logo

DÜNYA MAKARNA GÜNÜ

Makarna, genellikle irmik veya Durum Buğdayından elde edilmiş una, yumurta karıştırarak hazırlanmış türlü biçimlerdeki kuru hamur ve bu hamurdan yapılan yemektir. Makarna, sağlıklı, lezzetli ve doyurucu bir öğün için mükemmel temel oluşturan bir besindir. Tek başına ana yemek olarak tüketile bilindiği gibi, sebzelerle, baklagillerle, kırmızı ya da beyaz etlerle, soslu veya sade olarak yahut istenirse diğer yemeklerin yanında servis edilerek yenilmektedir.
Geçmiş dönemlerden günümüze dek makarnayı bulan ve ilk yapan toplumun kimler olduğunu bulmak için çeşitli araştırmalar yapılmışsa da henüz makarnayı ilk yapan topluma ulaşılamamıştır. Bugün Roma’da Makarna Müze’sinde bulunan belgeler de, makarnanın nereden geldiği hakkında tam olarak yeterli bilgi verememektedir.
1292 yılında Marco Polo’nun Çin’i ziyareti sonrasında İtalya’ya dönüşünde beraberinde Spagetti ve yapılışı ile ilgili bilgi getirdiği kayıtlarda yer almaktadır. Ancak Eski Yunan ve Roma kültüründe makarna yapımı ve tüketiminin bugünkü haline benzer şekilde olmasa da yapıldığı da yine eski kayıtlarda yer almaktadır.
Tarihsel kayıtlara bakıldığında Çinliler Milattan Önceki yıllarda Arpa Şehriye ile makarna üretimine başladıkları bilinmektedir. Aynı şekilde M.Ö. 5. yüzyıla ait Suriye’de bulunan tarihi yazılara bakıldığında o dönemlerde Arapların da Arpa Şehriyeyi ürettikleri ve tükettikleri görülmektedir. 20. yüzyıla kadar makarna İtalya başta olmak üzere Arap yarımadası ve Çin’de üretilmeye ve tüketilmeye devam etmiştir. Gelişen teknoloji ile birlikte makarna üretimi daha az maliyetli ve daha kaliteli olmaya başlamıştır.
Makarna, 1780’lerde Osmanlılara İtalya’dan gelmiştir. Geleneksel Türk mutfağı için fazla yabancı bir ürün olmayan makarnanın erişte, şehriye, kuskus, mantı gibi suda haşlanan çeşitleri vardır. 1830 yılında ordunun önemli bir gıdası olan makarna üretimi için Selimiye Kışlası’nda bir fabrika kurulmuştur.
Ülkemizdeki ilk makarna fabrikası 1922 yılında İzmir’de “Türk Makarna Fabrikası” adıyla Hasan Tahsin Bey tarafından faaliyete geçirilmiştir. Durum buğdayının Türkiye’de bol miktarda yetişmesi sayesinde 1950’lerden sonra makarna fabrikalarının sayısı hızla artmıştır. Türkiye, günümüzde önde gelen makarna üretici ve ihracatçılarından biri haline gelmiştir.
Türkiye, İtalya’dan sonra dünyanın en çok makarna ihraç eden ülkesidir. Ancak buna rağmen tüketim yetersiz düzeydedir. Tüketimdeki düşüklükten dolayı üretim de artış gösterememektedir. İtalya’da kişi başına yıllık 27-30 kg, Yunanistan’da 8,5-9,5 kg, Portekiz’de 7-8 kg, Mısır’da 6,5-7,5 kg olan tüketim, Türkiye’de 6 kg olarak tespit edilmiştir. Tüketimin düşük olmasının sebeplerinden biri, Türk Kültüründe makarnanın ana değil, tamamlayıcı yemek olmasından kaynaklanmaktadır.
Dünya Makarna Sanayicileri, 1995 yılında Roma’da ilk toplantılarını yapmışlardır. Bu toplantıda “Dünya Makarna Gününü” kutlama fikri ilk olarak Türk Makarna Sanayicileri tarafından dile getirilmiştir. Daha sonra 1997 yılında Amerika’da yapılan toplantıda da 25 Ekim tarihi “Dünya Makarna Günü” olarak kabul edilmiştir. Dünya Makarna Günü ilk kez 1998 yılında İtalya’nın Napoli şehrinde kutlanmaya başlanmış ve o günden bugüne dek dünyadaki farklı ülkelerde büyük bir coşkuyla kutlanmaya devam edilmiştir.
İtalya’daki domates ve fesleğen soslu olsun, Meksika ve Güney Amerika’daki makarnalı çorba olsun, Kanada’daki tam tahıllı, kabaklı makarna olsun, makarna evrenseldir. Diğer ifadeyle makarna, sofraların tualidir. Nerede olursa olsun oranın kültürünü, renklerini üzerine yansıtmaktadır.
Makarnanın, protein ve B vitamini oranı daha yüksek olup, sağlıklı beslenme için önem taşıyan diğer besleyici yiyeceklerin de yanına çok yakışan bir yemektir. Makarna, lif kaynağı sebzeler ve bakliyatla, sağlıklı balık ve sıvı yağlarla, antioksidan yönünden zengin domates sosu ve proteinle dolu beyaz veya yağsız kırmızı etle mükemmel gitmektedir. Şimdiden afiyet olsun.

Share
5.859 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

6+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Farkına Varmadan Yaşadıklarımız

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Ne kadar kıymetliymiş, denizin dalgalarını, gökyüzünün maviliğini izlemek. Ne kadar kıymetliymiş, sevdiklerine sarılabilmek, öpebilmek, onları ziyaret edebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, yağan yağmurda ıslanabilmek, rüzgârın kokusunu çekebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, sokaklarda, caddelerde gezinmek, amaçsızca yürümek. Ne kadar kıymetliymiş, korkmadan, tedirgin olmadan markete, alışverişe, pazara gidebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, kafeye, pastaneye, çay bahçesine oturup, bir çay kahve içebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, öksürebilmek, hapşırab...
  • Dolmuşculara Bir Çift Lafım Var!

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    65.000 Nüfuslu bir ilçede yaşıyoruz. Dolmuşçular bisiklet projesine itiraz ediyormuş ekmek kapılarına engel olur diye. Ben de şunu demek istiyorum dolmuşçuların ekmek kapısına engel oluyor diye özel araç kullanımını mı yasaklayalım ? Yok böyle bir dünya! 65.000 nüfuslu ilçede 30.000 araç var ve trafik sorunu var. Bu sorun gitgide artıyor. Bu sorunu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? 65.000 nüfuslu ilçede bisiklet kullanımı ne kadar etkiler ekmek kapısını. Neden alternatif ulaşım aracı hakkı verilmesin insanlara. Sadece dolmuşa bineceksiniz baş...
  • KARA VEYA EFSANE CUMA

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Kara Cuma ismini son yıllarda adını sıklıkla duymaktayız. Kara Cuma, adından da kolayca anlaşılabildiği gibi doğrudan ülkemiz kültürü ile ilgili özel günlerden biri olmadığını söyleyebiliriz. Öyleyse Kara Cuma (Black Friday) nedir? Kara Cuma, ABD'de başlayan ve Şükran Günü ile sıkı bağları bulunan bir gelenektir. Her yıl Kasım ayının dördüncü Perşembe gününde kutlanan Şükran Gününden sonraki Cuma günü, halk çarşı veya meydanlarda bulunan büyük mağazalara giderek alışveriş yapmaktadır. Bazı şirketler bu rutini kâra çevirmek ve daha çok ürün sat...
  • DEVELİ’DE İLK ÖĞRETİM KURUMLARI ve İLK ÖĞRETİM KADROSU-3

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Geçen hafta değerli eğitim tarihçimiz Prof.Dr.Yahya Akyüz'ün yazdığı Kız İlkokulları Tarihi Gelişimi hakkındaki mükemmel bir yazısından faydalanmış ve kısaltılarak sizlere derli toplu bir bilgi vermeye çalışmıştım. ”Eğitim Tarihçimiz” dedim, çünkü birde aynı isim ve soyadını taşıyan A.Ü.DTCF. Yeni Türk Edebiyatı öğretim üyelerinden Prof.Dr.Kenan Akyüz vardır ve benimde hocalarımdandır.” Modern okulculuğa, azınlıklar ile misyonerler bizde daha erken dönemlerde başlamışlardı. Hatta matbaalarıyla beraber ! Öyle ki, modern yetim haneler, iptid...