logo

ERMENİ KÜLTÜR VARLIKLARIYLA DEVELİ

 

Değerli bir Başkan, armağan ettiğim “Develi’de İz Bırakanlar” kitabımı aldıktan sonra bana armağan olarak bu kitabı gönderdi. İçine de bir not yazmış. “Orhan Bey, gönderdiğiniz kitabınızı aldım. Bende size aynı topraklarda yaşamış olduğunuz başka hemşehrilerinizin gözüyle yazılmış bir kitap yolluyorum. İlginizi çekeceğini düşünüyorum.” Sevgi ve Saygılarımla.
Kayseri ve İlçeleri ile ilgili kaynak kitaplar ilgimi çeker. Kayseri’nin yetiştirdiği iş adamlarının örnek hayatlarını ve hatıratlarını okuyarak yörem hakkında yeni bilgiler edindim. Merakım daha da arttı. Yazmak için okumanın gerekliğine inanan biri olarak, bunu ne kadar yoğun olursam olayım devam ettiriyorum. Çünkü okumak ve yazmak benim yaşamımın bir parçası, vazgeçemediğim bir tutkudur.
Kitabı okuduğumda Develi ile ilgili bilmediğim birçok yeni bilgiyi de öğrendim. Bu hafta yazımın konusu Hrant Dink Vakfı’nın bu sene yayınladığı Ermeni Kültür Varlıklarında Develi. 19 Ocak 2007’de Agos Gazetesi önünde Türkiyemiz’de etnik kavga çıkarmak isteyen karanlık güçler tarafından hunharca öldürülen Hrant Dink’i anarken, ailesine ve Ermeni Cemaatine üzüntümü ifade ediyor, acılarını paylaşıyor, başsağlığı diliyorum.
Ermeni Kültür Varlıkları’nda Develi
“Develi’nin kültürel mirasını araştırmak üzere Ermeni toplumunun izini süren bu kitap, Develi’nin geçmişindeki kültürel çeşitliliği ortaya koymayı hedefliyor.
Erciyes dağının eteklerinde yer alan, iki Ermeni köyü olan Everek ve Fenese’yi içine alan Develi’nin gerçek tarihi ve önemi ancak çok kültürlü mirasıyla ortaya çıkıyor.”
Kitabın önsözü böyle başlıyor ve şöyle devam ediyor:”Geçmişin Everek’ini ve Fenese’sini adım adım anlatırken, köşelerdeki çeşmelerini sayarken, okulların ve kiliselerin yapılışını anlatırken, komşu Müslümanlarla ve Rumlarla Ermenilerin ilişkilerini tasvir ederken, inandıklarıhikâyeleri, kutladıkları bayramları, yedikleri yemekleri, biriktirdikleri ve harcadıkları kuruşları, tarımı, bahçeciliği, ağaları, papazları, öğretmenleri, öğrencileri, kadınları ve zanaatkârları ile zamanın Everek’ini okurken, bugün Develi’nin ne çok hafıza mekanı içerdiğini görebiliyoruz. Bambaşka bir zamanda, dilde ve dünya görüşüyle yazılmış bir metni günümüz okurlarına Türkçe ve İngilizce olarak sunmayı, saha çalışmaları sayesinde layıkıyla başardığımıza inanıyoruz.Arzumyan’ın anlattıklarına bizim araştırmalarımız sırasında tespit ettiğimiz mekânların görsellerini ekleyerek, metinsel bir yapıta bir rehber boyutu kazandırmayı çeviriden öte yok olmaya tutulmuş bir dünyayı, bugünün sokaklarına taşımayı denedik.”
Develi’de Ermeni Toplumunun Yaşamı
Kitabın sonraki bölümlerinde Jack Der-Sarkisyan’ın Osmanlı döneminde Develi Ermeni toplumunu anlatıyor. Haç Dağı’nda kutlamalar yapılır, yortu akşamı ateşler yakılırmış. Dualar edilirken, lastik tekeri götürüp haş dağında yakarlarmış. (Haş Dağı Develi tabiri) Haç dağında yarışlar Everek ve Feneseli Ermeniler arasında dağın tepesine ilk önce bir grubun diğer gruptan önce gelmesi bir rekabetin var olduğunu anlatıyor.
Büyük perhiz öncesi mutlaka karnaval yapılırmış. İsanın doğuşunda yortu düzenlenir, paskalyada mutlaka kızıl yumurta bayramını orada yaşayan Türklerde katılırmış.Kete ve halkalar ikram edilirmiş.
Develi’den Ermenilerin göçü kitapta kültürel mirasın yok olmasına paralel ilerlemiştir.Diye yazmaktadır.Göçlerin bir sebebininde ekonomik olduğu vurgulanıyor.Zaman zaman bazı sıkıntılar yaşansa da Ermeniler ile Müslümanlar arsında ilişkiler gayet iyi olarak belirtiliyor.Fenese’de selden kilisenin yıkılması, ibadetlerini ve cenaze düğün gibi merasimlerin yapılmaması, Ermenice eğitim veren okulların kapanması, çocukların eğitiminin yapılmaması ve nüfusun azalmasıyla eş bulmakta güçlük çekmeleri göçün nedenleri arasında sayılıyor.
Cumhuriyet döneminde çok kültürlü hayatın izlerini, Develi’de yetiştirdikleri zanaatkârla Develi’ye yön veren insanları,Aşağı Evereği ve Feneseyi,Aziz Kirkor suyu olarak bahsedilen Keşişin Havuzunu, yüz yıl önceki Develi’yi, Nesilden nesile aktarılan meslekleri, kültürelmirası, Ermenilerin Develi’den göçünü, Ermeni tehcirini,mübadeleyi, Anadolu’daki Ermenilerin tarihine ışık tutacak izlerini gördüm.
700 yıl Ermeniler ve Rumlar Develi’de birlikte yaşamışlar. Aşağı Everek’te Aygösten ve Fenese’de iki ayrı köyde Ermeniler birbirleriyle yarış ve rekabet halinde hayat sürmüşler. Ayrı ayrı kilise ve okulları varmış. Ermeniler ibadetlerini Türkçe yapmışlar. Develi’de ve köylerinde Ermeniler zanaat ile uğraşmışlar ve çiftçiliğe de önem vermişler, çalışkan insanlarmış.
Bağ ve bahçelerinde cehri yetiştirmişler. Her evin cehrisi olurmuş. Otuz kırk kg cehrisi olan bir yıllık besin ihtiyacını karşılarmış. On altına cehri satan biri, iki altına etlik inek,bir altına da bulgur yarma için buğday alabilirmiş.Cehri boya için kullanılırmış. Çoğu da yurt dışına ihraç edilirmiş, Amerika’dan Marsilya’yakadar.
Cehri bitkisi; Anadolu’da yapılmış halılarda sarı renkli boya maddesi olarak kullanılmış. Dünya’nın pek çok bölgesine Anadolu’dan ihraç edilerek yurt dışında ipek ve yün elyafının boyanmasında kullanılmıştır.İran’dan Avrupa’ya kurutulmuş cehri meyveleri uzun dönemler boyunca ihraç edilmiştir. Cehri, 15. ve 17. yüzyıla kadar uzanan bir tarihe sahip olduğunu kitaptan öğreniyoruz.

Develi’de Zanaatkârların Ekserisi Ermeni Ustalardı
Osmanlı’da azınlıklar askere alınmadığı için zanaata ve çiftçiliğe, bağ bahçe işine önem vererek meslek ve varlık sahibi olmuşlar. Osmanlı seferden sefere yeni ülkeler fethettiği için Türkler zanaatkâr ve varlık sahibi olamamışlar. Develi’de Ermeniler Türklere nazaran daha müreffeh bir hayat sürerek yaşamışlar.
Aşağı Everek’te yaşayan Rahmetli Bahriye Kulak halam çok güzel baklava açar, şekerleme yapardı. Rahmetli annem etlikte Aşağı Everek’ten evimize çağrılan Ermeni kasabın pastırmalık etleri ayırarak tasarladığını anlatırdı. Develi’de Ermenilerin Develi Halkı’na katkıları inkâredilemez. Develi’de komşuluk yapan halkımızın onlar hakkında olumsuz şeyler söylediklerine tanık olmadım.
Develi’de arıcılıkta o zamanlar önemliymiş. Her evin 20-50-100 kovan kadar arısı olurmuş. Kovanlardan elde edilen ballar satılmaz, ileri gelen mülki amirlere, sözü geçen insanlara hediye götürülür, komşulara ikram edilirmiş.Develi’de en çok zerdali yetişirmiş.Erik, şeftali, armut, ayva, üzüm, kavun karpuz olurmuş. Ermenilerde o zamanlar zanaatkârlar çokmuş. Ayakkabı, postal yemeni yaparlarmış. Demirci, nalbant, çilingir, kalaycı, berber, dülger, duvarcı, köseleci, çivici, camcı, pastırmacı işlerinin ehli Ermenilermiş. Yanlarında birçok zanaatkârlar yetiştirmişler.
Varlıklı tüccarlar, köy köy dolaşan çerçiler, boyacı ustaları varmış. Develi’de çorap fabrikası bile varmış. İstanbul’a, İzmir’e Bursa’ya çorap satılırmış. O zamanlar Develi’de ipek böcekçiliği de yapılmış bahçelerde dut ağaçları varmış. Çocukluğumda Tiremdeki dut bahçelerinin olduğunu hatırlıyorum. İpek böcekçiliği için bunların yetiştirildiğini bu kitabı okuyunca anladım.
Küçükbaş hayvan ticareti celebler varmış.Koyun toplayıp Mısır’a götüren,Arabistan’dan deve getirip satanlar bile olmuş.Koyunlarınyünü, elde edilen reçineler, Develi’den doğrudan Marsilya’ya gönderilmiş.
Savaş Sonrası Develi’de Ermeni Vatandaşlarımız
Türkiye’de savaş sonrası Ermenilerin yaşamaya devam ettiği çok az yerlerden biride Develiymiş. 1970’ li yıllarda Develi’de Camcı Agop Yalçın ve Derici Nişan Karayel, marangoz Onnik Gürleroğlu Usta ve aileleri kalmıştı. Onnik Ustanın oğlu Kirkor Gürleroğlu liseden sınıf arkadaşımdı. Rahmetli Remzi Kattaş, Feridun Özkul, Zafer Dedeman Kirkor’u çok severdik. Kirkor şimdi İstanbul’da deri işi ile uğraşıyor. Yıllar önce Kapalıçarşı’da tesadüfen rastladım.
1970 sonrası Develi’de Ermeni kimliği ile yaşayan kimse kalmadı. Ermeni ustalarının bulunduğu Uzun Çarşıda demirci ve marangozatölyeleri varmış. Benim hatırladığım Melekgirmez Çarşısındaki isim yapmış ayakkabıcılar ve fırın ve dericiler vardı. Ermeni ustaların çırakları ayakkabı ustaları bu mesleği bir müddet devam ettirdiler. Mesleğe rağbet olmayınca, usta yetişmeyince onlarda yok oldu gitti. Fakat yanlarında çalışan çıraklar onlardan çok şey öğrendiler. Naylon ayakkabılar ve lastik çizmeler kösele ve deri ayakkabıların yerini aldı.
O yıllarda Keşişin Havuzuna bahçelerden giden çay mahallesinde bir iki tabakhane kalmıştı. Lise yıllarımda okulun bando takımına trampet ve davul için deri lazım olunca bir iki kez gitmiştim. Develi’de Ermenilere ait kültürel miras maalesef yok oldu.”Kilisem yok, dedemin mezarı yok neyi ziyaret edeceğim” diyen kişiye hak veriyorum. Yok edilen sadece onlar mı? Cumhuriyet Meydanındaki kahveler, Şuandaki belediyenin yerinde eski maarif binası, taş binalar, hamam, Fenese’deki ve Aygösten’deki evlerin yok olmasının nedenlerini hala bilemiyoruz. Kültür mirasımız maalesef Develi’de korunamadı. Kalan birkaç ev ve tarihi binalar restore edilerek koruma altına alınmalı ve çevresi sit alanı ilan edilmeliydi. Yurt dışında yüz yıl önce yapılan binaların, caddelerin, sokakların olduğu gibi heybetiyle durduğunu gördüm.
Beklentiler kitapta şu cümlelerle özetleniyor.” Kültürel mirasın yok edilmesinin Ermenilerin Develi’de kurdukları ilişkiyi ve aidiyet duygularını ne denli zedelediğini ortaya koyuyor. Kültürel mirasın korunması ve onarılması, zedelenen ilişkilerin geleceğe farklı biçimde taşınması için bir iyi niyet göstergesi olabilir. Develili Ermenilerin torunlarının bölgeyle olan bağlarının kurulmasını sağlayabilir.”
Develi’de bir iki olay dışında azınlıklarla ilgili önemli bir olay olmamıştır. Ermenilerin komşulukları, kültürleri, yaşantıları, adetleri, kutlamaları derin izler bırakmıştır.
Ermeniler Osmanlı tebası içerisinde millet-i sadıka ismiyle belgelerde yer alacak kadar Türklerle iç içe girmişler. Eğitim ve kültür faaliyetlerini, dini inanç ve ibadet özgürlüklerini çok rahat bir ortamda yapmışlar. Nasıl bakarsanız öyle görürüsünüz. Bizim bakış açımız ırkı, dili, dini ne olursa olsun insanlara hak ettiği önemi ve değeri vermektir.
Son söz : “Eğer bir kelebeği sevebiliyorsak, tırtıllara da değer vermemiz gerekir.”

Çağdaş Develi Gazetesi, 19 Ekim 2018, Sayfa 7

Share
2.700 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

1+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bırak Söyliyeyim Dilimi Tutma

    16 Eylül 2021 Köşe Yazarları

    Bu 5. eserimi, güzelliklere ait olan Sevgiyi, VECD haline getiren, şiir okumayı özellik ve güzellik bilen herkese ithaf ediyorum. Dülgeroğlu Sabit Şiir;Yücelere tırmanan bir fikrin, düşüncenin, tefekkürün mahsulü, güçlü ifadenin merkezdeki özüdür. Meselenin künhüne inip kısa-veciz bir beyanla kitap çapında ifadesi edebi duygunun ihtimamı, iktidarı, zirvesidir. Edebî anlatım da gerek olmaz beyan'a, Mısralar bin söz eder şiirden anlayana. Korkuttular sindirdiler milleti, Sardılar başına maraz illeti, Modern putçuluğu, şirki zilleti, Bı...
  • SU TASARRUFU GÜNÜ

    16 Eylül 2021 Köşe Yazarları

    Küresel ısınma nedeniyle dünyadaki tatlı su kaynakları da giderek azalmaktadır. Artan insan nüfusu ve kentleşme daha fazla su ihtiyacı yaratmakta ve dünyanın ise bu kadar suyu bulunmamaktadır. Su tasarrufu, herkesin mutlaka bilincinde olması gereken hayati bir mesele haline gelmiştir. Su tasarrufu, kişisel temizlikte, konforumuzda ve ihtiyaçlarımızı karşılama yeterliliğinde herhangi bir azalma olmadan suyu verimli kullanmak, israf etmemektedir. Yani aynı işi daha az su kullanarak yapmaktadır. Meyve, sebze ve bitkilerin yetişmesinde, hayvanlar...
  • Mısırlı Aile’sinin Gelini Melek Öztürk ve Kızları Bilge ve Banu Öztürk

    10 Eylül 2021 Köşe Yazarları

    Melek Öztürk hanım, merhum Ali Orhan Öztürk’ün eşidir. Özel İdare Memuru Ali Atlas ile Ev Hanımı Safiye Hanım’ın 3. çocukları olarak 2 Ekim 1942’de Sandıklı, Afyon’da dünyaya geldi. İlkokul ve Ortaokulu Sandıklı’da tamamladıktan sonra 1960 yılında İzmir Kız Lisesi’nden mezun oldu. 1966 yılında Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve Van’ın Edremit Nahiyesi Sağlık Ocağı’nda göreve başladı. 24 Kasım 1967 Cuma günü Ali Orhan Öztürk Bey ile evlendi. Bu tarihten itibaren 1969 yılına kadar Malatya’da Sağlık Ocağı’nda, 1969 - 1970 yıllarınd...
  • TÜRKİYE SERBEST PARAŞÜTÇÜLER GÜNÜ

    10 Eylül 2021 Köşe Yazarları

    Paraşütle atlama, genellikle hava araçlarından çıkış yapılarak boşlukta ve belirli bir yükseklikte de paraşüt açarak yavaş bir şekilde yere inilen bir aksiyon sporudur. Hava aracından çıkış ve paraşütün açılması arasındaki zaman “serbest düşüş” olarak adlandırılmaktadır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşında, malzeme ve asker indirmek, uçakları arıza yapan pilotların yaşamlarını kurtarmak için sık sık kullanılmıştır. Askeri amaçla kullanılan paraşüt zaman içerisinde spor dalı halini almış olup, Türkiye’de de bu spora rağbet görmüştür. Bu spor özel...