logo

OSMANLI OCAKLARI ve OSMANLI TÜRKÇESİ – 2

Geçen hafta Osmanlı Ocaklarından bahsedince, Halk Eğitimle birlikte Osmanlı Türkçesi kursu açmaları sebebiyle haftayı bu konuya ayırmamın doğru olacağını düşündüm.
Konu irdelenirken önce ülkemizdeki düşük okuma alışkanlığı akla gelen ilk husus. Mamafih okuma oranın düşüklüğüne bakarak kim yeni bir alfabe öğrenir ki dememek lazım. Çocuklarımızın çoğu Kuran-ı Kerim okumayı bildiklerine göre iş daha da kolaylaşıyor demektir. Eskide kalmış Müslüman Türk devletlerinin yaptığını yapan Osmanlı, Türkçe sesleri elde etmek için Arap harflerine bazı değişiklikler vererek yazması ve okuması kolay bir yazı usulü geliştirmiş.
Tıpkı Latinceden aldığımız harflerden, mesela ğ, ü, ö türetildiği gibi.Osmanlı Türkçesinin yerleştirilmesinden amaç geçmişle olan bağlantımızın temin edilmesindeki faydanın yanı sıra, millet olarak yeni bir ortak değerde buluşmamızı sağlaması da artı bir puan olacaktır. Çünkü Rusya, Yunanistan, İsrail ve uzak doğu dâhil pek çok ülke, Latincenin yanı sıra kendi öz alfabelerini kullanmaya devam etmekteler. Muhafazakârlıkta kâr gören ülkeler geçmişlerinden vazgeçemezler. İngiltere ve Japonya örneğini bir düşünelim.
Osmanlı Türkçesi sadece liselerde ek ders olarak verilecekmiş. Ortaokullara da ek ders olarak konmalı ve temel eğitime aynı anda başlamalıdır. Daha sonra liseye geçen öğrenci, Osmanlı Türkçe bilgisini artırmaya yönelik ders alabilmelidir. Ders programlarının ne kadar yoğun olduğunu, çocuklarımızın ne kadar zorlandıklarını biliyoruz. Bakanlık buna da bir çözüm bulabilir. Mesela Osmanlı Türkçesi, bazı bilgiler veya derslerle ikame ettirilebilir.
Yazımı hazırlamazdan evvel ‘Osmanlıcaya karşıyım’ diyenlerle yaptığım görüşmede aslında Osmanlıca değil Osmanlı Türkçesinden bahsettiğimizi, ayrıca eskiden de halkın öz Türkçe konuştuğunu ve saray lisanının edebi ve yazışma lisanı olmaktan ve şiirlere konu olmaktan öte gitmediğini, bizim için ise sadece eski harflerin ve okuma kurallarının öğretilmesine ihtiyaç olduğunu, Arapça ve Farsçadan dilimize giren her kelimenin kullanılmayacağını yani lisanımızın zorlaşmayacağını izah ettikten sonra aslında onların da tam karşı gelmediklerini tespit ettim.
O halde yapılacak en doğru iş ortalığı germemek ve oturup konuşmaktır.
Bakınız Türk Dil Kurumunun rakamlarına göre aldığımız kelime sayıları Arapçadan 6.467, Farsçadan 1.359. Bunlara verdiğimiz kelime sayısı ise 2.000 ve 3.000 dir. Türkçemizde bulunan 115.000 kelimenin içinde diğer lisanlardan alınan 14.000 verilen 40.000. Bu da normal değil mi? Yöneten, medeni ve gelişmiş olan bizdik.
Diğer taraftan Türkçe veya Arapça, Farsça kökenli de olsa yüzyıllardır
kullanılan kelimeler dururken gereksiz yere batılı kelimelerin kullanılmasını ben hazmedemiyorum ve diyorum ki bunu yapanlar yarım yamalak batı lisanı bilenlerdir ve kendilerini memleketimizin has evlatlarından ayrı tutma gayreti içindedirler.
Ortalığın gerilmesi ile ilgili olarak bir arkadaşımızın facebook sayfasında yazar …………. ait olduğunu ifade ettiği makaleyi gördüm ve ortalığın nelerden gerildiğinin ispatı olarak yer veriyorum. Yazar aynen şöyle diyor:
”İsmet İnönü’nün açıkça ifade ettiği gibi, Latin Harflerinin kabulünden kasıt, bu milletin tarihi ve dini ile bağlarını koparmaktır. İkinci manada Osmanlıcanın öğretilmesiyle, bu millet tarihi ve dini ile barışacak ve tabir yerinde ise bin yıllık geçmişi ile barış anlaşması yapmış olacaktır…”
Buna karşılık Osmanlı Türkçesinin savunucusu ve yeşertilmesini isteyen biri olarak size başımdan geçen bir anımı anlatmak istiyorum: Londra’dan 1999 depremlerinde Büyükşehir Belediyesi kanalıyla bölgelere yardım etmek amacıyla Müslüman ülke temsilcileriyle geldik.
Hatırlayalım: 17 Ağustos Gölcük ve 12 Kasım Düzce Şehir gezisi esnasında misafirlerden biri Kapalı Çarşı girişinde kapı üstündeki Osmanlı Tuğrasıyla birlikte bulunan yazıyı bana sordu. Dedim; ‘sen oku ben sana İngilizce tercümesini yapayım.’ Öyle oldu. Okuduğunu anlaması imkânsızdı çünkü gayet açık bir Türkçe ifade vardı. Ben okuyamazdım çünkü Arap
alfabesi kullanılmıştı. Ne acı değil mi? O an kendimde bir eksiklik hissettim.
Pakistanlı olan sordu: Sizin neden Latin alfabesi kullandığınızı biliyor musun?’ Ben bilgiççe ‘batıya yakın olmak ve kolay öğrenmek için’ diye cevap verdim. Lütfen dikkat edin verdiği cevaba: Hayır bilmiyorsun, ben anlatayım: Babam Ankara Pakistan Büyükelçiliğinde görevde iken, Pakistan Milli Günü resepsiyonuna teşrif eden İsmet İnönü’nün babama anlattığına göre; Atatürk o zamanlar Orta Asya’da bulunan ve Latin alfabesi kullanan Türklerle iletişimi sağlamak için Latin alfabesine geçme talimatı vermiş. Ancak Ruslar daha sonra bunu bozmak için onlara Kiril alfabesinin kullanılması zorunlu hale getirilmiş…
Bunu anlatmamın sebebi hadiseleri yargılarken biraz insaflı olmak gereğini hatırlatmak ve ‘acaba başka bir sebebi de var mıdır’ diye düşünülmesidir.
Hep vurguluyorum: Ne olur bir şeyi anlatır veya savunurken ya da eleştirirken geçmişimizi karalamaktan vazgeçsek, sadece sebep sonuç ilişkisini günümüze uyarlayarak karşımızdakini veya ortak değerlerimizi saygı ve hoşgörü içinde yorumlasak ve birlik – beraberliğimizi muhafaza etsek olmaz mı?
Böylece kamplara ayrılmaktan ve zamanımızı gereksizce harcamaktan vazgeçmeyi başarmış olmaz mıyız?

Share
2.555 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

3+2 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Derneğin Hafızası Kitabını Neden Yazmaya Gerek Duydum?

    18 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Kuruluşundan bugüne derneğimize hizmet eden değerli büyüklerimizi anmak ve bizden sonra gelecek yönetimlere ışık tutmak için bu kitap kaleme alınmıştır. Amaç derneğin yazılı hafızasına bir katkı sunmaktır. Çünkü toplumun hafızası olan kitaplar kültürel bir mirastır, kitaplar gönülden gönüle giden bir yoldur. Her dönemde Başkanların ve yönetimlerin karşılaştığı zorluklar, yaptıkları fedakârlıklar ve hizmetler hiçbir zaman küçümsenemez. Dernekçilik bir gönül, sevda ve fedakârlık işidir. Hemşehrilerinin dertlerine ortak olmak, hastalara ve yoksul...
  • DÜNYA PİKNİK GÜNÜ

    18 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Havaların ısınmaya başladığı ilkbahar aylarından itibaren piknikler, hafta sonlarının en keyifli aktiviteleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Pikniğe gitmek için kimimiz deniz kenarını, kimimiz ormanı, kimimiz su veya göl kenarını, kimimiz de parklar gibi doğal ortamlar veya bir açık alanı tercih ediyoruz. Piknik, yemek yemek, eğlenmek için açık alanda yapılan günübirlik gezintidir. Piknik, kelimesinin kökeni Fransızca “pique-nique” kelimesinden gelmekte olup, anlamı “Suyu, yeşilliği olan, gezinti yapılacak yer” olarak tanımlanmaktadır....
  • ABBASZADE İBRAHİM EFENDİ (1899-1963 )

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Abbaslar ailesinin atası Abbas Dede’dir. Aile de hep dedenin adıyla anıla gelmiştir. Aile Halep Türkmenlerinden üç değişik aile birlikte 18.asrın ortalarında Develi’ye gelip önce Kopçu köyü’ne yerleşmişler, kısa bir süre sonra Develi’ye ad vermiş olan Dev Ali (Seyyit Emir Ali) türbesinin etrafına yerleşmişlerdir. Yukarı Develi’de yerleşmişler ve kurdukları mahalleye de Kopçulu Mahahallesi adı verilmiştir. İlk nüfus sayımı olan 1821 tarihinde de mahalle sakinleri Kopçulu adıyla kayda girmiştir! Abbaszade İbrahim de diğer bütün aile ferleri ...
  • Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci’nin Takdim Yazısı

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci'nin Takdim Yazısı Değerli Hemşehrilerim, İnsanlar genellikle maddi kazanç uğraşısı verirler, bunun için çalışırlar, bunun için çabalarlar. Neden, çünkü daha iyi bir gelecek, daha mutlu bir hayat sürmek için. Maddesel olarak bir yere gelmiş bireyler asli görevlerinden artan zamanlarda da topluma hizmette yer almalı, ülkeye ve insana hizmete omuz vermelidirler. Bu hizmetin karşılığı da manevi kazançtır, manevi kazancın getirdiği haz ve mutluluktur. Bu haz ve...