logo

MEHMET AKİF ERSOY’U ANARKEN

Fikir ve edebiyat tarihimizde çok önemli bir yeri olan Mehmet Akif, ülkemizin maddî–manevî problemleri üzerinde kafa yormuş ve bunlara çözüm yolları önermiştir. Eserlerinde hayatın tüm renkleri olan Akif’in vefatının 80. yılında onu anmak, anlamak herkes için bir borç olmanın yanında bir vebaldir de.
Mehmet Akif Ersoy, 1873 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası “İpekli Hoca” olarak bilinen Tahir Efendi, annesi ise Şerife Hanım’dır. Dini eğitimini babasından alan Akif, öğrenimine Emir Buhari Mahalle Mektebi’nde başlamıştır. Buradan mezun olduktan sonra sırasıyla Fatih Rüştiyesi, İstanbul İdadisi ve Halkalı Baytar Mektebi’nde öğrenimini sürdürmüştür.
Dil derslerine büyük ilgi duyan Mehmet Akif, rüştiyedeki eğitimi boyunca Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızcada başarılı olarak hep birinci gelmiştir. Onu en çok etkileyen kişi, dönemin “Hürriyetperver” aydınlarından birisi olan Türkçe öğretmeni Hersekli Hoca Kadri Efendi olmuştur.
Osmanlı İmparatorluğunun farklı bölgelerinde baytarlık yapan Mehmet Akif, kendisini ideallerine vermek adına bu görevini bırakmıştır. Darülfünun’da ve Halkalı Ziraat Mektebi’nde edebiyat dersleri vermeye başlamış ve çeşitli dergilerde yazıları yayınlanmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Teşkilat-ı Mahsusa’dan Kuşçubaşı Eşref Edip ile Arabistan’a giderek, İngilizlerin kışkırttığı Arapların ayaklanmasını önlemeye çalışmıştır. Mehmet Akif, Çanakkale Zaferi’nin haberini Arap topraklarında aldığında öylesine bir heyecan duymuş ki, hemen kalemine sarılarak “Çanakkale Destanı”nı yazmıştır.
1920’de Burdur vekili olarak meclise girmiştir. 12 Mart 1921 günü yazdığı İstiklal Marşı, meclis tarafından milli marş olarak kabul edilmiştir. 11 yıl boyunca Mısır’da kalan Akif, 1936’da yurda dönmüştür.
Tahsilini bitirdikten sonra Suriye’de, Rumeli’de ve Anadolu’da dolaşmıştır. Balkan Savaşı sırasında oluşturulan Müdafaa Milliye Heyetinin neşriyat şubesinde çalışan Mehmet Akif savaş sırasında Anadolu’ya geçmiştir. Burdur’dan milletvekili seçilerek meclise girmiş ve bu sırada İstiklal Marşını yazarak birinci olmuştur. İstiklal Marşı, Mehmet Akif’in kullandığı temiz ve duygulu bir dilin en iyi örneğidir. Safahat, Hakkın Sesleri, Süleymaniye Kürsüsünde, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım, Gölgeler adlarını taşıyan eserleri vardır. Mehmet Akif’ten bize kalan en güzel armağanlardır.
1935 yılında karaciğerinden hastalandı. Ve hava değişimi için aynı yıl Lübnan’a gitti. Yapılan muayenelerde dinlenmesi ve yüksek bir yerde ikamet etmesinin ifade edilmesi üzere Lübnan’da, Âliye köyü civarındaki bir yerde birkaç ay kaldı. Daha sonra tekrar Mısır’a dönerek kışı orada geçirdi. 1936 yılı Haziran ayında yurda döndü. Nişantaşı Sağlık Yurdu’na yatırıldı. 27 Aralık 1936 günü, saat 19.45’te, İstanbul’da vefat etti ve Edirnekapı mezarlığına defnedildi.
Vatanın ve İslam ümmetinin büyük bir felakete uğradığı bir devirde gelen Mehmet Akif, bütün bu ıstırabı derinden hissederek yaşamış ve üzerine düşen vazifeyi yapmak için her şeyini feda etmeyi göze almıştır. Bu sebeple ailesine fazla vakit ayıramamıştır. Hayatı boyunca çektiği maddi sıkıntılar bu konuda aksi tesir yapmıştır. Ömrünün son on senesini vatandan uzak geçirmesi ise onun dünyevi her şeyden olduğu gibi aile saadetinden de mahrum bırakmıştır. Gençliğinde ailesini vatanına tercih eden şair, yaşlılığında her ikisinden de mahrum kalmıştır.
Mehmet Akif milletini ve dinini seven, insanlara karşı merhametli bir mizaca sahip, şair tabiatının heyecanlarıyla dalgalanan, edebî bakımdan kıymetli şiirlerin yazarı meşhur bir Türk şairidir. Birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, bu vatanın hepimize ait olduğunu yazı ve şiirlerinde bize hatırlatan Millî Şair’imiz Mehmet Akif Ersoy’u ölümünün 80nci yılında rahmetle anıyoruz.

Share
1.071 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

2+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ABBASZADE İBRAHİM EFENDİ (1899-1963 )

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Abbaslar ailesinin atası Abbas Dede’dir. Aile de hep dedenin adıyla anıla gelmiştir. Aile Halep Türkmenlerinden üç değişik aile birlikte 18.asrın ortalarında Develi’ye gelip önce Kopçu köyü’ne yerleşmişler, kısa bir süre sonra Develi’ye ad vermiş olan Dev Ali (Seyyit Emir Ali) türbesinin etrafına yerleşmişlerdir. Yukarı Develi’de yerleşmişler ve kurdukları mahalleye de Kopçulu Mahahallesi adı verilmiştir. İlk nüfus sayımı olan 1821 tarihinde de mahalle sakinleri Kopçulu adıyla kayda girmiştir! Abbaszade İbrahim de diğer bütün aile ferleri ...
  • Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci’nin Takdim Yazısı

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci'nin Takdim Yazısı Değerli Hemşehrilerim, İnsanlar genellikle maddi kazanç uğraşısı verirler, bunun için çalışırlar, bunun için çabalarlar. Neden, çünkü daha iyi bir gelecek, daha mutlu bir hayat sürmek için. Maddesel olarak bir yere gelmiş bireyler asli görevlerinden artan zamanlarda da topluma hizmette yer almalı, ülkeye ve insana hizmete omuz vermelidirler. Bu hizmetin karşılığı da manevi kazançtır, manevi kazancın getirdiği haz ve mutluluktur. Bu haz ve...
  • DÜNYA TÜKENMEZ KALEM GÜNÜ

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Günümüzde kalem basit ve kolay bir yazma aracı olarak bilinmektedir. Kalemin tarihi çok eski çağlara dayanmaktadır. Özellikle sanayi devriminin ardından sanayinin de gelişmesiyle birlikte kalemin de bu gelişme ile paralel bir gelişme gösterdiğini görmekteyiz. İnsanlar asırlar boyunca mürekkebe batırılan tüylü kalemleri kullandılar. Ancak bu çok zahmetli bir olaydı. Çünkü sürekli sızıntı yapma problemi vardı. Ve ayrıca mürekkep sayfada çok yavaş bir şekilde kuruyordu. Modern zamanın yazım araçlarından bir olan “Tükenmez Kalem” icat edilip seri...
  • Gönül Sadakası

    03 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Okuyucu tarafından zaman zaman dersler çıkarılacak, kıssadan hisse alınacak metinler geliyor. Neşe ve sevinçler paylaştıkça çoğalır. Üzüntü ve kederler paylaştıkça azalır. İşe öyle dostlar ararız bazen. Bizimle üzülüp, bizimle sevinecek dostlar. Ama her şeyden önemlisi öncelikle bizim kendimizin omuz dayanacak bir dost olmamızdır. Bir hanımefendi anlatıyor: Biraz fasulye ve biraz pilav alarak bakır bir tepsiye koydum. Üzerine patlıcan, salatalık ve bir kaç tane kayısı ekledim... Tam dışarı çıkacaktım ki babam sordu: - “Nereye gidiyorsun kızı...