logo

CUMHURİYET

CUMHURİYET
1914 I. Dünya Savaşı sonucunda; Osmanlı İmparatorluğu yenik sayıldı. Ülkemiz İngilizler, Yunanlılar, Fransızlar ve İtalyanlar tarafından paylaşıldı. Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da toplandı ve Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları düzenli ordu oluşturarak İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da savaştılar. Yurdumuz düşmanlardan kurtarıldı. İmzalanan Lozan Antlaşması ile yeni bir devlet doğdu. Bu doğan devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemişti.
29 Ekim 1923 günü Atatürk milletvekilleri ile görüştükten sonra, taslağı hazırlanan Cumhuriyet Önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verildi. Meclis önergeyi kabul etti. Böylece ülkemizde cumhuriyet yönetimi kurulmuş oldu.
Mustafa Kemal Atatürk kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı oldu. Cumhuriyetin ilanı tüm yurtta sevinç ve coşkuyla karşılandı. Bu sevinç ve coşkunun bayram olması 29 Ekim 1925 tarihinde, 628 sayılı kanun ile TBMM tarafından kabul edildi.
Cumhuriyet; yurttaşların seçme ve seçilme haklarının olduğu bir yönetimdir. Ulus temsilcilerinin kabul ettiği yasalarla ülkenin yönetilmesidir. Cumhuriyet yönetiminde söz ulusundur. Bu ülkede seçilenler seçilmelerini, yaşayanlar özgürce yaşamalarını Cumhuriyet’e ve onun kanunlarına borçlu olduklarını asla unutmamalıdırlar.
MANDA İDARESİ
Siyasi, ekonomik ve askeri olarak kendi kendini yönetmeye yeterli olmayan ülkelerin, daha tecrübeli ülkelerce yönetilmesine manda idaresi denilir. Mütareke yılları içinde Cumhuriyet ilan edilinciye dek, ABD ve İngilizler ayrı ayrı, her ikisi de manda idaresi önermişlerdir Türk Milletine. Hatta ABD mandası olmak bir hayli destek görmüş,yurt içinde taraftar bulmuş olmasına rağmen Mustafa Kemal’in son derece titiz ve ciddi çalışmaların sonunda, milletimizin karakteriyle bağdaşmaz bulduğu için tereddütsüz rededer.
DERSİM
Bu süreçte çağdaş medeniyet seviyesine çıkmaya gayret edilir. Ekonomik, külterel ve siyasi büyük hamleler yapılır. Ülke dünyada eşi görülmemiş, % 15’lik bir büyümeye erişir.
Bu gelişmeler dış güçlerin bilhassa İngilizlerin içinde kalmış, çirkin emellerini tekrar depreştirir.  
Güney Doğu’da casusluk faaliyetlerini artırır. 1937-1938 yıllarında Dersim ilinde yaşayan aşiretlerden bazılarını teşvik eder. Onları devlete karşı örgütler, silah yardımı yapar.
Bu aşiretlerden birinin aşiret reisi Seyid Rıza başkanlığında bir güç oluşur.
Bu insane İngilizlerin gazına gelerek zaman içinde ayrılık dolmuşuna biner. Genç Cumhuriyeti içerde ve dışarda küçük düşürecek, devlet otoritesini sarsacak faaliyetlere girişir.  
Devletin valisini, amirini, memurunu, istemeyiz diyerek tehditler savurur.  
Devlet dairelerini basar, yol keser, köprüler yıkar, vergi ödemeyiz der.
Bir defasında askeri karakolu basarak çok sayıda askerimizi şehit eder. Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk, Başbakan Celal Bayar, Genel Kurmay Başkanı ve T.B.M.M üyeleri uzun sure sabırla beklerler. Ancak Seyid Rıza ve arkadaşları ciban başı olmaya devam ederler. Bunun üzerine verilen talimat gereği Türk Ordusu isyanı bastırmak üzere görevlendirilir, isyan bastırılır.
Seyid Rıza ve 14 arkadaşı yargılanır ve idamla cezalandırılırlar. Böylece şehit edilen Türk askerlerimizin kanı yerde kalmaz. Aradan geçen uzun bir zaman sonra Dersim ilimizin ismi Tunceli olarak degiştirilir.
ATATÜRK ÖĞRETMENLERE DİYORKİ;
“..Hanımlar, beyler! Bu noktaya kolay gelmedik. Öğretmenlerimiz, şairlerimiz, yazarlarımız, uğradığımız felaketin bir daha yaşanmaması için o kara günlerin sebeplerini, nasıl kan ve gözyaşı dökerek kurtulduğumuzu, en doğru, en güzel şekilde anlatacaklardır.
Bu vesile ile şehitleri tanzimle yadedelim.
Kurtuluşa emek vermiş asker sivil, kadın erkek, şehirli köylü, genç yaşlı herkesi minnetle selamlıyorum. Ama şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Dünyanın hiçbir kadını, “Ben vatanımı kurtarmak için Türk kadınından daha fazla çalıştım’ diyemez.”
Öğretmenler yürekten alkışlıyordu. Komutanlar ürperdiler. Anadolu kadınları olmasaydı bu zafer acaba kazanılabilir miydi?
“..Ama bilelim ki bugün ulaştığımız nokta gerçek kurtuluş noktası değildir. Kurtuluşa ancak uygar, çağdaş, bilime, fenne ve insanlığa saygılı, istiklalin değerini ve şerefini bilen, hurafelerden arınmış, aklı ve vicdanı hür bir toplum olduğumuz zaman ulaşabiliriz.
Öğretmenler! Ordularımızın kazandığı zafer, sadece eğitim ordusunun zaferi için zemin hazırlamıştır. Gerçek zaferi, cahilliği yenerek siz kazanacak, siz koruyacaksınız. Çocuklarımızı ve geleceğimizi ellerinize teslim ediyoruz. Çünkü aklınıza ve vicdanınıza güveniyoruz!”
ÖZÜR DERYASI
Son 10 yılda kurulan AKP hükümetleri Türk halkının ve daha once kurulmuş hükümetlerinin alışık olmadığı özür devrini başlatır.
10 yıllık özür devrinde;
Irak’ta Amerika askerlerimizin başına çuval geçirdi. “Amerika özür dilemelidir.’’ diye diplomatik atak yapıldı ve Amerika’dan “Büyük devletler özür dilemez” cevabı alındı.
Nato genel sekreterliğine gelecek olan Danimarka başkanı RUSMUSSEN karikatür nedeni ile özür dilemezse kendisine oy vermeyeceğiz denilerek çok ciddi bir çıkış yapıldı.
Rusmussen “Özür yok!” demesine rağmen, yine gidip evet oyu verildi.
İlişkilerimizin düzelmesi için  “İsrail özür dilesin.” Denildi.
İsrail “Esas özürü siz dileyin” diye cevap verdi.
Dışarda özür diletemeyen, içerde özür dünyasına dönüşmüş, hiç kimse hiçbir kimseden özür dilemezken, özür sarmalına tutulmuş AKP iktidarı, 74 yıl önceki küllenmiş meselelerden ne medet umarki, özür diler hale gelmiştir geçmişten.

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
982 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

3+6 = ?