logo

Engel Değil ‘Fırsat’

Kayseri Büyükşehir Belediyesinin çıkarmış olduğu derginin Ocak Sayısında Gazeteci Selma Kara nın benimle yaptığı röportaj…

                    Engel Değil ‘Fırsat’    

Yıllar önce izlediğim bir haberde, görme engellilerin sorunlarına farkındalık oluşturmak amacıyla gözlerini bağlayan insanların Taksim Meydanı’nda yürümeye çalıştığını görmüştüm. Ben de evde denemeye çalıştım. Ama nasıl olsa gözümdeki perdeyi kaldırdığımda görebileceğimi bildiğimden çok da bir şey deneyimlediğimi söyleyemem aslında. Bence bu deneyimi yaşayanlar da aynı şeyleri düşündüler. Dolayısıyla fiziksel bir engelimiz olmadığı için, engeli olanları çok da iyi anladığımızı düşünenlerden değilim. Kuşun sesini duyamıyorsak nasıl tanımlayabiliriz ya da sesini duyduğumuz ama göremediğimiz şeyin adının kuş olduğunu bilmek onu tanımlamaya yeter mi… Ama bu, bahsini ettiğim haberde gerçekleştirilmeye çalışıldığı gibi empati yapılamayacağı anlamına da gelmiyor. Bu röportaj da empati yapabilmeyi sağlamak/sağlamanız için kaleme alındı biraz.
Aslı Azman, Develi ilçesinde dünyaya gelmiş, doğuştan yüzde 90 işitme engelli bir birey. Anne ve babası eczacı olan Azman kendini şanslı bir engelli olarak tanımlıyor. O, hem konuşma hem işitme merkezi bozuk olan engellilerden değil, dolayısıyla konuşabilme yeteneğine sahip. Ailesi de bilinçli olunca küçük yaşta tedavi için Avrupa’ya gidilmiş ve üzerinde durulursa konuşabileceği öğrenilmiş. Aile bıkmadan usanmadan küçük kızlarının konuşması için çabalamış. Azman böylece ilkokula başladığında kendine yetecek kadar konuşmayı bilecek hale gelmiş. Ancak onun konuşması ve sesleri tanımlaması, engeli olmayanlar gibi net değil elbette.
Azman’ın hayatını ilginç kılan, engelini “fırsat” olarak değerlendirmesi ve sürekli üzerine gitmesinin ortaya çıkardığı başarılar. Bu inatçı kişiliği onu Türkiye’nin ilk kadın ve engelli snowbordcusu yapmış mesela. Sonra yaşadığı ilçede engeli olmayanların üyesi olduğu bir bisiklet derneği kurmuş, dernekteki başarıları bir süre sonra tanınınca da ilki bu yıl gerçekleştirilen Erciyes Bisiklet Festivali’nin altı kişilik organizasyon komitesinde yer alması teklif edilmiş. Organizasyonu başarıyla tamamlayan Azman, şimdi de engelliler için bir meyve kurutma tesisi kurmaya hazırlanıyor. Azman’ın “Tarım Engel Tanımaz” adındaki bu projesi, Kayseri Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Engelli Kadınları Tarıma Kazandırma Projesi” kapsamında “Örnek Uygulamalarda Kırsalda Fark Oluşturan Kadınlar” kategorisinde “Girişimci Kadın Çiftçiler Yarışması”nda ödül aldı.
4 yıl önce geçirdiği, iç kulağın hasarlı parçalarının işini gören elektronik bir cihazın kulağa yerleştirilmesi suretiyle yapılan koklear implant ameliyatı ile işitme kaybını daha aza indiren Azman, bütün bunların yanı sıra, 2008’de satın aldığı ve insanların “Alabileceğin en kötü tarlayı almışsın, burada bir şey yetişmez” dediği, yaklaşık elli dönümlük araziyi on yılda Orta Anadolu’da tek armut yetiştiren kârlı bir çiftlik haline getirdi. Ve o aslında İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu bir mimar. Mezun olduktan sonra sekreterinin yardımıyla 8 yıl mimarlık, ardından annesinin eczanesinde eczane işletmeciliği ve sonra da çiftçilik işini yürüten bu başarılı kadın, hayata bakış açısıyla hem engellilere hem kadınlara hem de tüm insanlara umut vaat edecek bir yaşamı örnekliyor.
Röportajı yapmak için evine misafir olduğum Azman, bana göre, kendisinin de ifade ettiği mücadeleci ruhunu tüm hücreleriyle dışa yansıtıyor. Onun her daim dimdik duran başı, bu dünyaya gönderildiysem elbette bunu iyi değerlendireceğim ve bu konuda alçakgönüllülük yapmayacak kadar inatçıyım, diyor kelimenin tek anlamıyla. Diğer dediklerini de onun ağzından aktarıyorum:
■ İşitme engelli olmana rağmen, konuşma yetin olduğu için normal bir okula gitmişsin. O yaşlarda akran şiddeti çok olur. Engelinden dolayı akran şiddetine maruz kaldığın oldu mu?
● Evet, maruz kaldım. Dediğin gibi ilkokulda çocuklar çok acımasız oluyordu. O zaman ipli bir kulaklığım vardı, onun iplerini çekiyorlardı, ben de kalkıp aralarına giriyordum tekrar.
■ Geri çekilmeyi tercih etmemişsin ama.
● Savaşçı bir kişiliğim var. Eğer geçmiş yaşam diye bir şey varsa, ben kesinlikle geçmişte savaşçıydım. Mesela çiftlikte yalnız kalmak- tan korkup korkmadığımı soruyorlar, ben de gelen benden korksun diyorum. Öyle bir gözü karalığım var. Ben sonra da normal okudum. Mesela engellilere tanınmış haklar varmış ama hiçbirisini bilmiyordum. Otobüs biletleri ucuz oluyormuş, üniversite sınavına girerken bir takım ayrıcalıklar varmış ama ben her şeyi normal bitirdim. 44 yaşından sonra bu tür ayrıcalıkları kullanmaya başladım. Ailemin de aklına gelmemiş…
■ Ama ailenin de maddi bakımdan ihtiyacı yokmuş belki o yüzdendir. Gerçi üniversite sınavında kullanabilirmişsin, o ihtiyaçla alakalı bir şey değil.
● Ailem engelli olduğumu kabul etmek istemedi belki de, o yüzden olabilir.
■ Peki, snowbord nasıl başladı, savaşçı kişiliğinle mi alakalı o da?
● Ben liseden beri kayak yapıyordum zaten ama üniversiteden döndükten sonra sakatlanmıştım ve kayaktan soğumuştum. Benim işkolik bir yapım var. Eczanede çalışırken, altıda kapa- tıyorduk. Aşırı yoruluyordum, geriliyordum
ve rahatlamam gerekiyordu. Kayak geçmişim olduğu için, Erciyes de yakın olunca snowborda başladım, tam 1 Ocak 1999’da. Erciyes’in ilk snowbordcularındanım.
■ Zor olmadı mı?
● Çok zor öğrendim, çok sakatlandım. Eve geli- yordum iki seksen uzanıyordum. Ertesi gün kalkıp dizliklerimi takıp yine gidiyordum. Teyzem benimle savaşa mı gidiyorsun diye dalga geçiyordu. Snowborda on kişi başlıyorsa dokuzu bırakır. Çok düşülüyor, kayaktaki gibi değil. Oradan yola çıkarak insanların kişiliğini de çözüyorum: azimli olanlar ve çabuk demo- ralize olmayanlar bırakmıyor. Bir dönem hava sisliydi, inat ettim ve önümü görmeden kay- mayı öğrendim. Bir dönem yerler buzluydu, çok kötü düştüm ama vazgeçmedim, hatta yerlerde süründüğümü bilirim. Bunların faydasını yarış- malarda gördüm, bölge birinciliklerimi de bu inadıma borçluyum.
■ Birincilikler?
● Develi Belediyesi çok geç de olsa bir kayak takımı kurmaya karar vermiş. Federasyona gitmişler, onlar da yarışmalara katılmaları şartıyla destek vereceklerini ifade etmişler. Develi Belediyesinin aklına da ben gelmişim. O zaman
Belediyede fotoğraf kursu veriyordum. Kendileri için yarışmamı istediler. O yarışmada benden başka engelli katılımcı yoktu. Ama buna rağmen normallerin arasında ikinci oldum. Sonra 2011 yılında Bursa’ya ikinci etap yarışmalarına gönderildim. Orada tüm Türkiye’den gelenler yarışıyordu, orada Türkiye üçüncüsü oldum.
● Türkiye’de engelliler için paralimpik olimpiyatlar var ama biz işitme engelliler o olimpiyatlarda yarışamıyor. İşitme engelliler için farklı olimpiyatlar varmış ama biz bunu bilmiyorduk. Paralimpiğe zihinsel engelliler, bedensel engelliler, görme engelliler katılabiliyor. Bunu öğrendikten sonra bir arkadaşım bana, Türkiye’de hem kadın hem de snowbordcu tek sporcu olduğumu söyledi ve İşitme Engelliler Olimpiyatları’na neden katılmadığımı sordu. Ben de ona, “Hadi oradan bu yaşta birinci mi olacağım” dedim. Birinci olmamın değil, Türkiye’den bir katılımcı olmasının önemli olduğunu söyledi. Bana da mantıklı geldi ve katılmaya karar verdim ve lisansımı işitme engelliye çevirdim. Bu esnada herhangi bir kulübe de bağlı değildim. Ardından Kayseri’deki bölge yarışlarına katılmaya karar verdim. Birinci gün büyük slalomda, ertesi gün de küçük slalomda Kayseri birincisi oldum.
■ Diğer yarışmacılar işitme engelli değildi değil mi?
● Hayır, hepsi normaldi. Ama bana buna rağmen yarışmaya katılabileceğimi söylediler. Yani normallerin arasında bölge birincisi oldum. Sonra ikinci etap için Erzurum’a gönderildim ama orada da lisansım işitme engelli olduğu için yarışmalara katılamayacağımı ifade ettiler. Kayseri’de yarıştığımı söyledim yanlışlık olmuş deyip kestirip attılar. Kiminle yarışacağımı sorunca da, “Yarışmayacaksın, evinde oturacaksın” dediler. Dolayısıyla yarışamadım.
Erzurum’daki yarışmalara katılamayınca, Ankara’daki İşitme Engelliler Federasyonuna o yıl Moskova’da yapılacak olan İşitme Engelliler Olimpiyatları’na katılmak istediğime dair bir yazı yazdım, derecelerimi gönderdim. Ama benimle ilgilenmediler. Çok şaşırdım, çünkü Türkiye’de alanında tektim. Sonra birkaç kere daha yazıp cevap alamayınca TBMM’de bir arkadaşımı aradım ve durumu anlattım. O aracı oldu ve federasyon bana bir form gönderdi, ama en son gün. O formu ve istedikleri sağlık raporunu bir şekilde yetiştirdim ama yine cevap göndermediler. Kasıtlı yaptıklarını anladım ve ben de işi inada bindirdim. Beni ezik görmelerini istemedim. Federasyon başkanını arayıp sordum,
o da bana toplanıp karar vereceklerini söyledi. Yarışmalarda iki tür kayma biçimi var: hard ve soft. Bana soft kaydığım için yarışmaya katıla- mayacağımı söylediler ama yarışmanın inter- net sayfasında öyle bir şey yazmıyordu. Hatta arayıp sordum ve istediğim şekilde kayabileceğimi söylediler. Kendilerinden Türkiye’deki federasyona faks göndermelerini istedim ve Moskova’dan federasyona faks geldi. Yarışma sitesinde de katılımcı olduğum Türk bayrağı ile yayınlandı. Babam bana sponsor olacağını söyledi, federasyona da kendilerinden bir şey iste- mediğimi söyledim, sadece federasyon olarak arkamda durmalarını istedim, çünkü arkamda durmazlarsa gitme şansım yoktu. Bütün bunlar- dan sonra yarışa bir hafta kala antrenörlerinin beni Bursa’da göreceğini söylediler. Bursa’ya gittim ve antrenör bana neden daha önce gelmedin diye sordu. Ben de altı aydır gelmek için verdiğim uğraşı anlattım kendisine. Bütün bunlar sonucunda bu sefer de vakit yetişmedi ve ben o yarışmalara katılamadım.
■ İlginç ve üzücü. Ama sen yine yılmamışsın. İlkokuldaki gibi inat edip hayatın içine karışmışsın. Hiç olumsuz düşünmez misin?
● Her şey beyinde başlayıp beyinde bitiyor. Beyin aynı zamanda bir saatli bomba. İnsan beynini kullanma şekliyle kendine en büyük düşmanlığı yapabilir. Kendini yüceltebilir de alçaltabilir de. Biz beynimize sürekli etiket koyuyoruz: biz Türk’üz, şu partiliyiz, milliyetçiyiz ya da değiliz, Kayseriliyiz, engelliyiz… Sıfat, sıfat, sıfat… Oysa tek gerçek var o da insanız. Dünyanın her yerinde damarlarında kırmızı kan akan tek bir ırk var: insan.
■ Engellilerin bakış açısı nasıl sana?
● Beni engelli olarak görmüyorlar. Onlar açısından çok göze batmamaya çalışıyorum. Empati yapıyorum ve ortamlarına çok fazla girmemeye çalışıyorum.
■ Engelli olmayanların bakış açısı nedir peki?
● Onlar da enteresan. Örneğin işitme engelli olduğumu öğrenmeden önce yabancı olduğumu ve Türkçeyi sonradan öğrendiğimi düşünüyorlar. Ama işitme engelli olduğumu öğrendiklerinde tane tane ve yüksek sesle konuşmaya başlıyorlar.
■ Engelli olmanla ilgili nasıl bir tavırla karşılaşmak seni çok kırar?
● Kırılmak dediğimiz şey insanların özgüveni ile alakalı bir şey bence. Özgüveni olmayan insanlar daha kırılgan olabiliyor. Ben bu durumu benim için fırsat olarak görüyorum, o yüzden kırılmıyorum. Mesela biri engelimi öğrendiğinde benimle konuşmak istemiyorsa, o insanı tanımak için üç beş sene vakit harcayacağıma ilk fırsatta elendi diye düşünüyorum.
■ Kadınlar mı daha çabuk empati kurabiliyorlar erkekler mi engellilerle?
● İkisinin arasında çok bariz bir fark görmedim diyebilirim.
■ Yaş bakımından?
● Belli bir yaşın üzerindekiler daha anlayışlı oluyor, çünkü görmüş geçirmişler. Gençler için, biraz da sosyal medyanın etkisiyle sanırım etiket daha önemli.
■ Koklear implant ameliyatı hayatını biraz daha kolaylaştırdı ama sanırım.
● Koklear implanttan sonra duyma yetim çok az gelişti ama daha iyi anlamaya başladım.
■ İkisi arasındaki farkı anlayamadım açıkçası.
● İki fotoğraf düşün: biri siyah beyaz. Siyah beyazda sadece iki renk görürsün, renkli fotoğ- rafta ise çok renk görürsün. Biz duyarken siyah beyaz duyuyoruz, yani detayları anlamıyoruz. Anlamak için onu detaylı hale getirecek birşey olması lazım. İşitme cihazıyla siyah beyaz duyuyoruz ama koklear implant detaylı duymamı sağladı. Dolayısıyla artık daha iyi anlayabiliyorum seslerin detaylarını.
■ İşitme engelliler okullarına bakış açın nasıl?
● Ben bu okulları tasvip etmiyorum. Öğrencilere sadece işaret dili öğretmek yerine konuşmayı öğretebilirler. Türkiye’de işitme engellilere konuşmanın öğretildiği tek bir yer var, o da Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi bünyesindeki işitme engelliler okulu. Bu, Amerika’da yaygın. Ama Türkiye’de kolay diye bir işaret dili tut- turmuş gidiyorlar çünkü konuşmayı öğretmek emek ister. İki türlü işitme engelli var: birincisi hem işitme merkezi hem konuşma merkezi bozuk olanlar, onlar için işaret dili eğitimi doğru. Ama bir de benim gibi sadece işitme merkezi bozuk olanlar var, benim gibilere konuşma eğitimi verebilir.
■ Türkiye’de engellilere bakış açısı nasıl sana göre?
● Balık tutmayı öğretmiyorlar engellilere, balık veriyorlar. Hâlbuki onları topluma kazandır- maları lazım. Ama topluma kazandırma anla- yışını da sorgulamak lazım. İşitme engellilerin, görme engellilerin okulunu ayırmak topluma ne ölçüde kazandırabilir engellileri mesela…
Bu şekilde ayrıştırdıklarında onları toplumdan soyutluyorlar aslında. Bir de engellilere sadece yardım etmeleri gerektiğini düşünüyorlar. Engelliler de buna alışmış, sürekli para yardımı bekliyor. Bu da belli bir süreden sonra yük gibi gelmeye başlıyor insanlara. Devlet de böyle algılıyor. Sanki engelliler atıkmış gibi davranılıyor. Ama Avrupa Birliği sürecinin engelli haklarının tanınmasına faydası oldu. Örneğin birçok yerde işaret dili kursu açıldı. Bana göre genel olarak engelliler kendilerini çok ezik hissediyorlar. Özgüvenlerini yitirmişler.
■ Ama bu onların hatası olmasa gerek.
● Buna hata olarak bakmak hata olur. Engellilerin engelini bir sınav olarak görmesi ve mutlaka geliştireceği bir yönü olduğunu düşünmesi gerekiyor. O kişi kendini keşfetmeli neye yeteneği olduğu üzerine kafa yormalı. Çünkü bunların hiçbirisi tesadüf değil. Ben tesadüfen engelli olmadım bana göre, bunun bir nedeni olmalı. Yurt dışında engelliler ne başarı hikâyeleri yazıyor… Ama Türkiye’de aileler çocuklarının engelinin utanılacak bir şey olduğunu düşünüyor ve gizliyorlar başkalarından. Aileler de toplum gibi engelli çocuklarını yük gibi algılayabiliyor bazen.
■ Engelli olmanın bir nedeni olduğuna inandığını ifade ettin, o zaman bir daha dünyaya gelme şansın olsa aynı hayatı yaşamak ister miydin?
● Ben engellilerin içinde şanslıyım. Konuşabiliyorum, aile bakımından şanslıyım, cep telefonu ve internetin olduğu bir çağda yaşadığım için kimseye bağımlı olmadan iletişim kurabiliyorum. Allah bana doğarken de özgüven vermiş, bir yerden alıyor bir yerden veriyor… O yüzden kendimi çok da engelli gibi hissetmedim. Yine o yüzden aynı hayatı yaşamak isterdim. Kendimi engelli gibi hissetmememe rağmen özellikle engelliyim dememin nedeni de, insanları beni rol model olarak almasını sağlamak. Sadece internetle daha erken yaşta tanışsaydım daha iyi olabilirdi. Cep telefonu ve internet geldiğinde ben 28 yaşımdaydım. Eğer kolay iletişim kurabileceğim araçlar ilkokulda olsa idi hayat daha kolay akabilirdi benim için.
■ “Engel” tanımı başka bir şeyi ifade ediyor sanırım senin için.
● Tam olarak “fırsat”ı ifade ediyor engelli tanımı benim için. Mesela yolda giderken önümüze bir engel çıkınca onu geçmek için üzerinden atlıyoruz değil mi? Aynı onun gibi bu da bizim engelimiz işte. Hayat da zaten engellerden ibaret…
■ Yani şöyle mi: biz sözüm ona engelli değil gibi görünüyoruz ama engellerimiz var.
● Tabii ki öyle. Sağlıklı insanların da kompleksleri, takıntıları engel. Ama bunlar gözle görülmüyor. Bizimki gözle görüldüğü için engel diye tanımlanıyor. Aslında hayatın içinde herkes için engel var. Bizim sınavımız sizden farklı sadece.
■ Hedefin ne peki?
● Bir gün bir kitap aldım İkigai adında. İkigai Japonlara göre insanın var olma nedeni imiş. Mesela ben doğayı ve hayvanları çok sevdiğimi fark ettim ve çiftçiliğe yöneldim. Sonra sosyal sorumluluk projeleri falan… Herkes diyor ki, “Para, pul kazanmıyorsun bunlardan, neden uğraşıyorsun?” Ama ben topluma yararlı bir iş yaptığımda bir gün bunların bana döneceğini düşünüyorum. Mesela bisiklet derneği için yaptıklarım dikkat çekti, Erciyes Bisiklet Festivali’nden teklif geldi; festival için yaptıklarım dikkat çekti, kadınlar için meyve kurutma tesisini kurmam amacıyla teklif geldi. Sonra o dikkat çekti Ankara’da ödül aldık. Hepsi birbirini tetikliyor… Bunlar benim ikigailerim ama hedeflerim değil. Çünkü ben sürecin anlamlı yaşanması gerektiğine inanıyorum.
■ Yani hedefin yok mu?
● Projelerim var ama ille de olacak diye kendimi kasmıyorum. Belki o projelerle ilgili hedefe ulaşamayabilirim ama o yolda olmak hoşuma gidecek. Hayatımı net yaşamak için hedef koydum denilebilir aslında. Çünkü başıboş yaşamak da doğru değil. Ama o hedef dediğimize takılıp süreci de göz ardı etmemek lazım aslında.
■ O halde projelerin neler?
● İlk projem Develi’yi bisiklet kullanan bir şehir haline getirmek. İkincisi de Develi’de uluslara- rası çapta bir kültür ve sanat merkezi kurmak. Herkes büyük projeleri il merkezlerine yapıyor. Ben bazı yatırımların ilçelere yapılması gerektiğini düşünüyorum. Mesela kardeşim üniversi- teyi 30 bin nüfuslu bir yerde okudu Amerika’da. Küçük bir yer ama gelişmesi için üniversite gibi yatırımlar yapılmış. Buralarda neden olmasın… Üçüncüsü de barınak ve huzurevinin bir arada olduğu bir kompleks. Hayvan sevgisinin yaşlılara iyi geleceğini düşünüyorum. Hayvan sevgisi merhametli ve sosyal olmayı öğretiyor ve bağışıklık sistemini de kuvvetlendiriyor. Hayvanlar ayrıca insanın üzüntüsünü alıyor, insanları yürüyüşe zorluyor. Yaşlılarda torun sevgisi fazla oluyor, çünkü yaşlandıkça çocuklaşıyorlar. Hayvanlar da çocuklar gibi. O yüzden ikisinin birbirine iyi geleceğini düşünüyorum. Dördüncü proje de köy enstitüsü gibi bir eğitim sistemini getirmek. Çünkü benim ilkokul öğretmenim köy enstitüsü mezunu idi ve savaşçı kişiliğimin gelişmesinde onun da çok emeği var.
■ Peki, bu röportajı okuyan insanların nasıl bir çıkarımda bulunmasını istersin?
● Olaylar nötrdür. Onları iyi veya kötü diye etiketleyen biziz. Bizim yapmamız gereken bakış açımızı değiştirmek. Bakış açımızı değiştirdiğimizde dönüşmeye başlıyoruz. Mesela işitme engelli diyoruz; ama bu kısıtlamalar varsa hangi yönümü geliştirebilirim diye düşünmek gerekiyor. Dolayısıyla röportajı okuyanlar mutlu değilse bakış açılarını gözden geçirebilir.
■ O halde röportajın bitirme cümlesini de sana bırakıyorum.
● Ne zaman bakış açımızı değiştirirsek o zaman dönüşmeye başlarız… �

Share
1.619 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

7+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Vakıf İnsan Amcam “M.Taki Cebeci’nin” Anısına

    24 Ocak 2020 Köşe Yazarları

    Vakıflar vardır, mahlûkat yaşadığı sürece onlara hizmet ederler. İnsanlar vardır, insanlığın yararına yaptıkları eserlerden dolayı öldükten sonra bile amel defterleri kapanmaz; İnsanlar fani, eserleri kalıcıdır. Merhum Öğretmen Amcam M. Taki Cebeci de vakıf insanlarından biriydi. Ömrünün son yıllarında gözlerinde fer, dizlerinde derman kalmadığı halde Ankara ve İstanbul'da hayırsever hemşehrilerinden yetimlere, muhtaçlara, yoksul öğrencilere eğitim ve öğretimlerine devam etmeleri için yardım toplardı. Ramazan ayı gelmeden gönüllere hitap eden ...
  • ANITKABİR BARIŞ ORMANI

    24 Ocak 2020 Köşe Yazarları

    Anıtkabir, toplam 750 bin metrekaredir. Bunun 120 bin metrekarelik bölümü Anıt Bloğu 'dur. Geriye kalan 630 bin metrekarelik bölümü ise, on binlerce ağaçtan oluşan Barış Ormanı'dır. Barış Ormanı, Anıtkabir'in tepesinde bulunan ve bu önemli kabri saran bir ağaçlık alandır. Doğu ve Batı Parkı olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Anıtkabir inşaatı devam ederken, toprak kaymasını önlemek ve çevresinde yeşil bir kuşak oluşturmak amacıyla ağaçlandırma çalışmaları yapılmıştır. Yani aslında Anıtkabir, dünyanın en önemli kabrini çepeçevre sarıp sarma...
  • DEVELİ’DE BİR HİZMET ERİ : MUSTAFA AKDOĞAN

    17 Ocak 2020 Köşe Yazarları

    “ Hiçbir sır,sonsuza kadar sır olarak saklı kalmayacaktır.” Bizde aile hatıraları pek yazılmaz. Bu bakımdan çevresine yardımı dokunan ve faydası olan nice aileler vardır ki nerdeyse unutulmuşlar dünyasındadır . Fakat gün gelir, bir vefalı el, hiç hatırda yokken öyle bilgiler erbabının önüne kor ki yazmak kaçınılmaz görür. Gerçek hizmet erlerinden öyleleri vardır ki adamın yok olduğu günlerde ortaya çıkar, hizmetlerini yaparlar ve fakat birden kendileri ortadan kaybolurlar. Bunun çok örnekleri vardır. Alkışlanmayı beklemezler ve görevleri son...
  • Sultan Sazlığı Milli Parkı (Kuş Cenneti)

    17 Ocak 2020 Köşe Yazarları

    Sultan Sazlığı: Kayseri ilimizin 70 km güneyinde, Develi İlçesi'ne 35 Km, Yahyalı İlçesine 24 Km, Yeşilhisar İlçesine 18 Km uzaklıktadır. Denizden seviyesinde ortalama yüksekliği 1074 metredir. Ev sahipliği yaptığı 300 civarında kuş türü ve 400'e yakın bitki türü ile doğayı gözlemlemek isteyenler için adeta bir cennettir. Aralarında turna, flamingo ve dikkuyruğunda olduğu kuşlardan kimi yaşam alanı olarak, kimi durup dinlenmek için, kimi de yavrularını dünyaya getirmek için bu güzel sulak alanı tercih ediyor. Sazlıklar arasında kayıkla gezilebi...