logo

DEVELİ’YE ARTIK BİR MÜZE GEREKLİDİR

Develi her bakımdan gelişen mahallemizdir. Derin tarihi münasebetiyle bir çok maddi ve manevi değerleri mevcuttur. Fakat ne acıdır ki bu değerlerimizi ve kültür unsurlarımızı koruyamamıştır. Tıpkı Yukarı Develi mezarlıklarında bulunan, Kadı Selçuklular, Kadı Burhaneddin ve Dulkadirli gibi beylikler, Osmanlılar zamanından kalan, daha yakın bir zamana kadar ayakta olan özellikle Osmanlı dönemi mezartaşları bugün çoğu yıkılmış evlerin yapı taşı ,kapı ile pencere süveleri olmuşlardır. Hasılı korunamamıştır.
Özellikle 19.Asrın başlarında yapılmaya başlayan evlerin mutlaka bir ,”Maşallah” rozeti içerisinde gösteren yapılış kitabeleri vardı. Gel gör ki bugün böyle çoğu sanatlı kitabeler de sayılıdır. Hele sanatlı Aygösten / Reşadiye çörtenleri ve tavan süslemeleri bugün parmakla gösterilecek kadar sayılıdır. Bu göz nuru ,el emeği sanat eserleri ne acıdır ki Ürgüp pazarlarında çok ucuz fiyatlara satılmıştır! Çoğu da hırsızlar tarafından o güzelim kapı tokmakları geceleri veya ev sahiplerinin evlerinde bulunmadığı zamanlar sökülüp dilim varmıyor ama bir şişe şarap parasına satıldığını yakinen biliyorum. Bir gün fotoğraflarını çektiğim sanatlı kapı tokmaklarının ve çörtenlerin, aynı akşam tamamının bir hain el tarafından söküldüğünü ve yok edildiğini görenlerdenim!
Develi ‘de Selçuklular zamanında 1267’de para basıldığını kaç kişi bilir? Elbiz yolunda ki Roma Hamamından kaç kişinin haberi vardır. Daha Hititlerden kalan kültür değerlerinin Sultan Salığı’ndaki kalıntılardan hiçbir bilgi bulunmaktadır. Hatta ne Bizans dönemi ve ne de Ermeni kültüründen kalan izler hala inceleyicilerini beklemektedir.
Orta Anadolu kadınların zengin elbiselerinin yıllardır dillerde name olan Zile kadınlarının giyindiği kaftan ve bindallılardan bugün köyde Allah için bir tane bulamazsınız. Hangisini sayalım. Bundan yıllar önce bir sanat tarihçisi hocamız,”Anadolu Kadın Başlıkları” adlı çalışmasına malzeme bulmak için
Bir alan çalışmasına çıkmış, Kültür Bakanlığımızın yönlendirmesiyle bizi bulmuş bu konuda yardım istemişti. Hocamıza elimizden gelen yardımı ve ilgiyi göstermiş ve Zile’den ancak dört evden bulabildiğimiz eşyalarla ancak bir tam başlık çıkarabilmiştik. Allahtan bu başlıklar da yayınlanmış ve kültür tarihimize kazandırılmıştır.
Bir zamanlar Develi’nin bir çok evini yağlı boya tablolar süslerdi.Bir zamanlar Develi Lisesi’nin duvarını süsleyen Mustafa Gür’ün yaptığı yağlıboya Âşık Seyrânî taplosu sayemizde yeniden elde edilmiş ve şimdilerde Kültür Merkezi’nin duvarında yerini almıştır.Yıkılmakta olan bir evden yine yağlıboya bir Atatürk resminin fotoğrafı çekmiş ve değişik dergilerde kullanılmıştır.Bugün Develi evlerinde böyle kıymetli tablolar vardı.
Fakat şimdilerde Develi evleri böyle sanat eserlerinden mahrumdur,maalesef.
Bu sıkıntıların çaresi, yöre müzelerinin açılmasıdır!
Bu sütunlarda gerek merhum Ahmet Gürlek ,gerek ben iki üç yazı yazarak Develi’ye bir müze gerekliliğini belirtmiş ve her her nedense ilgililerden bir ses çıkmamıştı.Develi Belediyesi “Ahmet Gürlek Kütüphanesi” ni kurunca sıra m”Develi Müzesi” ne gelmiştir diye sevinmiştim.Fakat gözlemim o dur ki belediyemiz bu işe soğuk bakmaktadır.Aslında müze konusu ,Belediye midir?,yoksa Kaymakamlıktır mı bilemiyorum .Ancak vakit kaybetmeden müzenin açılması gerekmektedir vesselam.
Bir öneri olması bakımından mekan olması bakımından “Eski Saray Meydanı’ndaki “Seyrânî Hamamı”dır. Hem bu eser restore edilmiş olur ve hem de çevre düzenlemesiyle müzeye geniş bir alan kazandırılmış olur ki böyle milli değerlerimiz bir araya toplanarak ,yöremize ait kültürel değerlerimiz korunmuş ,tarihe böylece bir de not düşülmüş olur.
İşi uzatmanın anlamı yok.Develi kültür yokluğuna düşmeden ,bir arkeoloji ve etnoğrafya müzesinin zamanı gelmedi mi.Gelişmelri dikkatle takipte olacağız.
Çağdaş Develi Gaz. 14.12.2017

 

Share
1.029 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

10+1 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Farkına Varmadan Yaşadıklarımız

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Ne kadar kıymetliymiş, denizin dalgalarını, gökyüzünün maviliğini izlemek. Ne kadar kıymetliymiş, sevdiklerine sarılabilmek, öpebilmek, onları ziyaret edebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, yağan yağmurda ıslanabilmek, rüzgârın kokusunu çekebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, sokaklarda, caddelerde gezinmek, amaçsızca yürümek. Ne kadar kıymetliymiş, korkmadan, tedirgin olmadan markete, alışverişe, pazara gidebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, kafeye, pastaneye, çay bahçesine oturup, bir çay kahve içebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, öksürebilmek, hapşırab...
  • Dolmuşculara Bir Çift Lafım Var!

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    65.000 Nüfuslu bir ilçede yaşıyoruz. Dolmuşçular bisiklet projesine itiraz ediyormuş ekmek kapılarına engel olur diye. Ben de şunu demek istiyorum dolmuşçuların ekmek kapısına engel oluyor diye özel araç kullanımını mı yasaklayalım ? Yok böyle bir dünya! 65.000 nüfuslu ilçede 30.000 araç var ve trafik sorunu var. Bu sorun gitgide artıyor. Bu sorunu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? 65.000 nüfuslu ilçede bisiklet kullanımı ne kadar etkiler ekmek kapısını. Neden alternatif ulaşım aracı hakkı verilmesin insanlara. Sadece dolmuşa bineceksiniz baş...
  • KARA VEYA EFSANE CUMA

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Kara Cuma ismini son yıllarda adını sıklıkla duymaktayız. Kara Cuma, adından da kolayca anlaşılabildiği gibi doğrudan ülkemiz kültürü ile ilgili özel günlerden biri olmadığını söyleyebiliriz. Öyleyse Kara Cuma (Black Friday) nedir? Kara Cuma, ABD'de başlayan ve Şükran Günü ile sıkı bağları bulunan bir gelenektir. Her yıl Kasım ayının dördüncü Perşembe gününde kutlanan Şükran Gününden sonraki Cuma günü, halk çarşı veya meydanlarda bulunan büyük mağazalara giderek alışveriş yapmaktadır. Bazı şirketler bu rutini kâra çevirmek ve daha çok ürün sat...
  • DEVELİ’DE İLK ÖĞRETİM KURUMLARI ve İLK ÖĞRETİM KADROSU-3

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Geçen hafta değerli eğitim tarihçimiz Prof.Dr.Yahya Akyüz'ün yazdığı Kız İlkokulları Tarihi Gelişimi hakkındaki mükemmel bir yazısından faydalanmış ve kısaltılarak sizlere derli toplu bir bilgi vermeye çalışmıştım. ”Eğitim Tarihçimiz” dedim, çünkü birde aynı isim ve soyadını taşıyan A.Ü.DTCF. Yeni Türk Edebiyatı öğretim üyelerinden Prof.Dr.Kenan Akyüz vardır ve benimde hocalarımdandır.” Modern okulculuğa, azınlıklar ile misyonerler bizde daha erken dönemlerde başlamışlardı. Hatta matbaalarıyla beraber ! Öyle ki, modern yetim haneler, iptid...