logo

Kara Müftü’nün Ölüm Kalım Hikâyesi ve 25-30 Yıl Gizlediği Sırrı Neydi?

Kara Müftü’nün Ölüm Kalım Hikâyesi ve 25-30 Yıl Gizlediği Sırrı Neydi? Fevzi Numan Cebeci Namı Diğer Kara Müftü Atatürk’ün Huzurunda

Bundan 60-70 sene önce kışlar çok bereketli geçer, şehir merkezine bile 1-2 metre kar yağardı. Her seferinde, halkın deyimiyle “Kar yağdığı zaman deve kuyruğuna değmeli” denirdi. Evlerin karları yarım metreyi geçmeden erken kürenmezse damlar çökerdi. Abilerim, dam kürürken ben de heveslenir çıkardım. Çocuk düşmesin diye beni kovarlardı. Sokağa atılan karların birikmesiyle tek katlı evlerin damı yolla bir seviyede olurdu. Bu yüzden sokakta yürürken damdan dama da yürünürdü. Karların erimesi aylarca devam eder ancak Nisan ayında, Erciyes’ten gelip şehir içinden geçen büyük dere, coşkun sel sularını Sultan Sazlığına taşırdı. Sel suyuna kapılan insan ve hayvan olursa; iflah etmez boğulurdu. Yaz gelince de iki ımbıl (bir dönüm), Argıncık mevkiindeki üç ırgatlık bağımızdan kırk eşek yükü (80 Küfe) üzüm alırdık. Anam bir ay pekmez kaynatır sıra sıra koca küplere doldururdu. Fazlası satılmaz ihtiyacı olana hediye edilirdi. 50’li yıllarda halk fakir ve kanaatkârdı. Topraklar, hayvanlar ve nebatlar bereketliydi. Yerli halk arasında dilenci yoktu. Sıfır geliri olan dul ve yetimlerin ihtiyaçları ne varsa mahalleli tarafından temin edilirdi. Bu hususta teferruata girecek olsam çok şeyler anlatırdım.
Develi’nin medarı iftiharı Kara Müftü, saygın ve âlim bir hocaydı. Ancak sigara içmesiyle kötü örnek oluyordu. Anamın ısrarına rağmen, babam “Kara Müftü de içiyor” diye bir türlü sigarayı bırakmıyordu. Ben 8 – 10 yaşlarında iken bizim eve teşrif ettiklerinde bu hocayı tanıdım ve elini öptüm. Benim hatırladığım kadarıyla, 1950’li yıllarda, kışın kahvehaneye gitmek istemeyen aile babaları, uzun kış gecelerinde, onar kişilik sohbet gruplarıyla yatsı namazından sonra on günlük arayla ve sırayla arkadaş evlerinde toplanırlardı. Yâni bir evde üst üste on gece toplanırlardı. Son gece, büyük sofra veya sinilerle kış çerezi, tatlı ve meyve ikram edilirdi. Kışın en şiddetli olduğu üç ayda (mahalli tabirle, karaaaş, zemheri, gücük) yani; Aralık, Ocak ve Şubat aylarında on arkadaş grubu yüz uzun kış gecesi toplanıp dinî ve örfî âdete göre sohbetler ederek kışı değerlendirirlerdi. Kendisine sıra gelen her ev, ona göre ikram edeceği kış çerezini, çayını ve kahvesi hazırlar, hatıra binaen bir de sohbet edecek hoca çağrılırdı.
Kara Müftü Ev Sohbetinde
Sırası gelen her evin bir de emir eri gibi “yumuş uşağı” olurdu. Siz buna güncel ifadesiyle garsonluk diyebilirsiniz. İki abime rağmen becerikli ve zeki diye babamın tercihi bendim. Bir de benim bu hizmete gönüllü olmamın iki sebebi vardı: Bir maddî, (!) diğeri manevi. Büyükler gibi çay-kahve içmek ve büyüklerin anlattığı harika hikâyeleri dinlemek ayrıcalığı. Ve sıra bize geldi. Babamın favori hocası, Kara Müftü, Kerimin İbrahim’in evine sohbet için teşrif etti. Hoca’nın gündemi genellikle üç konudan oluşurdu: Birisi fıkıh ve ilmihâl, diğeri siyer ve hikâyeler, üçüncü de güncel haber ve yorumlar. Arada bir ihtilaf olursa; hakemlik de yapardı. Hoca espri ve latifeyi de sever, iltifat için şaka da yapardı. Aradan geçen 60-70 seneye rağmen, bana göre câlibi dikkat bazı konuları hâlâ unutmadım. Bir gün şöyle anlattı:
Kayseri’de medresede okurken, hocası Hamurculuzâde Osman Efendi’yi sorularıyla terletiyor. Buna rağmen hocası, Garoğlan Hacı Numan’ı çok seviyor. Derse olan ilgisi, soru sorması ve zekâsı hoşuna gidiyor. Derken Hamurculuzâde Osman Efendi, eskisi gibi yatsı namazından sonra hemen yatmıyor, gece yarılarına kadar kitaplar karıştırıyor, notlar alıyor. Hanımının; “
-Hoca efendi yeter artık, gel yat! Demesine aldırış etmeden kitap okumaya devam eder. Arada bir hanımının ikazı üzerine dayanamaz;
-Yâhu kadın, medresede başıma bir Garoğlan musallat oldu, her gün soru sorar. Derste, talebe huzurunda mahcup olmamak için uykularım kaçıyor, biraz çalışmam gerekiyor, anladın mı? Der.
Nihâyet gün gelir ve hocası Hamurculuzâde Osman Efendi’den “aliyyü-la’lâ” icâzetini (pekiyi şehâdetnâmesini=diplomasını) alır. Elini öper ve hakkını helâl etmesini ister. O da;
-Ben hakkımı helâl ederim, etmesine de, sen bir de yengene gidip elini öp ve helâllik iste” der. Hocasına olan minneti sebebiyle yenge hanımın elini öpmek ve helallik almak için evine gelir.
-Yenge, ben hocamın talebesiyim. İcazetimi aldım. Artık gidiyorum. Hocam, elinizi öpüp helallik almam için beni size yolladı, der. Yenge hanım, “
-Senin adın ne kuzum?” diye sorunca,
-Benim adım Hacı Numan. Hocam, bana Garoğlan! Diye seslenir” deyince, yenge hanım öfkeyle karışık-Demek, Garoğlan sensin öyle mi? Sana hakkımı da helal etmem, elimi de öptürmem. Defol git! Garit!” (Kara it) diye kapıdan kovar. Çiçeği burnunda Numan Hoca, öfke ve üzüntü içinde dönüp, hocasına bu hoş olmayan vaziyeti anlatarak şikâyet edip teselli arar. Hamurculuzâde, beklediği senaryonun gerçekleşmiş olmasından dolayı önce keyifle kahkahasını atar, ardından hikâyenin başında arz ettiğimiz vaziyeti anlatarak talebesi Hacı Garoğlan’ı teselli eder.
Kara Müftü ‘nün Ölüm Kalım Hikâyesi:
Gelelim, Kara Müftü’nün ölüm-kalım hikâyesine: Genç, dinamik ve cesur Hocamız, Hacı Numan Efendi, Develi Kazası’na 1914 yılında müftü olur. Fetvalarında ve vaazlarında dinden taviz vermeyen bu sert mizaçlı Hocayı, halk (esmer teninden dolayı) KARAMÜFTÜ lakabıyla anar ve sever. Halkın çoğu onun asıl adını (şimdi bile) bilmez. Verdiği fetvasıyla ve vaazlarıyla istiklâl harbine de büyük destek sağlar. Ben 40 yıllık Kara Müftü’yü, çocukken, 50’li yılların ortasında, bir kış gecesinde, Aşağı Everek Yoğurt Pazarı esnafından Kerim’in İbrâhim’in evine, bir gece sohbetine teşrif edince tanıdım. Derken, ne münasebetle başladığını unuttuğum en önemli ve sırlı hatırasını ondan şöyle dinlemiştim:
Meteris Camiine Asılan Afiş Meselesi:
Kara Müftü, mûtâdı üzerine bir Ramazan günü vaaz ettiği Meteris camiinden ikindi sonrası çıkarken bir de bakar ki câminin kapısına bir afiş asmışlar. Afişin muhtevâsında (içeriğinde) “fitre ve zekâtın tayyare cemiyetine verilmesi isteniyor. Yâni, 90 yıldır THK’na yardım(!) yâvesinin başlangıcı. Kara Müftü, bu vaziyete çok öfkelenir. Harf inkılabı olalı daha bir seneyi geçmeden dînî tedrîsat ve terbiyesi yasaklanırken, fakirlerin hakkı olan fıtır sadakası ve zekatın, verilmesi câiz olmayan bir yer için istenmesi hocayı kızdırır. “Bu afişi asacak yer bulamadılar mı? Hangi densiz cami kapısına bunu yapıştırmış?” diye öfkeyle yırtıp atar. Sen misin bunu yapan? Savcılık tevkif edip (tutuklayıp) hapseder. Kara Müftü, mübarek Ramazan’ı ve bayramı da hapishanede mevkûf (tutuklu) olarak geçirir. Hapishanede yemek ve yatak da yoktur. Her ihtiyacı evden iletilir. Çocuklardan biri her gün sefer tasıyla yemek taşır.
Hoca’nın cürmü (suçu) (!) çok ağırdır. İdamlık suç işlemiştir.(!) Halkı, İnkılap kânunlarına ve cumhuriyet rejimine karşı isyana teşvik etmek için teşebbüste bulunmuştur.(!) Böyle bir suç için, Develi Ceza Mahkemesi yetersizdir. Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması için oraya gönderilir. Hoca Efendi’nin mevkuf (tutukluluk) günleri 70 günü geçer. Ve nihâyet afiş yırtmaktan dolayı, 5 liralık bir para cezasıyla (nasıl) kurtulur? (!)
Kara Müftü’nün 25-30 Yıl Gizlediği Sırrı Neydi?
Kara Müftü’nün, ailesinden ve en yakın dostlarından 25-30 yıl gizlediği sırrı neydi? İdamla yargılanırken uzun tutukluluk işkencesinden nasıl kurtulmuştu? Bu vaziyeti Kara Müftü şöyle anlattı: “Kayseri’den beni mevcutlu (iki jandarma arasında) olarak trene yüklediler. Bir buçuk gün süren yolculuktan sonra, beni Gazi Paşa’nın huzuruna çıkardılar. Şaşırdım, içimden demek ki cürmüm (suçum) çok ağırmış diye düşündüm. Bana,
-Hoş geldin Kara Hoca, otur sana soracaklarım var dedikten sonra, masasının çekmecesinden bir sigara tepsisi çıkardı ve:
-Sigara içiyorsan yak bakalım kendine gelirsin, dedi. Ben de içimden, vay be adam halden anlıyor, zaten iki gündür içememiştim. Kapar gibi bir tane aldım ve dedim ki:
-Huzurunuzda içmek ayıp olmaz mı?’ O da dedi ki:
-Olmaz, bak ben de içiyorum. Canıma minnet yakıverdim. Derken elinin altındaki dosyayı açtı, eski hurufla (harfle) yazılı bir liste çıkardı. Bunlar idamlık hocaların adlarının yazılı olduğu listesiymiş. Bazı isimlerin üstü renkli kalemle çiziliydi. Benim adımın yazılı olduğu satıra parmağını basarak gösterdi ve ‘oku’ dedi. Bir de baktım ki;
-Kayseri Develi kazasından Hacı Numan hoca, namı diğer Kara Müftü, diye yazıyordu. Korktum ve şaşırdım. Telaşımı anladı. Baktım, hafif tebessüm ediyordu. İçimden dedim ki, ulan Garoğlan ölümden korkma, paşanın karşısında metanetini bozma. O sırada Gazi Paşa konuşmaya başladı ve dedi ki; —devamı haftaya

Share
6.214 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

3+7 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • DÜNYA HİJYEN GÜNÜ

    15 Ocak 2021 Köşe Yazarları

    Sağlığa zarar verecek ortamlardan korunmak için yapılacak uygulamalar ve alınan temizlik önlemlerinin tümü hijyen olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde temizlik önlemleri anlamında kullanılan hijyen, aslında Yunan Tanrıçası Hygeia adlı tanrıçadan gelmektedir. Hygeia, Yunan ve Roma mitolojisinde geçmekte olup, tıp tanrısı Asklepios'un kızıdır. Sağlık ve temizlik tanrıçasıdır. İnsanlar, Bergama'daki Asclepius Tapınağı gibi tapınaklarda babası Asclepius'tan ve Hygeia'dan sağlık dilemişlerdir. Dünyanın ilk Hijyen Günü, Avrupa Hijyen Konseyi ve Türk ...
  • STATİK ELEKTRİK GÜNÜ

    07 Ocak 2021 Köşe Yazarları

    Mutlaka hepimizin başına elektrik çarpması defalarca gelmiştir. Hiç beklemediğimiz birisine ya da bir yere dokunduğumuzda bir anda elektrik çarpması hissi yaşarız. Günlük hayatımızda biriyle tokalaştığımızda, arabadan inip kapı kolunu tuttuğumuzda, bir yüzeye dokunduğumuzda veya parkta plastik kaydıraktan kaymış bir çocuğa dokunduğumuzda ortaya çıkan karıncalanma hissi, statik elektriğin etkisinden kaynaklanmaktadır. Hatta aradaki akım geçişi sırasında oluşan kıvılcım gözle görülebilir ve çıtırtı şeklinde ses duyabiliriz. Bu akım geçici bazı k...
  • TARİHÎ KARTPOSTALLAR ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ – 2

    07 Ocak 2021 Köşe Yazarları

    Geçen haftaki yazımızda tarihî kartpostalların politika ve vatan müdafasındaki yeri konusunda bilgi vermiş ve bu konuda kartpostalların önemine değinmiştim. Bir okuyucumuzun ricası üzerine konuyu biraz daha zenginleştirmemiz gerektiğini görmüştük. Bu vesile ile yeniden arşivime inme ihtiyacı doğmuş ve altı kare kartvizit üzerinde durmayı uygun gördüğümü belirtmek isterim. Tarihte gördük ki bir yerde askerin yoksa orası senin değildir. Osmanlı devleti 350 yıldır elinde tuttuğu Rumeli'yi vasıfsız ve cahil politikacı ve subaylarımız sayesinde on ...
  • Eski Develi’de Örf ve Adetlerimiz

    01 Ocak 2021 Köşe Yazarları

    Örf ve adetler çok eski zamanlardan beri toplum içinde kabul görmüş yazısız kurallardır. Halk dilinde gelenek ve görenek olarak da bilinen bu kavramlar, yaşadığı toplumun özelliklerini yansıtır. Kadim Develi kültürü zaman içerisinde birçok değişime uğramıştır. Develi’de asırlardır devam eden ve hala yaşayan birçok gelenek görenek bulunmaktadır. Gelenekler ve onun oluşturduğu kültür, toplumu bir arada sağlam tutan ögelerdir. Develi’de eskiden herkes birbirini tanır, bir ailenin fertleri gibi herkes birbirini koruyup kollardı. Dayanışma ruhu çok...