapmaya.. Sonra bir de etlik kesilir. Sucuk, pastırma yapılır, sızgıt da yapıldı arıstağa asıldı mı, insanlar aile büyüklerinin evlerinde toplanır başlarlardı hikâye, fıkra anlatmaya, gülüp eğlenmeye. İşte o günlerden bir fıkra:
Salı Günü Develi’nin Pazarı:
Annem ailesi Develi’nin bir köyünden gelmiş kasabaya yerleşmişler. Babamla komşularmış, tanışmışlar, evlenmişler. Salı günü Develi’nin pazarı. Her pazar köyden getirdikleri malları satan annemin köylüleri, köye dönerken bizim eve uğrarlar su, ayran, gül şurubu gibi evde içecek ne varsa ikram ederdik. Onlar da atlarını ya da eşeklerini sular giderlerdi.
Bir gün okuldan yeni gelmiştim, annem evde yoktu, yine tanımadığım annemin köylüsü bir adam evimize gelmiş, eşeğini sulamak istemişti. Eşek su içerken, “Karnım da aç evladım” dedi. Ben ne yapabilirim, el kadar çocuk. Hemen aklıma geldi! Gittim kirpikli bir sahan dolusu pekmez koydum getirdim. Kendisi de yolda yerim diye çarşıdan bir ekmek almışmış. Ekmeği heybesinden çıkardı, bir sahanı yedi doymadı, benden bir sahan daha istedi. Gittim bir sahan daha getirdim. Onu da yedi bitirdi, “Pekmezi çok yedim anan kızmasın” dedi. Ben de: “Kızmaz kızmaz zaten küpe sırçan düştü de dökecektik” dedim. Adamın midesi bulanmış, sahanı avluya fırlattı, gitti.
Annem gelince olayı anlattım: “Anne, misafir bekmezi yidi. Sona da niye yise kedinin yal dabanı galdırdı addı.” dedim.

Çağdaş Develi Gazetesi, 16 Ekim 2020, Sayfa 7

Share
7.826 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

7+9 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Hayırsever İş Adamı Mehmet Palamut

    04 Aralık 2020 Köşe Yazarları

    Kayseri Üniversitesi Develi Seyrani Kampüsüne bir eğitim kurumu bırakarak adını geleceğe taşıdı ve ahirete göçtü. Hayırsever Mehmet Palamut Ağabey, doğduğu topraklara bir eğitim bloku ile iz bıraktı. Hayırsever Mehmet Palamut: 25.04.1941 Tarihinde Develi'de doğdu. Babasının adı Yusuf, Annesinin adı Emine'dir. Abdülbaki Mahallesi'nde eski deyimiyle Meteris Semti'nde evleri vardı. Zekiye Yavuz, Mehmet, Mustafa, Ahmet ve Ömer beş kardeştiler. Mehmet Palamut 1955 yılında İstanbul'a geldi. Beyazıt- Çarşıkapı Medrese Çıkmazı Emek Han'ın girişinde ...
  • VAKIFLAR HAFTASI

    04 Aralık 2020 Köşe Yazarları

    İnsanlardaki yardım duygusunu geliştirmek, dayanışmanın önemini anlatmak ve insanların gönül zenginliğine ulaşmasına yardımcı olmak amacıyla 1985 yılından beri “Vakıflar Haftası” kutlanmaktadır. Vakıf, bir kişinin belirli bir hizmetin yerine getirilmesi ya da başkalarının yararlanması için ya malını ya parasını ya da mülkünü bağışlayarak oluşturulmuş bir kuruluştur. İnsanlar arasında sosyal dayanışmanın sağlanması, yardımlaşmak, birbirine destek olmak, acı ve mutlu günlerini paylaşmak, sevgi ve saygı tohumlarını atabilmek için fertler arasında...
  • Farkına Varmadan Yaşadıklarımız

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Ne kadar kıymetliymiş, denizin dalgalarını, gökyüzünün maviliğini izlemek. Ne kadar kıymetliymiş, sevdiklerine sarılabilmek, öpebilmek, onları ziyaret edebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, yağan yağmurda ıslanabilmek, rüzgârın kokusunu çekebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, sokaklarda, caddelerde gezinmek, amaçsızca yürümek. Ne kadar kıymetliymiş, korkmadan, tedirgin olmadan markete, alışverişe, pazara gidebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, kafeye, pastaneye, çay bahçesine oturup, bir çay kahve içebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, öksürebilmek, hapşırab...
  • Dolmuşculara Bir Çift Lafım Var!

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    65.000 Nüfuslu bir ilçede yaşıyoruz. Dolmuşçular bisiklet projesine itiraz ediyormuş ekmek kapılarına engel olur diye. Ben de şunu demek istiyorum dolmuşçuların ekmek kapısına engel oluyor diye özel araç kullanımını mı yasaklayalım ? Yok böyle bir dünya! 65.000 nüfuslu ilçede 30.000 araç var ve trafik sorunu var. Bu sorun gitgide artıyor. Bu sorunu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? 65.000 nüfuslu ilçede bisiklet kullanımı ne kadar etkiler ekmek kapısını. Neden alternatif ulaşım aracı hakkı verilmesin insanlara. Sadece dolmuşa bineceksiniz baş...