logo

POÇİTEL

Mostar’ın güneyinde, Hırvatistan sınırına doğru ilerliyoruz. Rehberimiz Orhan Bey: “Sağdaki köye bakın.” dedi. Baktık, Neretva nehrinin kenarında sıradan, özelliksiz bir köy. Yine de Orhan Bey’e duyduğumuz saygıdan kimimiz: “Oo çok güzel.” gibi ifadelerle yapay tepkiler gösterdik.
Tüm dikkatlerimiz sağdayken Orhan Bey: “Hepiniz sola bakar mısınız?” dedi ve sola bakan herkes şaşkınlık ve abartılı ifadelerle mest oldu. “Tam Anadolu köyü.”, “Safranbolu sanki.”, “Beypazarı’nda gibiyiz.” İfadeleri havada uçuşurken otobüsü hızlı adımlarla terk ettik.

İner inmez külahlar içinde erik, incir ve kiraz satan yöresel kıyafetli bayanlar tarafından karşılandık. Sonra ağır ve şaşkın adımlarla köye doğru ilerledik. İlk şaşkınlık ve hayret şokunu üzerinden atanlarımız arasında yavaş yavaş bize özgü eleştirel yaklaşım tezahürleri filizlenmeye başladı.
“Köye neden Türk köyü denmiş?”, “Hani ben neden Türk göremiyorum?” gibi cümlelerin daha da artmasını medrese ve hamam kubbelerinin “bizdenliği” engelledi.
Yukarı doğru tırmandıkça camiye yaklaştık. Ben de; biraz öğrenme duygusunun dürtmesi ve biraz da genetiğimizdeki hastalıklı eleştirel bakışın etkisiyle rehberimiz Orhan Bey’e : “Hocam hani yüzmesi için ısrar edilen kişi: ‘Tamam suyun beni kaldıracağını anladım ama su beni kaldıracağını biliyor mu?’ demiş ya. O misal biz buraya Türk köyü diyoruz da burada yaşayanlar buranın Türk köyü olduğunu biliyorlar mı?” dedim.
Orhan Hoca; tüm rehberlerin kafiledeki “kıl” tiplerin ısrarcı ve bazen zorlama veya anlamsız soruları karşısında takındıkları ve dışarıdan çok belli olan “zoraki sabırlı” tavrıyla üç beş cümle kurdu; ama bu söylenenler beni tam tatmin etmedi. Bu “zoraki sabrın” yine kafiledeki tüm “kıl” tiplerin sınırını kestirebildiği son noktasını daha fazla zorlamamak için kafamı salladım ve camiye yöneldim.
Kapıdan girdim. Dünyanın neresinde ve hangi mimari veya büyüklükte olursa olsun tüm camilerin verdiği derin huzuru Adriyatik sınırında hissederek başımı kaldırdım. Aman Allah’ım. Karşımda Ay yıldızlı şanlı bayrağımız. Yanında ise yeşil zeminde beyaz ay yıldızlı Bosna bayrağı. İmamla konuşmaya çalıştık Türkçe bilmiyor. Sadece “merhaba”, “selamün aleyküm” o kadar.
Ama artık tek bir sorum bile yoktu. Orhan Hocaya: “Hocam sorduğum soruyu geri alıyorum. Şanlı bayrağımızın burada olması her şeyi cevaplıyor. Kendimi evimde hissediyorum.” dedim.

Orhan Hoca anlatmaya başladı : “ Burada 1993 yılında büyük bir katliam yaşanmış, Hırvatlar köyü basmış ve buldukları tüm Müslüman Boşnakları öldürmüşler, çok azı kaçarak hayatını kurtarmış. Köyü Hırvatlar işgal etmişler ve nasıl olsa tüm Müslümanlar gitti, artık gelmezler düşüncesiyle köye yerleşmişler. Biz 2000 yılından sonra küçük gruplar halinde köyü ziyaret etmeye başladık, her geldiğimizde de köyün yukarısındaki Osmanlı Kalesine çıkıp ezan okuduk. Bunu duyup tedirgin olan  Hırvatlar “Türkler(*) dönüyor.” düşüncesiyle zamanla köyü  terk ettiler ve bu ziyaretlerden cesaret alan Boşnaklar köylerine dönmeye başladılar. Boşnakların sayısı şu an için yetmiş kişiye ulaştı ve köyde tek bir Hırvat kalmadı.”
Bunları dinlerken elimi dayadığım taşı sıktığımı fark ettim ve elimi gevşeterek duvarı ecdada saygı içeren bir anlamla okşadım.  
Rehberimiz Orhan Bey’in ifadesiyle bu köye Boşnakça “poçitel” yani Türkçe anlamıyla “başlangıç” denmesinin sırrı bu köyün Osmanlı’nın Avrupa’daki başlangıcı olmasıymış. Adriyatik’teki ilk kale ve köy…

“Adriyatik’ten Çin seddine” ifadesini doğrulayan şey, caminin duvarındaki şanlı bayrağımızdı.
(*) Balkanlarda “Türk” aslında “Müslüman” anlamına geliyor. Sırplar ve Hırvatlar Boşnakları katlederken “Pis Türklere ölüm!” derlermiş.

Not : İlçe Milli Eğitim Müdürü Bekir Karabulut’un yazısı www.kamudanhaber.com sitesinden alınmışıtır.

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
1.756 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

3+8 = ?