logo

25 Ağustos 2020

Mimar-Ressam-Udi M.Gültekin GANİOĞLU

Bendeniz M.Gültekin GANİOĞLU. Ailemizin tek erkek evladıyım. Günlerden 1960 yılının Ağustos ayının 7’si Pazar günü. İstanbul Süleymaniye Doğum evinde o güzelim güneşli yaz gününde saat 13.00 sularında öğlen vakit namazına yakın zamanlarda doğmuşum. Annem, Kalem ailesinden Develi Derneği’nin ilk Kurucularından merhum Nuri KALEM dedemin 2. büyük kızı olan Münevver Kalem GANİOĞLU’dur. Babam ise, ilk soyadı olan Bakırcılardan merhum Mehmet (Bakırcı) GANİOĞLU dedemin en büyük oğlu Durmuş Turgut GANİOĞLU ‘dur. Ablam Fatma Figen Ganioğlu ÇELEBİOĞLU (15.10.1955 doğumlu) ile iki kardeşiz.
01.07.1933 doğumlu merhume annem aydın, bilgili ve ileri görüşlü, Cağaoğlu Kız Meslek Enstitüsü mezunu idi. Çok becerikli, akıllı, adalet ve haktan ayrılmayan biriydi. 14.02.1926 doğumlu merhum babam ise, annem gibi ailesine çok bağlı idi. Babam da aydın, kültürlü, adalet, hak ve hukuktan ayrılmayan bizlere gelecek hakkında çok güzel öğütler veren, herkesin sevgisini ve saygısını kazanmış hukukçu bir insandı. Annem de babam da ibadetlerini aksatmazdı.


Babam 1954-1960 yıllarında Pozantı’da hakimlik yaptıktan sonra 1960 yılında Çatalca’da Hakimlik görevini layıkıyla yapıyordu. İlk 2 yaşına kadar Çatalca’da oturuyorduk. Bebeklik yıllarımda sarılık hastalığım nedeniyle Haseki Çocuk Hastanesinde tedavi oluyormuşum. Hastalığımdaki tedavi süresince beyine giden işitme ince ses duyuları harap olmuş, duymamız da azalmıştı. Çatalca‘da 2 yıl kaldıktan sonra babamın 1962’de Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak Ankara‘ya tayini nedeniyle Ankara Bahçelievler’e yerleşmiştik. Bahçelievler’deki evimiz iki katlı ve iki ayrı müstakil daireli olup, evin zemin katında bahçeli evde oturuyorduk. Oyuncaklar ile oynamayı çok seviyordum. En çok arabalarla ilgilenirdim.
Babam 1962 yılından itibaren Yargıtay’da Cumhuriyet Savcılık görevini yaparken ablam da Bahçelievler İlkokulunda 3. sınfta idi. Ben de 1964 yılında 4 yaşında iken evde kendi kendime oyuncaklarımla oynardım. Figen ablamdan gördüğüm ve izlediğim okul eğitimi de beni çok etkilemişti ve merak sarmıştı. O zamanlar bana da okuma ve eğitim görme hevesi gelmişti. Yaklaşık 35 x 50 boyutlardaki koca kartonların beyaz yüzlerine 30’ luk cetvel ile çizgili defter sayfası gibi paralel çizgiler çizerdim. Böylece alfabetik harfleri, geometrik şekilleri kalemle yazar, çizer, boyardım.
4 yaşından itibaren neleri yapabileceğimi, neleri becerebileceğimi kavramam için kendimi yeteneklerimle zorlardım. İşte ben böyle bir insanım diyebilmem için çabalardım. Evde MİLLİYET Gazetesi alınırdı. Gazetenin arka sayfasında BOBY köpek çizgi romanlarına bakardım ve evdeki boş karalama kağıtlarına, resim defterlerine aynısı çizip boyama yapar çalışırdım. Resimleri çizerek ve yaparak resim yapmayı öğrenmeye çalışıyordum.


O yıllarda babam her hafta DOĞAN KARDEŞ, AYŞEGÜL dergileri alırdı. Çocuk halimle okumam olmadığı için sadece resimlere bakarak senaryoyu anlıyordum ve hafızamda canlandırıp kurgular yapıyordum.


Annem ve babam beni 1965 yıllarında Bahçelievler Kırhanlar Anaokuluna vermişti. Sabahları 9 – ikindi 16.30 gibi okul öncesi eğitimi alıyordum. Sıkılmıyordum. Arkadaşlarım da vardı.
1967 yılında Bahçelievler İlkokuluna 1. sınıfa başlamıştım. Resim yapmayı çok seviyordum. “Tek bacakla uyuyan Leylek – Uçağın önden gelişi – Manzara “ resimleri ve araba modelleri yapardım. Derslerimde çok başarılı idim.
Sokaktaki ve caddelerdeki bütün arabaların markalarını dahi bilirdim. ”Bu arabanın markası nedir?” diye bana sorarak sınarlardı acaba bilebiliyor mu diye. Ben de hemen “Mercedes Benz, Wolksvagen, Jaguar, BMW, Chevrolet vb. ” gibi hepsini bilir ve söylerdim.
O zamanlar ablamın mandolini vardı. Pek kullanmazdı. Ben de bu sefer Figen ablamın mandolini ile neler yapabileceğimi deniyordum. İşitme kaybım olduğu için okul sıralarında hep önde otururdum. Temiz ve şık giyinmek benim için ön plandaydı. Siyah ve beyaz yakalı, yandan düğmeli ilkokul önlüğüm ile pantolonlar ütülü ve ayakkabılarım her gün pırıl pırıl cilalıydı. Cts. ve pazar günleri okulda mandolin kurslarına giderdim. Notaları az bilirdim. Okula giderken Kaptan Swing, Tommiks, Teksas, Tenten vb. çizgi roman kitaplarını ile Miliiyet Çocuk Roman –Hikaye Kitapları da alır okurdum.
1970’li yıllarında babam bana rahmetli Barış Manço‘nun ilk plağı olan “Dağlar Dağlar” plağını almıştı. Çok sevmiştim müziğin ritmini.1968-1969 yıllarında İlkokulumuzun müzik öğretmeni Hüseyin Bey hocamızdan mandolin dersi almama rağmen kendi kendime “Dağlar Dağlar” kulaktan çalarak ritmini çıkartıp denemeye çalışırdım ve oluyordu da. Böylece müziğe de kendi kendime kulaktan dinleyerek ve notalara bakmadan her türlü şarkıları çalabilmek için uğraşıyordum. Müzik enstrüsmanları çalmak ve resimler yapmak bana büyük zevk veriyordu.
İlkokul 3. sınıfa kadar Bahçelievler ilkokulunda 1967-1970 yıllarında okumuştum. Oradan Etlik Aşağı Eğlence’de annem ve babam apartman dairesi alınca 4. ve 5. Sınıfı da 1970-1972 yıllarında Etlik İlkokulu’nda okulun en başarılı öğrencisi olarak mezun olmuştum.
1972-1975 yıllarında ise, Etlik Ortaokulunda her dönem en başarılı öğrencileri arasında hep TEŞEKKÜRNAME alırdım. Matematik dersleri hep klasik cebir ve geometri dersleri idi. FEN dersi çatısı altında Fizik, Kimya ve Biyoloji derslerini de çok seviyordum.
Çocukluğumdan beri hep sorarlardı. “Ne olacaksın?” diye. Ben de “MİMAR olmayı çok istiyorum.” derdim. Çünkü elim ve kalemim çok kuvvetli idi. Resim yapabilme yeteneğim de oldukça çok iyi idi. Belli bir ideallerim vardı. Yazım düzgündü. Resim ve Müzik derslerinde de benden üstün olan öğrenci yoktu. Sosyal ve Coğrafya derslerinde öğretmenlerimiz beni kara tahtaya çıkartarak beyaz tebeşirle TÜRKİYE HARİTASINI bana çizdirtirlerdi.


1975-1978 yıllarında ise, Etlik Lisesi’ni başarı ile bitirmiştim. Üniversite ÖSYM sınavlarına katılırdım. Sınavlardaki sorular o zamanlar ağır ve zordu. Okulda gördüklerimizden farklıydı. Hazırlık için Kızılay‘da dershanelere giderdim. Ama ders yapabilmem için zaman bile bana yetmiyordu. Kış aylarındaki o Ankara’nın müthiş, buz kesen soğukları ayaklarıma vururdu. Kızılay Necatibey Caddesindeki otobüs durağına giderdim ve 63 no’lu Anıttepe-Aşağı Eğlence otobüsüne binmek için durakta dakikalarca beklerdim. Soğukta beklemekten ayaklarım üşümesin diye 4 kat çorap giyerdim.
6 sene üst üste girip kazanamadıktan sonra en sonunda 1980 yıllarında babamın dayısı rahmetli İsmail CANATAN’ın yanına ticaret öğrenmem için vermişlerdi. 4 sene muhasebecilik yapmıştım. 1983 yıllarımda Ankara Üniv.Tıp Fakültesi – Kulak Burum Boğaz kliniğinde Doç. Dr. hocamız kulağım için beni bir güzel muayene ettikten sonra müzikle uğraştığımı söylemiştim ki doktor bana şunu sormuştu;
”Sen BEETHOVEN misin ?” demişti ve “Neden ? “ diye sorduğumda; Doktorumdan aldığım cevap şuydu: “Beethoven’in kulakları sağırdı. Ama olağanüstü besteler yapıyordu.” diye söylemişti. “Demek ki sende de Beethoven gibi cevher varmış. Sende kulak, yetenek varmış ve müziğe devam et .” demişti.
Ama bu zorlu hayat nereye kadar diye düşünüyordum. Mevki ve meslek sahibi olabilmem için üniversitede okumam gerekiyordu. Gündüzleri işyerinde çalışarak, akşamları gecenin geç saatlerine kadar dersler çalışarak kendimi üniversiteye hazırlıyordum. Annem, babam ve Figen ablamın üstün çabaları ve özverili gayretleriyle bana çok destek olmuşlardı. Böylece 1978 yılında liseden mezun olduğum tarihten itibaren 6 yıl sonra 1984 yılında tekrar Üniversite Giriş Sınavlarına katılarak tercih listemin 1. sırada yer alan İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni kazanmıştım. İdeallerime kavuşmuştum.


Üniversiteye girdiğimizde gerek lise gerek mimarlık fakültesi hocalarımız bana hayret etmişlerdi.”6 sene aradan sonra dersleri hiç unutmadın mı ? İTÜ Mimarlık Fakültesini nasıl kazandın ? “ diye sormuşlardı. Benden aldıkları cevap şuydu; “Okumanın yaşı olmaz. Hayatta daima azimli olmak gerekir. Hayat daima engellerle doludur. Ben de o engelleri kendi azmimle çabalayarak çalışarak aştım.”
Gel zaman…Git zaman ….
Nihayet 1984 yılına girdiğim İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden 1988 yılında BAŞARI ile mezun olmuştum.
Fakat babam Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Yardımcısı iken, benim İstanbul’da okumam nedeniyle Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı’na tayinini talep etmişti. Fakat Adalet Bakanlığınca mevki düşürmesi yapılmayacağını ve bulunduğu Yargıtay’ daki konumda kalmasının kendisi için daha yararlı olacağını iletilerek, yazdığı tayin dilekçesi kabul edilmemişti. 1988 yılında üniversiteden mezun olduğumda merhum babam bana “ Sizleri büyütüp meslek sahibi olmanıza çalıştım. Ben şahsen hak ve adalete aykırı işlemde bulunmadım. Sen de layık olduğun görevlerinde bulunduğun sürece sakın hak ve hukuktan ayrılmayacaksın. Bir toplu iğnenin başı kadar dahi değeri olsa, her kim olursa olsun hiçbir zaman maddi menfaat etmeyeceksin.” diye temennisinde bulunmuştu.
1988 yılında de mezun olduktan sonra YÜKSEK MİMAR olabilmem için yüksek lisans eğitimi için YABANCI DİL eğitimi alıyordum. 1989 yılının ilk zamanlarında Prof. Dr. Mete TAPAN hocamızın tavsiyesi ile Yüksek Lisans eğitimini bırakarak Bodrum Ortakent, Gümüşlük İnşaat Şantiyelerinde Kontrol Mimarı, Şantiye Şefi gibi önemli görevlerde bulunmuştum.
1991 yılı sonbaharında İstanbul’a dönerek Kartal Sabit Halk Pazarı ve Kapalı Otopark İnşaatı, Ataşehir Emlak Bankası inşaatları, Dilovası Marshall Boya ve Vernik A.Ş. fabrikası ek ünite inşaatlarında proje müdürlüğünde bulunmuştum.
1997 yılında Pendik Belediyesi İmar Müdürlüğünde RAPORTÖR, 2004 yılında da İmar Müdürlüğü ŞEF olarak görevde kademe yükselmesi yapılmıştı. 13 yıl boyunca layık olduğum görevimde hak ve hukuktan ayrılmayarak 2010 yılında emekli olmuştum. 1997 yılında başlamış olduğum BİLİRKİŞİLİK görevimde layıkıyla halen devam etmekteyim.
1988 yılında TMMOB Mimar Odasına ÜYE olarak kaydolmuştum. 1998 yılında TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Delegesi olarak seçilmiştim. 2003 yılında ilk kez TMMOB Mimarlar Odası İstanbul 2. BKT‘ye Yönetim Kurulu Üyesi ve delegesi olmuştum. 2018-2020 yılları için TMMOB Mimarlar Odası İstanbul 2. BKT ‘ye Yönetim Kurulu Üyesi ve delegesine 2. kez seçildikten sonra 2020-2022 yılları için TMMOB Mimarlar Odası İstanbul 2. BKT ‘ye Yönetim Kurulu Üyeliğine ve delegesine 3. kez seçildim.
1988 yılından beri Eski Eser Tarihi Yapılarla ve Restorasyon çalışmalarıyla çok yakından ilgileniyorum. Mahkemelerde de ayrıca Eski Eser Tarihi Yapılarla ve Restorasyon çalışmaları konusuna ilişkin davalarda da Bilirkişi olarak görev yapmaktayım.


2007 yılında GALATARASAY SPOR KULÜBÜ üyeliğine seçildim. Halen büyük şampiyonluklarımızla ve başarılarımızla dolu bu güzide kulübümüzün üyesi olarak devam etmekteyim.
2010 yılında emekli olduktan sonra mesleğimle ilgili plan projeler için tasarımlar ile imar danışmanlığı da yapmaktayım.
Boş zamanlarımda da tekrar resim yapma ve ud çalma imkanlarım da olmaktadır.
Değerli hemşehrim, Mimar, Ressam, Udi M. Gültekin GANİOĞLU; Kocaeli / Tavşancıl ‘dan F. Neslihan hanımla evli olup, D. Tuna (1997) oğlu ve Nil (2003) kızı vardır. Yayınlamayı planladığım “Develi’de İz Bırakanlar/2” kitabım için bu güzel yazıyı zaman ayırıp kaleme aldığı için çok teşekkür ederim.
(O. C. 27.08.2020)

Share
7.246 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

3+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • MEZİYETLİ BİR AĞABEYİMİZ : MAZHAR GÜNGÖR

    25 Eylül 2020 Köşe Yazarları

    Develi’de ortaokul ve lise bugünkü binalarında, aynı anda eğitim yapıyorlardı. İstiklal mezun olduğum 1959-1960 öğretim yılında , Develi Ortaokulu’na kaydoldum. Orta 1’de ve Lise !’de sınıfta kaldım. Sekiz yıl bu sayılı okulumuzda neler gördüm, neler! Develi Lisesi 15.09. 1957 yılında eğitim ve öğretime başlamıştı. Lisemiz 2.sınıfta bir yönetmelik değişimi ile ”Edebiyat ve Fen bölümleri”ne ayrılmıştı. Yalnız Fen bölümünün açılması için on beş öğrenci gerekiyordu. On dört öğrenci gerekiyordu. Fakat bir öğrenci eksikliği ile fen bölümü açıla...
  • Aşağı Everek’teki Osman Usta’nın “Numune Kıraathanesi”

    25 Eylül 2020 Köşe Yazarları

    Değerli hemşehrim Metin Usta ile bir konuşmamızda babası merhum Osman Usta'yı rahmetle andık. ”Babam 40 yıl İstanbul'da kaldıktan sonra Develi'ye dönmüş, Develi sevdası ağır basmış, bir Develi sevdalısıydı” diye anlattı. Develimizde İz Bırakan merhumu anmak maksadıyla ulaşabildiğim bilgiler ve fotoğraflar nihayetinde bu yazı kaleme aldım. Osman Usta'nın babası Kervancı Süleyman'dır (Hanife'nin Süleyman) olarak da tanınırmış. O yıllarda çevre vilayetlere Develi'de yetişen ürünleri atla götürür, oradakileri de Develi'ye getirir satarmış. Kervan ...
  • DÜNYA KALP GÜNÜ

    25 Eylül 2020 Köşe Yazarları

    Kalp- damar hastalığı gerek dünyada gerekse ülkemiz için tehdit olmaya devam etmektedir. Yaşamı tehdit eden sağlık sorunları arasında ilk sırada yer alan kalp hastalıkları, anne karnından başlayarak her yaş grubunda görülmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kalp hastalığı ömrümüzü kısaltan en önemli nedenlerden birisidir. 2000 yılından bu yana her yıl 29 Eylül günü, “Dünya Kalp Günü” olarak kutlanmaktadır. Burada amaç, ülkemiz ve tüm dünyada en başta gelen ölüm sebebi olan kalp damar hastalıklarına dikkati çekmek, halkın bu şekilde b...
  • DEVELİ MEZARLIKLARI

    18 Eylül 2020 Köşe Yazarları

    Develi Mezarlıklarını, tarihi Develi köy mezarlıkları da başta olmak üzere (Ayşepınar, Çomaklı, Fraktın, Havadan, İncesu, Köseler, Madazı, Pungu, Soysallı, Sindelhöyük, Zile vs) dahil olmak üzere gezmediğim yer çok azdır. Ama o kadar arzu etmeme rağmen maalesef inceleyemediğim yerler de var. Mesela Karacaören, Kızık, Öksüt, Satı vs gibi. Mezartaşları bir köy tarihi ve bulundukları mekan için çok önemli yazılı belgelerdir. Tıpkı ibadethane olmaları ayrı bir konu ama kitabeli camiler de aynı konuda aydınlatıcı belge sunarlar.! Yeter ki dikkatli ...