logo

DÜNYA RADYO GÜNÜ

Evlerimizin başköşesinde yıllardan beri varlığını sürdüren sihirli bir kutu olan radyo, elektrik dalgalarıyla düzenli olarak yayın yapan istasyon ve bu istasyonun programlarını düzenlemekle görevli kuruluş olarak tanımlanabilir. Diğer ifadeyle yayınlanan elektromanyetik dalgaları alıp, duyulabilen sese çeviren devrelerden oluşmuş cihazlara “Radyo” denir. Uzun mesafelere bilgi aktarımını sağlayan önemli çağdaş tekniklerden biridir.
En eski iletişim araçları arasında yer alan radyo, insanların dünyaya açılan ilk kapılarından biridir. Başında heyecanla beklenen ajanslar, cızırtılı frekanslar arasında gezinip dururken birden bambaşka dünyalara bizleri sürükleyen mucizevi buluştur. Günümüzde hala önemli olan radyo, teknolojinin gelişmesiyle beraber farklı bir boyuta taşınmıştır. Artık radyolar, daha net ve daha kaliteli bir ses sunmaktadır. Radyo sayesinde yurt içi ve yurt dışı haberlerden, güncel müziklerden ve sanat etkinliklerinden hızlı bir şekilde haberdar olabilmekteyiz.
Radyonun mucitleri ile ilgili araştırma yapıldığında insanların karşısına birden fazla isim çıkmaktadır. Çünkü hepsi de radyonun buluşunda önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Farklı insanlar tarafından değişik şekillerde radyonun bulunduğunu söylemek yanlış değildir.
İtalyan Marconi, 1894 yılında radarın mucidi Hertz’in yapmış olduğu elektrik kıvılcımı jeneratörünü ve Branly’nin icat ettiği bir dalga alıcıyı kullanarak oda içinde bulunduğu yerden 9 metre uzaktaki bir kapı zilini çaldırmayı başarmıştır. Böylece radyo dalgalarının bütün dünyada kullanılacağı büyük bir gelişimin temellerini atmıştır. İtalyan mucit Marconi, 1895 yılında ürettiği ilk radyo, dünyaya hızlı bir şekilde yayılmıştır.
Günümüzde hemen hemen herkesin evinde ve arabasında bulunan radyo, gün içerisinde sıklıkla kullanılan bir araçtır. Bu teknolojik alet ses İletimi üzerinden müzik dinlemek ya da pek çok haberi öğrenme imkânı sunmaktadır.
Birleşmiş Milletler, radyo yayınlarına 13 Şubat 1946 tarihinde başlamıştır. Birleşmiş Milletler Radyosu’nun kuruluş günü olan 13 Şubat tarihi, 2011 yılında UNESCO tarafından “Dünya Radyo Günü” ilan edilmiştir. Bu kapsamda her yıl “13 Şubat Dünya Radyo Günü” değişik temalarla kutlanmaktadır.
Farklı türde müzik yayını, programları, haberleri, yarışmalarla insanların hayatına renk ve eğlence katan radyo, aynı zamanda farklı birçok insana ulaşabilmesiyle afet durumlarında haberleşmeyi sağlayan yegâne mecralardan da biridir.
Türkiye’de ilk radyo yayını 6 Mayıs 1927 tarihinde, İstanbul Sirkeci’de gerçekleştirilmiştir. Radyo, bir yandan ülkemizdeki ve dünyadaki gelişmelerden bizleri haberdar ederken, öte yandan da her kesimden insanın neşesine, hüznüne, özlemine ortak bir dost olmuştur.
İstanbul Radyosunun ardından 1928 yılında Ankara Radyosu ilk yayınını yapmıştır. Ankara ve İstanbul Radyoları, 8 Eylül 1936 tarihinde PTT’ye devredilmiştir. PTT’ye devredildikten sonra vericisi güçlendirilen Ankara Radyosu 28 Ekim 1938’de resmen işletmeye açılmıştır. Daha sonra diğer illerde de açılan radyolar 1964 yılında TRT çatısı altında toplanmıştır. Türkiye’de 1078 radyodan 36’sı ulusal, 99’u bölgesel, 943’ü ise yerel yayın yapmaktadır. Ayrıca uydu yayını yapan 101 adet radyo istasyonu daha bulunmaktadır.
Radyo, halkın emniyetinin sağlanmasından, endüstriyel üretimde, işletmelerde, tarımcılıkta, nakliyatçılıkta, eğlence dünyasında, uzay seyahatlerinde, deniz aşırı haberleşmelerde kısacası aklınıza gelebilecek birçok farklı alanda bugün yanımızdadır. Radyo, yeni teknolojilerin rekabeti karşısında tarihsel olarak direnç gösterebilmiştir. Dinleyiciler artık müziği çeşitli dijital hizmetler üzerinden ve akıllı telefonlarıyla dinlemektedir.
Zamanla yaşadığımız teknolojik gelişmeler ve iletişim alanındaki yenilikler, radyo ile aramıza mesafe koymuş gibi hissettirse de radyonun yeri, ben dahil bazılarımız için hep bambaşka olmuş ve önemini yitirmemiştir.
Bu vesileyle 13 Şubat Dünya Radyo Gününüz kutlu olsun.

Share
7.788 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

4+4 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ABBASZADE İBRAHİM EFENDİ (1899-1963 )

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Abbaslar ailesinin atası Abbas Dede’dir. Aile de hep dedenin adıyla anıla gelmiştir. Aile Halep Türkmenlerinden üç değişik aile birlikte 18.asrın ortalarında Develi’ye gelip önce Kopçu köyü’ne yerleşmişler, kısa bir süre sonra Develi’ye ad vermiş olan Dev Ali (Seyyit Emir Ali) türbesinin etrafına yerleşmişlerdir. Yukarı Develi’de yerleşmişler ve kurdukları mahalleye de Kopçulu Mahahallesi adı verilmiştir. İlk nüfus sayımı olan 1821 tarihinde de mahalle sakinleri Kopçulu adıyla kayda girmiştir! Abbaszade İbrahim de diğer bütün aile ferleri ...
  • Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci’nin Takdim Yazısı

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci'nin Takdim Yazısı Değerli Hemşehrilerim, İnsanlar genellikle maddi kazanç uğraşısı verirler, bunun için çalışırlar, bunun için çabalarlar. Neden, çünkü daha iyi bir gelecek, daha mutlu bir hayat sürmek için. Maddesel olarak bir yere gelmiş bireyler asli görevlerinden artan zamanlarda da topluma hizmette yer almalı, ülkeye ve insana hizmete omuz vermelidirler. Bu hizmetin karşılığı da manevi kazançtır, manevi kazancın getirdiği haz ve mutluluktur. Bu haz ve...
  • DÜNYA TÜKENMEZ KALEM GÜNÜ

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Günümüzde kalem basit ve kolay bir yazma aracı olarak bilinmektedir. Kalemin tarihi çok eski çağlara dayanmaktadır. Özellikle sanayi devriminin ardından sanayinin de gelişmesiyle birlikte kalemin de bu gelişme ile paralel bir gelişme gösterdiğini görmekteyiz. İnsanlar asırlar boyunca mürekkebe batırılan tüylü kalemleri kullandılar. Ancak bu çok zahmetli bir olaydı. Çünkü sürekli sızıntı yapma problemi vardı. Ve ayrıca mürekkep sayfada çok yavaş bir şekilde kuruyordu. Modern zamanın yazım araçlarından bir olan “Tükenmez Kalem” icat edilip seri...
  • Gönül Sadakası

    03 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Okuyucu tarafından zaman zaman dersler çıkarılacak, kıssadan hisse alınacak metinler geliyor. Neşe ve sevinçler paylaştıkça çoğalır. Üzüntü ve kederler paylaştıkça azalır. İşe öyle dostlar ararız bazen. Bizimle üzülüp, bizimle sevinecek dostlar. Ama her şeyden önemlisi öncelikle bizim kendimizin omuz dayanacak bir dost olmamızdır. Bir hanımefendi anlatıyor: Biraz fasulye ve biraz pilav alarak bakır bir tepsiye koydum. Üzerine patlıcan, salatalık ve bir kaç tane kayısı ekledim... Tam dışarı çıkacaktım ki babam sordu: - “Nereye gidiyorsun kızı...