logo

DÜNYA OTİZM FARKINDALIK GÜNÜ

Bilmemiz gereken ilk şey, otizm bir hastalık değildir. Otizm, yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan ya da doğuştan gelen başkalarıyla iletişim kurmayı zorlaştıran ve engelleyen nöro-gelişimsel bir bozukluktur.
Otizm, genellikle ilk üçüncü yaşta başlayan ve hayat boyu devam eden kişinin etrafıyla sözel ve sözel olmayan şekilde uygun ilişki kuramaması şeklinde ifade edebileceğimiz gelişimsel bir bozukluktur.
Otizm, Fransızca kökenli “Autos” kelimesinden köken almış ve “kendi” anlamına gelmektedir. Otizm kelimesi ise kendine dönüklüğü tanımlamaktadır. Otizm genetik ve çevresel etkenlerin bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.
Otizmde beyin gelişimindeki farklılıklar erken yaşlardan itibaren başlar. Otizm, beynin yapısını ve işleyişini etkileyen değişiklikler nedeni ile meydana gelmektedir. Otizm belirtileri çocuğun gelişim dönemlerine göre farklılık göstermektedir. Konuşma gecikmesi en sık başvuru nedenlerinden birisidir. Bu itibarla erken tanı etkin müdahale açısından oldukça önemlidir.
Tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratmak ve otizm ile ilgili sorunlara çözüm bulmak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından 2008 yılında 2 Nisan tarihi, “Dünya Otizm Farkındalık Günü” olarak ilan edilmiştir. Nisan ayında “Otizm Farkındalık Ayı” çerçevesinde tüm dünyada otizm ve otizmli bireylerin toplumsal yaşama katılımı konusunda farkındalığın ve duyarlılığın artırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Araştırmaların teşvik edilmesi ve erken teşhisle tedavinin yaygınlaşması hedeflenmektedir.
“2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü”, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çeşitli derneklerin ve kuruluşların desteğiyle kutlanmaktadır. Farkındalığın ilk adımı otizmin belirtilerini bilmek ve söz konusu belirtiler gözlendiğinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarının ilgili birimlerine başvurmaktır.
Otizm, derin bir çocuk gelişim bozukluğu olarak kabul edilmektedir. Otizm tanısı, çocuğun çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından değerlendirilmesi ve aileden alınan bilgiler doğrultusunda konmaktadır. Çocuğun oyun oynarken ve aile ile iletişimlerinin gözlenmesi, farklı ortamlardaki video kayıtlarının izlenmesi ve gelişim testleri tanı koymada yardımcı olmaktadır. Sessiz, içine kapanık, nasılsa konuşur gibi bazı yanlış inanışlar ya da toplum tarafından damgalanma veya ayrımcılığa uğrama kaygıları otizmli çocukların tanı ve tedavisinde gecikmelere yol açabilmektedir. Otizmli bir çocuğun büyümesi, çok zaman ve emek isteyen bir süreçtir.
Uzmanlar otizmin belirtilerinden bazılarını şöyle ifade etmektedir.
İnsanlara ya da akranlarına ilgi göstermeme ya da az ilgi gösterme, kendi halinde olma, seslenince bakmama, parmak ucunda yürüme, yaşına uygun konuşmanın başlamasında gecikme ya da başlayan konuşmada durma, gerileme, konuşsa bile konuşmayı sosyal etkileşimde kullanmaması, söyleneni tekrarlaması, basmakalıp ve tekrarlayıcı hareketler (kendi etrafında dönme, sallanma, kanat çırpma), bazı ses, koku ve tatlara aşırı hassasiyet gösterebilmektedir.
Kadınlara oranla erkeklerde 4 kat daha fazla görülen otizm, otizmlilerin yaklaşık %70’inde zekâ geriliğine neden olurken %10’luk kesiminde üstün zekâ bulguları görülmesine yol açmaktadır. Otizmli bireylerin her birinin, bir diğerinden farklı güçlü yönleri ve zorlandıkları alanlar bulunmaktadır. Otizmli kişilerin genellikle hafızalı güçlüdür. Alışkanlıkları ve kuralları takip edebilir. Ancak dikkat ve odaklanma, sosyal etkileşim, duyusal değerlendirme, planlama ve değerlendirme yetileri genellikle zayıftır.
Otistik bozukluk tanısı koymada ve tedavi planını oluşturmada ve tedaviyi izlemede çocuk psikiyatristleri sorumludur. Otizm tedavisi adı altında kanıtlanmamış birçok yöntem maalesef kullanılabilmektedir. Bu konuda ailelerin dikkatli olması ve uygun kaynaklardan bilgi alması çocuğun yararına olacaktır. Günümüzde basit testler ile tanısı erken konulabilmektedir. Erken tanı ve uygun rehabilitasyon programı bu vakaların hayata kazandırılmasında büyük rol oynamaktadır. Unutulmamalıdır ki Otizm, ne kadar erken yaşta tanınır ve uygun bir şekilde yönlendirilirse, tedavisinde o kadar olumlu sonuçlar alınan bir bozukluktur.

Share
3.534 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

10+3 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Mısırlızade Dr. Tuncer Öztürk ve Ailesi

    15 Ekim 2021 Köşe Yazarları

    Dr. Tuncer Öztürk Mısırlızade ailesinin dördüncü kuşak temsilcilerinden. Mısırlızade İbrahim Feyzi Öztürk'ün oğludur. 28.06.1941 tarihinde Develi'de doğdu. İlkokulu Develi Merkez İlkokulu'nda, Ortaokulu Develi Merkez Ortaokulu'nda bitirdi. Liseyi Sivas Lisesi ve Ankara Kurtuluş Lisesi'nde tamamladı. Yüksek tahsilini 1960-1966 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tamamladı. 1966-1970 yılları arasında Ankara Zekai Tahir Doğumevi Hastanesi'nde doktor olarak görev yaptı. Askerliğini Ağrı Askeri Hastanesi'nde askeri doktor olarak...
  • DÜNYA EL YIKAMA GÜNÜ

    15 Ekim 2021 Köşe Yazarları

    Günlük yaşantımızda ellerimiz, çevre ile sürekli temas halindedir. Ellerimiz en fazla mikroorganizma barındıran organımızdır. Ellerimiz temiz gibi görünse de, gözle görülmeyen bakteri, virüs ve parazitler gibi pek çok hastalık yapıcı etkeni üzerinde taşıyabilir. Çağdaş sağlık hizmeti anlayışı, öncelikle sağlığın koruması ve geliştirilmesini gerektirmektedir. Bu çerçevede ele alındığında, günümüzde toplumda hijyen uygulamalarının yaygınlaştırılması önemli bir koruyucu sağlık hizmeti olarak değerlendirilmektedir. Çocukların çoğu, sadece ellerini...
  • Hayırsever Hava Yarbay Merhum Alaaddin Lütfi Kuday’ın Albümünden

    07 Ekim 2021 Köşe Yazarları

    Hayırsever Hava Yarbay Merhum Alaaddin Lütfi Kuday'ın Albümünden Dünyanın neresinde olursam olayım bu bayrak için ölürüm. (A.L.K) Rahmetle Anıyoruz... ...
  • DÜNYA RUH SAĞLIĞI GÜNÜ

    07 Ekim 2021 Köşe Yazarları

    Tüm dünyayı ve hayatımızı akıl almaz bir biçimde değiştiren Covid-19 salgını nedeniyle küresel olarak eşi görülmemiş bir sağlık önceliği taşımaktadır. Covid-19 virüsünden kendimizi korumaya çalıştığımız bugünlerde ruh sağlığımızı da ihmal etmememiz gerekiyor. Dünya virüsü kontrol altına almak ve çözüm bulmak için mücadele etmektedir. Bu arada yaşanan endişe, korku, izolasyon, sosyal etkileşimimizin temassız ve mesafeli niteliği, enflasyon sonucu ağırlaşan ekonomik koşullar, kısıtlamalar kendimizi sürekli tehlike ve tehdit altında hissetmemiz, ...