logo

İçinde Kopan Fırtınaların Çığlığını Aksettiren Ozan : Aşık Seyrani

Merhum Mehmed Halid Bayrı, 1340/1920 tarihinde İstanbul’da neşredilen Anadolu Mecmuası’nın 6.sayısının 209-212 sayfaları arasında “ Sanihat-i Seyrani” adlı makalesinde halk şairleriyle ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapıyor: “Halk şairleri, Anadolu’da yarı kutsiyet kazanmış birer insandırlar. İsimlerinin etrafında toplanan menkıbelerle hakiki hayatlarının seyri ve akışı unutulan halk şairleri, bu mübarek ülkede birer velîden farksız görünürler. Ellerindeki kırık sazlarının taşkın ahenginde, kalplerinin aşk, hicran, ıstırap hislerini saklayan bu şairlerin simaları biraz üzgün ve zayıf, sesleri biraz titrek ve yorgundur. Fakat içlerinde kopan fırtınaların çığlığını aksettiren sazlarıyla, bunların diyar diyar dolaşan hayalleri önünde halk kendinden geçercesine taşıp coşar, susayan gönüllerinin feryadını onların sazında canlanmış görerek hayatının muammasını çözmeye uğraşır. Onlara yalnız hürmet göstermez aynı zamanda tapınır da.
Halk şairleri Anadolu’da bir tesellidirler. Basık köy odalarının karanlık köşelerinde boğulan nice arzular, ihtiraslar, halk şairlerinin önünde onların sazlarıyla birlikte uyanır. O zaman hissedilir ki halk şairleri, toplumun acımasız iradesi altında ezilen, bedence ve ruhça bozulan insanların dünyalarını gelecek kuşaklara bir ibret aynası olarak sundu. Kötülük, hırsızlık, zulüm gibi kirli yaşamın baskısı altında kalan toplumun güven ve istikrar özlemini dile getirdi. Yoksulluğun, haksızlığın, hırsız ve soygunculuğun topluma egemen oluşuna isyan etti. Halkın çileli yaşamını ve halkı sömürenlerin çirkin dünyasını ortaya koydu. Devrinin her biri birer ayrı etüt konusu olan, olmuş ve olabilecek önemli ülke sorunlarını, halk tabakaları üstüne yayılan cehalet karanlığının nasıl yaygın bir hale geldiğini dile getirdi. Anadolu kaç asırdır mahzun ruhunu halk şairlerinin nağmelerinde, gözüyle, kulağıyla, bütün duyularıyla görüyor. Onun için, Anadolu’nun her köşesinde halk şairlerinin yeri ve önemi vardır. Halk şairleri, Anadolu’nun her noktasında bilinen bir kişilik, bir şahsiyettir. Devlet emrine bazen isyan eden köylüler bile, bunlara en gizli yerlerden bağlanmışlardır. İşte bunlardan biri de Everekli Aşık Seyrani’dir.”
M.Halit Bayır’in değerlendirmelerine katılmamak mümkün değil. Zira halk şairleri tıpkı ilahi kelamın peygamberlerin kalbine aktığı gibi, ilahi hikmetler de şairlerin gönüllerine tecelli eder ve bu tecelli ile de şair derûni bir şekilde sanatını icra eder. Tabir caizse “ sesin sözüyle işaret edilen, kalbin sözü”ne karşılık gelir. İşte Seyrani de önce içinde sahip olduğu tanrısal bir öz ile hakiki varlığın ne olduğunu anlamaya çalışır. Sonunda Seyrani bu varlığın ilahi terimlerinin sevgi ve aşk olduğunu, yaratılışta her şeyin sevgi ve aşkı anlattığını anlar. Zaten Allah ruhları yarattığında ilk önce onlara aşık olmalarını ferman buyurmuştu der:
Ervahda(Kalûbelâda) her kısmet verilir iken
Aşk nasîb eyledi Sübhân(Allah) bizlere
Ruhlar bir araya dirilir iken
Âşık olun dedi Cânân(Allah) bizlere.
Bu sevgi Yüce Yaratana yönelmeyi, Yaratandan başka bir varlığın bulunmadığını sezmeyi, nesnelerde, yönlerde hep Yaratanı görmeyi sağlar. Yaratanı görmek gerçeği kavramaktır, gerçeği kavramanın yolu da sezgidir. İnsanın gerçeği kavrayabilecek sezgiyi kazanması olgunluğun en yüksek aşamasına varması demektir. Bu aşamaya varan kimsenin gönlü Allah’ın bütün açık seçikliğiyle göründüğü bir ayna gibidir. Bu özelliği dolayısıyla kişinin gönlü tanrı evi (beytullah) dır. Beytullah Tanrı’yı gönülde görmektir. O nedenle gönlü kırmak Yüce Yaratanı kırmak demektir:
Gönül Beytullahtır yıkma Seyrani
Elinden gelirse imaret eyle.
Aşıkın gönlünde görüp yarayı
Beytullah yas tutmuş giymiş karayı.
Câm-ı tecellîden teşneyim mül’e
Var nisbetim akranlıkda bülbüle
Bülbül meftûn ise dikenli güle
Seyrânî âşıkdır bir Allah’ına.

Share
1.712 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

10+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Derneğin Hafızası Kitabını Neden Yazmaya Gerek Duydum?

    18 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Kuruluşundan bugüne derneğimize hizmet eden değerli büyüklerimizi anmak ve bizden sonra gelecek yönetimlere ışık tutmak için bu kitap kaleme alınmıştır. Amaç derneğin yazılı hafızasına bir katkı sunmaktır. Çünkü toplumun hafızası olan kitaplar kültürel bir mirastır, kitaplar gönülden gönüle giden bir yoldur. Her dönemde Başkanların ve yönetimlerin karşılaştığı zorluklar, yaptıkları fedakârlıklar ve hizmetler hiçbir zaman küçümsenemez. Dernekçilik bir gönül, sevda ve fedakârlık işidir. Hemşehrilerinin dertlerine ortak olmak, hastalara ve yoksul...
  • DÜNYA PİKNİK GÜNÜ

    18 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Havaların ısınmaya başladığı ilkbahar aylarından itibaren piknikler, hafta sonlarının en keyifli aktiviteleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Pikniğe gitmek için kimimiz deniz kenarını, kimimiz ormanı, kimimiz su veya göl kenarını, kimimiz de parklar gibi doğal ortamlar veya bir açık alanı tercih ediyoruz. Piknik, yemek yemek, eğlenmek için açık alanda yapılan günübirlik gezintidir. Piknik, kelimesinin kökeni Fransızca “pique-nique” kelimesinden gelmekte olup, anlamı “Suyu, yeşilliği olan, gezinti yapılacak yer” olarak tanımlanmaktadır....
  • ABBASZADE İBRAHİM EFENDİ (1899-1963 )

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Abbaslar ailesinin atası Abbas Dede’dir. Aile de hep dedenin adıyla anıla gelmiştir. Aile Halep Türkmenlerinden üç değişik aile birlikte 18.asrın ortalarında Develi’ye gelip önce Kopçu köyü’ne yerleşmişler, kısa bir süre sonra Develi’ye ad vermiş olan Dev Ali (Seyyit Emir Ali) türbesinin etrafına yerleşmişlerdir. Yukarı Develi’de yerleşmişler ve kurdukları mahalleye de Kopçulu Mahahallesi adı verilmiştir. İlk nüfus sayımı olan 1821 tarihinde de mahalle sakinleri Kopçulu adıyla kayda girmiştir! Abbaszade İbrahim de diğer bütün aile ferleri ...
  • Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci’nin Takdim Yazısı

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci'nin Takdim Yazısı Değerli Hemşehrilerim, İnsanlar genellikle maddi kazanç uğraşısı verirler, bunun için çalışırlar, bunun için çabalarlar. Neden, çünkü daha iyi bir gelecek, daha mutlu bir hayat sürmek için. Maddesel olarak bir yere gelmiş bireyler asli görevlerinden artan zamanlarda da topluma hizmette yer almalı, ülkeye ve insana hizmete omuz vermelidirler. Bu hizmetin karşılığı da manevi kazançtır, manevi kazancın getirdiği haz ve mutluluktur. Bu haz ve...