logo

HUKUK DEVLETİ GÜNÜ

Hukuk, Arapça bir sözcük olup, haklar anlamına gelmektedir. Türkçede hukuk sözcüğü daha ziyade tekil olarak kullanılmaktadır. Toplum halinde yaşayan insanların birbirleriyle ve toplumla ilişkilerini düzenleyen ve kendilerine uyulması devletin zorlayıcı gücü ile güvence altına alınan kurallara da “Hukuk Kuralları” denir. 

“Hukuk Devletinin” birden çok tanımı olmakla beraber en temel tanımı, faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukuk güvenliği sağlayan, yönetilenlerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan, yönetimde keyfiliğin egemen olmamasını sağlayan ve kendisini hukukla sınırlayan devlet demektir. Bir hukuk devletinde hukuka uymak sadece vatandaşlar için değil, devlet için de zorunludur.
Hukuk Devleti kavramı ilk olarak 18. Yüzyılın sonu ile 19. Yüzyılının başında Almanya’da ortaya atılmıştır. Hukuk devletinin kurumsal olarak ortaya çıkışı Fransız Devrimi ile gerçekleştirilmiştir. Fransız Devriminden bu yana “Polis Devleti” anlayışı yerini “Hukuk Devleti” anlayışına bırakmıştır. Hukuk devletinin birinci koşulu temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasıdır. Zira hukuk devleti anlayışı ile insan haklarının gelişimi aynı paralel de gerçekleşmiştir.
Hukuk devleti anlayışı, Türklerin kurdukları ilk devletlerden itibaren hep var olmuş, bu anlayışları İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra devam etmiş, günümüzde de hala devam etmektedir. Bu anlayış, İslamiyet’ten önceki dönemde töre hukuku ile İslamiyet’ten sonraki dönemde şer’i ve örfi hukukla, Cumhuriyet döneminde ise çağdaş anayasaların temel hükümleri ile kendini göstermiştir. Ülkemizde hukuk devletinin gelişimi Tanzimat’tan önceki dönem, Meşrutiyet dönemi ve Cumhuriyet dönemi olarak bir süreklilik arz etmektedir.
Tanzimat dönemini başlatan “Gülhane Hattı Hümayunu”, “Islahat Fermanı” ve “Fermanı Adalet” hukuk devleti açısından önemli belgelerdir. Tanzimat döneminde bazı temel hakların güvenlik altına alınması mahkemelerin bağımsızlığı ve yönetimin yargı yoluyla denetimi konusunda ilk adımlar atılmıştır.
Hukuk devleti açısında önemli gelişmeler Cumhuriyet döneminde olmuştur. Cumhuriyet dönemi kendi içerisinde üçe ayrılmış olup, 1924 Anayasası dönemi, 1961 Anayasası dönemi ve 1982 Anayasası dönemidir.
Türkiye Cumhuriyeti, ‘Hukuk Devleti’ ilkesini 1961 Anayasasından itibaren, açıkça anayasal bir ilke olarak benimsemesine rağmen, bu ilkenin gerçekten hayata geçip geçmediği konusunda, günümüze kadar meydana gelen çeşitli olaylar ve uygulamalar nedeniyle, her zaman ciddi tartışmalar ve soru işaretleri söz konusu olmuştur.
Zaman zaman bürokraside, zaman zaman da siyasi alanlarda görülen bazı sorunlar hukuk devleti ilkesine zarar vermektedir. Türkiye’de hukuk devletini zedeleyen en önemli etken, yürütme veya yasama kuvvetini kullananların, bu kuvvetleri keyfi veya siyasi, kişisel çıkar elde etme amaçlı kullanmalarıdır. En başta, bir devletin hukuk devleti olduğundan bahsedebilmek için, o devletin gerçekte ne kadar hukuk devleti ilkelerine bağlı olduğuna bakmak gerekir. Yani, sadece devletin yasalarında, hukuk devletinden ve ilkelerinden bahsetmesi yeterli değildir. Bu sebeple, hukuk devleti ilkesini gerçekleştirmeye yönelik hareketler, toplumu doğrudan ve olumlu bir biçimde etkileyecek hareketler olmalıdır.
1993 yılından beri 5 Mart’ta “Hukuk Devleti Günü” kutlanmaktadır. Hukuk devleti, istisnasız tüm idari işlem ve eylemlerin, yargı eliyle incelendiği, değerlendirildiği ve hukuka aykırılıkların ortadan kaldırıldığı ideal bir yönetim ilkesidir. Bu itibarla hukuka bağlı, şeffaf, denetlenebilen ve hesap vermekten çekinmeyen bir idarenin, insanlara güven vereceğini ve daha sağlam temellere oturacağını bilmemizde fayda vardır.

Share
2.376 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

2+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Farkına Varmadan Yaşadıklarımız

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Ne kadar kıymetliymiş, denizin dalgalarını, gökyüzünün maviliğini izlemek. Ne kadar kıymetliymiş, sevdiklerine sarılabilmek, öpebilmek, onları ziyaret edebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, yağan yağmurda ıslanabilmek, rüzgârın kokusunu çekebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, sokaklarda, caddelerde gezinmek, amaçsızca yürümek. Ne kadar kıymetliymiş, korkmadan, tedirgin olmadan markete, alışverişe, pazara gidebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, kafeye, pastaneye, çay bahçesine oturup, bir çay kahve içebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, öksürebilmek, hapşırab...
  • Dolmuşculara Bir Çift Lafım Var!

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    65.000 Nüfuslu bir ilçede yaşıyoruz. Dolmuşçular bisiklet projesine itiraz ediyormuş ekmek kapılarına engel olur diye. Ben de şunu demek istiyorum dolmuşçuların ekmek kapısına engel oluyor diye özel araç kullanımını mı yasaklayalım ? Yok böyle bir dünya! 65.000 nüfuslu ilçede 30.000 araç var ve trafik sorunu var. Bu sorun gitgide artıyor. Bu sorunu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? 65.000 nüfuslu ilçede bisiklet kullanımı ne kadar etkiler ekmek kapısını. Neden alternatif ulaşım aracı hakkı verilmesin insanlara. Sadece dolmuşa bineceksiniz baş...
  • KARA VEYA EFSANE CUMA

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Kara Cuma ismini son yıllarda adını sıklıkla duymaktayız. Kara Cuma, adından da kolayca anlaşılabildiği gibi doğrudan ülkemiz kültürü ile ilgili özel günlerden biri olmadığını söyleyebiliriz. Öyleyse Kara Cuma (Black Friday) nedir? Kara Cuma, ABD'de başlayan ve Şükran Günü ile sıkı bağları bulunan bir gelenektir. Her yıl Kasım ayının dördüncü Perşembe gününde kutlanan Şükran Gününden sonraki Cuma günü, halk çarşı veya meydanlarda bulunan büyük mağazalara giderek alışveriş yapmaktadır. Bazı şirketler bu rutini kâra çevirmek ve daha çok ürün sat...
  • DEVELİ’DE İLK ÖĞRETİM KURUMLARI ve İLK ÖĞRETİM KADROSU-3

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Geçen hafta değerli eğitim tarihçimiz Prof.Dr.Yahya Akyüz'ün yazdığı Kız İlkokulları Tarihi Gelişimi hakkındaki mükemmel bir yazısından faydalanmış ve kısaltılarak sizlere derli toplu bir bilgi vermeye çalışmıştım. ”Eğitim Tarihçimiz” dedim, çünkü birde aynı isim ve soyadını taşıyan A.Ü.DTCF. Yeni Türk Edebiyatı öğretim üyelerinden Prof.Dr.Kenan Akyüz vardır ve benimde hocalarımdandır.” Modern okulculuğa, azınlıklar ile misyonerler bizde daha erken dönemlerde başlamışlardı. Hatta matbaalarıyla beraber ! Öyle ki, modern yetim haneler, iptid...