logo

DEVELİ’DE KEYF VEREN ALIŞKANLIKLAR : 3 SOFRA ÇEKMEK

Türk Milletinin çok zevk aldığı konulardan biri de dostlarla bir arada olmak, gönül almak, fikir teatisinde bulunmak veya fakir fukarayı doyurmak vs. amacıyla en güzel usullerden biri de sofra çekmektir. Çok zengin bu sofra çekmelere eski Türkler “Toy” demektedirler. Müziğin de özellikle dombıra ve kopuz adı verilen müzik aletlerinin “Kam, Baksı ” adı verilen sanatçıların elinde dile geldiği bu toplantılar “Hakanların” cömertliğinin ve halkla bir olduğunun en güzel örnekleri olmuştur.
Bu toylar zafer sonrası ve devletin bir güzelliğini paylaştığı dönemlerin en güzel anlamlandırdığı bir vesiledir! Yoksa doymadık bir karnın gıdası değildir olay. Türk’ün bu güzel huyu bu günlere kadar gelmiştir. Nice bozulmalara rağmen ! Özellikle Ramazan sofraları …Aileleri bir araya getiren geçmişi yad etmeler, nice zamandır görüşemeyen ailelerin birbirini görmesi, uzaklardan gelen dağılmış aile gençlerinin bir birini tanıması çok şey kazanılmış sosyal hadiselerdir. Bu davranışların kazançları parayla ölçülmez. Bir vesile ile ziyaret ettiğimiz aile dostumuzun çocuklarından biri , ağlayarak :Bizim böyle akrabalarımız varmış da biz neden görüşemiyoruz, diye ağladığına şahit olmuş ve çok duygulanmıştım.
Sofralarda en önemli meziyet, bir arada olma, danışma ve istişare etme ve hoşça vakit geçirme çok güzeldir. Ancak en kötüsü de sofra çekenin, misafirlerine kendini ve gücünü gösterme duygusu öne çıkarması da çok kötü bir benliktir.
Anadolu’yu ihya eden, İslamlaştırmada ve imarda büyük rolü olan Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat Kayseri’de Keykubat ‘ta, göl kıyısına yaptırdığı Köşkte devlet adamlarını toplar ve onlar mükellef sofra hazırlatır, günde 40 koyun kestirirmiş. Yetkili Vezirlerinden biri hükümdarın da bulunduğu bir ziyafette, haddini aşan övünmeye başlayınca, Alaaddin Keykubat’ın şu uyarısı meşhurdur: ”Paşa , paşa !Ben hükümdar olarak günde 40 koyun kestirirken, hükümdardan daha önemli biri gibi kendini göstermek için 80 koyun kestirmeni bilmiyorum mu sanıyorsun. Şunu unutma sen bir emrimde bir paşasın !Ama ben bir hükümdarım. Senin varlığın benim iki dudağımın arasındadır. Haddini bil ve edebini takın !” Eh…Laf adamına göredir. Haddini bilmeyene haddi bildirilir.
Sosyal Tarihimiz konusunda pirim Reşat Ekrem Koçu “Yüz Yıllar Boyunca Türkiye’de Yasaklar “adlı bir yazı serisinde “Konaklarda Yemek Çeşidi Yasağı” adlı yazısında şu bilgileri aktarır:” 1821yılında şatafatlı konaklarda, yazın ise yalılarında her öğünde 7 çeşitten ziyade yemek pişirilmesi yasaklanmıştı. Fermanda şöyle deniyordu:
İsraf Haramdır !
Bundan böyle evlerde beş dürlüye ,en çok yedi dürlüye yemek pişirilebilir, yedi dürlüden fazla yemek pişirmek yasaktır.”
Bu yasağın sebebini tarihçi Şanizade Ataullah Efendi şöyle açıklamaktadır:”…Devlet ricali ,erkanı bir debdebe ,şatafat, gösterişe düşdü. Konakların , yalıların içi binbir gece masallarını andıracak lüksle döşendi…Öğle ve akşam yemeklerine en azından yüz, iki yüz kişi çağırmak âdet haline aldı. Her övün yemeklere en azdan dört-beş sofra kurulur çok da masraflı olurdu….Her sofra en azından 300 kuruş masrafla olmuştur…Mutfak masrafının geliri nereden gelirdi dersiniz? Ardına kadar açılan rüşvet kapılarından! ”
Görülüyor ki mevki ve makam sahipleri için yemek asıl amacından çıkmış, gösterişe dönüşmüştür. Develi’de büyük sofralar üç türlü olmuştur : 1.Ailelerin zaman zaman bir araya gelme ihtiyacı doğduğu zaman ki sofralar, 2.Mahalle Oturmalarında çekilen sofralar, 3.Düğün yemekleri. Hepsinin ortak özelliği yemeklerin, tatlıların ve meyve, sebzelerin seçiciliğidir. Hoş bir yerin ve bölgenin damak zevkini ekabir insanlar bilir ki yaşadığı coğrafya belirler. Böyle özel günlerde yardımcı olarak, mutlaka her evin mutfak kültürü yüksek bir dostları bulunurdu Seyrânî’nin şu beyiti ne kadar anlamlıdır:
Ermeni’nin Rum’un yağlı ketesi
Kaypak müslümanı dinden çıkarır.
Yeri geldi, gel de namlı oburları anma? Seyrânî âşıkları Cemil Hoca ile Yusuf Dağdelen hocaların bu konudaki fıkralarında yemek kültürümüzün nice incelikleri saklıdır.
Develi sofralarının kaynakları günlük işlerin dışında misafirlikler, mahalle oturmaları ve düğünleridir. Mahalle oturmaları her halde artık ortadan kalkmıştır! Şimdiye kadar bu konuda merhum Cenani Gürbüz ağabeyin “Ankara’da Develi “ adlı derginin bir sayısında Oruz’a Mahallesi’ndeki bir oturmayı tasvir ettiği yazıdır. Merhum annem Arife Özdamarlar’dan not aldığım notlardan bazıları şunlardır: ”Babamdan 1881-149)dinlemiştim: Gençlik dönemlerimizde çok oturma oturduk. Herkes oturmalarda haddini bilirdi. Sırayla evlerde otururduk. Sonradan da bir ahi aşı ol “Ara aşı “ içerdik ve annem ilave ederdi: ”Kayseri merkezde halen devam eden bu gelenek bizde 1940 ‘ların sonuna kadar devam etmiştir. ”diye de eklerdi.
Bu kısa notlardan da anlıyoruz ki daha yakın zamanlara kadar her mahallede bu oturmalar devam etmiştir.
Misafirliğin en güzelini bizler yaşadık. Belki dünyada Müslüman ve Müslüman olmayan Türk dünyasındaki kadar misafire önem veren elinden geldiğince ağırlayan başka bir millet yoktur !.Mesela yengem, Ahmet Amcam’ın eşi Hatun yenge misafir delisi bir kadındı. Kaşı ve gözü ile gelinini yönlendirir ve evin askılık üzümünden kışlık armut, kurutulmuş yiyecekler vs. misafirin hoşuna gidecek evin ne kadar imkanı varsa çıkartır ve misafirlerine ikram ettirirdi .Peki komşularımız geri kalır mıydı? Hayır .Kapı komşumuz merhum Mustafa-Naime Develioğlu komşularımız kahve-çaydan başlanır mevcut turfanda olan ,kurutulmuş meyveler çıkartırlar ikram ederler ve bana göre bunlardan daha önemlisi de nice insana ders veren olaylar,askerlik ve savaş hatıraları anlatılırdı ki çoğunda göz yaşımızı tutamazdık.
Şimdi sofralarımıza sel suyu karıştı. Artık ulaşımın çok gelişmesi sayesinde her şeye çabuk ulaşma imkanı var Mesela geleneksel dolaz çeşitlerimiz, kaysı dolması yanında şimdilerde “Güllaç” ,bitkilerden “Karnabahar” 1970’ lerde kayseri mutfağına girmiştir! Amma Develi mutfağına zenginlik katan ahırlara ve evin uygun yerlerine küçük öbeklerle yerleştirilen killi topraklara gömülen havuç, turp, ahana gibi kışlık yiyecekler artık böyle yöntemlerle evlerimize girmiyor. Her mevsim bunları bulmamız mümkün .Bu bakımdan bir çok masallarımız da artık eskisi gibi rağbet bulmuyor. Gelişen teknoloji mağlubu !
Bu güzel geleneğimizin yaşaması en büyük dileğimizdir.
Çağdaş Develi.25.06.2020

Share
8.698 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

10+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Farkına Varmadan Yaşadıklarımız

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Ne kadar kıymetliymiş, denizin dalgalarını, gökyüzünün maviliğini izlemek. Ne kadar kıymetliymiş, sevdiklerine sarılabilmek, öpebilmek, onları ziyaret edebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, yağan yağmurda ıslanabilmek, rüzgârın kokusunu çekebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, sokaklarda, caddelerde gezinmek, amaçsızca yürümek. Ne kadar kıymetliymiş, korkmadan, tedirgin olmadan markete, alışverişe, pazara gidebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, kafeye, pastaneye, çay bahçesine oturup, bir çay kahve içebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, öksürebilmek, hapşırab...
  • Dolmuşculara Bir Çift Lafım Var!

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    65.000 Nüfuslu bir ilçede yaşıyoruz. Dolmuşçular bisiklet projesine itiraz ediyormuş ekmek kapılarına engel olur diye. Ben de şunu demek istiyorum dolmuşçuların ekmek kapısına engel oluyor diye özel araç kullanımını mı yasaklayalım ? Yok böyle bir dünya! 65.000 nüfuslu ilçede 30.000 araç var ve trafik sorunu var. Bu sorun gitgide artıyor. Bu sorunu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? 65.000 nüfuslu ilçede bisiklet kullanımı ne kadar etkiler ekmek kapısını. Neden alternatif ulaşım aracı hakkı verilmesin insanlara. Sadece dolmuşa bineceksiniz baş...
  • KARA VEYA EFSANE CUMA

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Kara Cuma ismini son yıllarda adını sıklıkla duymaktayız. Kara Cuma, adından da kolayca anlaşılabildiği gibi doğrudan ülkemiz kültürü ile ilgili özel günlerden biri olmadığını söyleyebiliriz. Öyleyse Kara Cuma (Black Friday) nedir? Kara Cuma, ABD'de başlayan ve Şükran Günü ile sıkı bağları bulunan bir gelenektir. Her yıl Kasım ayının dördüncü Perşembe gününde kutlanan Şükran Gününden sonraki Cuma günü, halk çarşı veya meydanlarda bulunan büyük mağazalara giderek alışveriş yapmaktadır. Bazı şirketler bu rutini kâra çevirmek ve daha çok ürün sat...
  • DEVELİ’DE İLK ÖĞRETİM KURUMLARI ve İLK ÖĞRETİM KADROSU-3

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Geçen hafta değerli eğitim tarihçimiz Prof.Dr.Yahya Akyüz'ün yazdığı Kız İlkokulları Tarihi Gelişimi hakkındaki mükemmel bir yazısından faydalanmış ve kısaltılarak sizlere derli toplu bir bilgi vermeye çalışmıştım. ”Eğitim Tarihçimiz” dedim, çünkü birde aynı isim ve soyadını taşıyan A.Ü.DTCF. Yeni Türk Edebiyatı öğretim üyelerinden Prof.Dr.Kenan Akyüz vardır ve benimde hocalarımdandır.” Modern okulculuğa, azınlıklar ile misyonerler bizde daha erken dönemlerde başlamışlardı. Hatta matbaalarıyla beraber ! Öyle ki, modern yetim haneler, iptid...