logo

DEVELİ’DE KEYF VEREN ALIŞKANLIKLAR : 2 SİGARA VE KAHVEHANELER

Tarihçe; Amerikan Yerlileri (Kızılderililer) Avrupalılar kıtaya gelmeden önce tütün kullanmaktaydılar. İlk Avrupalı yerleşimciler tütün içmeyi kızılderililerden öğrenerek tütünü daha sonra gittikçe popüler olacağı Avrupa’ya taşıdılar. Amerikan Yerlileri arasında tütün eğlence amacıyla değil ayinlerinde ve ancak deneyimli şamanlarınca dini gerekçelerle kullanmalarına karşın Avrupalılar tütünü eğlence ve vakit geçirme amacıyla yaygınlaştırdılar. Avrupalılar Amerika’ya getirdikleri zenci kölelerle açtıkları alanlarda tütün ekimi yapmaya başladılar.
Tütün 1500 yıllarında Antillerden İspanyol gemicileri vasıtasıyla İspanya’ya ve oradan Avrupa’ya yayılmıştır. Anadolu’ya ise Osmanlı İmparatorluğu zamanında (1605) Venedikli tüccarlar tarafından sokulmuş ve kullanılışı kısa bir zamanda yayılmıştır.Tütün içme adeti, tütünün vatanı olan Amerika’da başlamıştır. Yerliler dini törenlerinde kokulu bitkilerle birlikte tütün yapraklarını tütsü olarak kullanmışlardır.
Dumanı teneffüs eden yerliler zamanla bu bitkinin keyif verici etkisini fark etmişler ve adi kamış ve bambudan yapılmış “Y” şeklinde bir borunun çatal kısmını burunlarına sokarak veya ağızdan üfleyerek dumanı içe çekmeye başlamışlardır. Böylece piponun en eski şekli ortaya çıkmıştır. Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfine kadar Avrupa’nın tütünden ve tütün içme adetinden haberi olmamıştır.
Tütün içme adeti, Amerika’yı keşfeden Portekiz’li ve İspanyol gemicilerin önce kendilerinin alışması ve daha sonra yanlarında diğer şehirlere götürmeleri sonucunda yaygınlaşmaya başlamıştır. Gemilerin iki kıta arasında gidip gelmesi suretiyle İspanya, Portekiz ve diğer Avrupa şehirleri, tütünü ve içme adetini tanımışlardır. Meksika’nın “Tabesco” bölgesinde tütün tarımının yapıldığını gören İspanyollar, Küba’da tütün içme borusuna “tabaco” adının verildiğini duymuşlar ve “tabaco” adını kullanarak her gittikleri yerde bu adın yayılmasını sağlamışlardır.
Türkiye’de ince, küçük yapraklı, iyi yanan ve hoşa giden aromalı, kaliteli tütünler (şark tipi tütünler) yetiştirilmektedir. Şark tipi tütünler kurak tip olmaları sebebiyle sulanmadan yetiştirilebilir. Yapraklardan çiğneme tütünü, pipo tütünü ve nargile (tömbeki) tütünü, hazırlanır. Sigaralık tütünler şark tipi tütünlerden hazırlanır.
Bir keyif bitkisi olan tütünün, dış ülkelere sattığımız ürünlerin arasında önemli bir yeri vardır. Ayrıca Türkiye tütün üretiminde ABD, Brezilya, Çin ve Hindistan’dan sonra 5. sırada yer alır. Memleketimizdeki tütün endüstrisi oldukça gelişmiş olup, Tekelin eli altında ticareti yapılmaktadır. Tütün en çok sigara ve puro halinde kullanılmaktadır. Bu sebeple memleketimizde Samsun, Tokat, Bitlis ve İstanbul’da sigara fabrikaları kurulmuş ve hâlen üretimi yapılmaktadır. Sigara ilk olarak 19. yüzyıl sonlarında İngiltere ve Amerika’da yapılmış ve oradan yayılmıştır.
Kahvehaneler
Nitekim aslında yüz yılların içinden süzülüp gelmiş ,sebebini bilemediğimiz ne çok alışkanlığımız vardır. Kahve içme ve kahvehane sohbetlerinde bulunma halleşme ve çoğu kişiler için bir huzur evi olan kahvehane alışkanlıkları da bunlardan biridir.
Gönül ne kahve ister ne kahvehane
Gönül bir dost ister kahve bahane
Beyini bu keyfiyetin sanki hikmetli bir özetidir.
Tütün olur da kahve olmaz mı? Tarihçi Reşat Ekrem Koçu der ki:” Türkiye’ye “kahve “ 16.Yüzyılda Kanunî Sultan Süleyman’ın zamanında girdi ve evvela Halep ve Şam şehirlerinde yayıldı. İstanbul’da ilk kahvehane 1554 yılında açıldı. Bu konuda Tarihçi Peçevî şu bilgileri verir:”1554 yılında Halep’ten Hakem namında bir herif ile Şam’dan Şems namında zarif bir adam İstanbul’a geldiler. Avamın, ayak takımının bol olduğu Tahtakale’de birer büyük kahvehane açtılar. Keyfe mübtela bazı yaran-ı safa, hususiyle okur yazar takımından nice zürafa o kahvehanelerde toplanır kimi kitap okur, kimi tavla ve satranç oynar, kimi de nice gazeller getirir ,maarifden bahsolurdu. Eskiden eşi dostu toplayıp sohbet etmek için ziyafetler düzenlenirdi. Bu kahvehaneler açılınca bir iki akçe kahve parası ile ondan ala cemiyet safası eder oldular”
Bu ilgi ile kahvehaneler çoğaldı. Her takımın kendine göre kahvehanesi oldu. Bu hükümdarları korkuttu Kanuni kahve ve kahvehaneleri yasakladı. Özellikle III.Murat zamanında kahvehanenin haram olduğuna dair fetva çıktı. Bu yasağa uymayanlar sopalandı ve kahvehaneleri yıkıldı, yakıldı. Kahvehanelerin çoğalması, insanların kahvehanelerde siyasi konuşmaları yöneticileri huzursuz etmekteydi.1524’de Mekke’de,1539’da Kahire’de yasaklama girişimleri oldu ama bu yasaklar tutmadı ve hep kahvehaneler kazandı.Nitekim II.Mahmud İstanbul’a gelen aşıkları belli kahvehanelerde toplamış ve başlarına bir “kahya” koymuştu zapt u rab altına istemişti.Hata okuma yazama bilenlerden bazılarını da devlet kadrosuna alarak yaptığı yenilikleri halka anlatmada aşıkları yönlendirmişti.
Kahvehane işletmeciliği çok karlı bir işti. Onca yasa çıktı ama kahvehane işletmeciği hızla yayıldı. Hatta bu işletmeciliğe devletin üst kademesindeki kişilerde soyundular ve Türkiye’ye yayıldı. Bunda 17.Yüzyılda kahvehanelere hızla giren tütün kahvehanelere ayrı bir çeşni ve cila verdi. Aynı asırda Londra’nın her yerinde artık kahvehaneler vardı. Aynı asırda Arap içkisi bütün Avrupa’yı fethetmişti.
1874 yılında İstanbul’u ziyaret eden İtalyan edibi Edmondo de Amicis şunları yazıyor: ”İstanbul’da Galata ve Beyazıd kulelerinin tepelerinde kahve vardır, çarşı içinde kahve vardır, kahvehaneler vardır; mezarlıkta kahve vardır. İnsan İstanbul’un neresinde bulunursa bulunsun, etrafına bakmadan sadece bir bağırması kâfidir:
Kahveci !..
Üç dakika sonra önünüzde köpüklü bir fincan kahve tütmeye başlar !”
Tüm bu gelişmelerden Develi de nasibini almış ve Develi’de kahvehaneler açılmaya başlamıştır. Fakat bugün mahalle merkezi herhalde nüfusu 40.000’i bulmuştur. İşsizliğin bu kadar arttığı bir ülkede ,işsiz insanların “bir bardak çayla” teselli bulduğu, vakit geçirdiği bir mekanda olan kaç adet kahvehane vardır bilemiyorum!
Benim çocukluk ve gençlik (1950-1967)zamanımda dört adet kahvehane mevcuttu. Bunlar Fenese’de yukarıda fotoğraflarını verdiğim :Şehir Kulübü ile Belediye Gazinosu’dur. Her iki mekan da kadri fazla bilinmeyen Belediye Başkanlarımızdan merhum Hadi Erdoğan’dır. Bu konuda bu sütunda bir yazı daha yazdığım için fazla kurcalamıyorum! Aşağı Everek’te ise “Başoğlu’nun Kahvesi “ile Yukarı Develi’den birinin işlettiği, Sipahioğlu’nun Hanı’nın yanında olan bahçeli ve sahneli kraathanelerdir. Şöyle 78 devirli taş plaktan şarkıcı ve besteci Abdullah Yüce’nin :
“Hiç mi külmeyecek benim de yüzüm
Yaş bitti kan doldu, her iki gözüm”
Bestesi çalındığında anlardık ki çaylar ve kahveler müşteri bekliyor,
Merhum babam 1960 yılında damdan düşmüştü, üç yıl yatalak kaldı.Av.Ahmet Özçay, İsmail Erciyes, Şahin Azman ağabeyler babam yatalakken kaldırırlar, bir sandalyeye oturturlar ve doğru Başoğlu’nun kahvesine getirirlerdi. Domino ve 66 oynarlardı.Babam çok severdi.Onu yemeğe çağırmak için gidişlerimde bu gözle neler gördü ve neler Sırf babamı can sıkıntısından kurtarmak içindi! Sokağımızın yetikleri olan bu Sevgili ağabeyleri yıllar geçse de babama gösterdikleri bu vefayı hiç unutamam.
Oldum olası kahvehane, kıraathaneleri ben sevemedim. Ama neler gördüm ve neler duydum hiç unutamam. Kıbrıs Çıkarmasında (1974) kibrit kutusu üzerinde Kıbrıs Barış Harekatı üzerinde harekatı anlarımı istersiniz, üniversitede okuyan nice değerlerimizi kominist veya faşist diye niteleyenleri mi…daha sayayım mı?
Ama bütün bunlara rağmen kahvehanelerin bir kalk senatosu olduğuna inanırım. Fakat Aşağı Everek’in önemli gördüğüm iki kahvehane bugün yok oldular!
Kaynaklar:
1.Reşat Ekrem Koçu.”Yüzyıllar Boyunca Yasaklar:Kahve Yasağı”,Tercüman Gazetesi,2.Barış Terkoğlu,”Unutmayın Sonunda Kahve Kazanır”, Cumhuriyet Gazetesi,21.Mayıs.2020

Çağdaş Develi Gazetesi, 19 Haziran 2020, Sayfa 2

Share
8.204 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

3+3 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ABBASZADE İBRAHİM EFENDİ (1899-1963 )

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Abbaslar ailesinin atası Abbas Dede’dir. Aile de hep dedenin adıyla anıla gelmiştir. Aile Halep Türkmenlerinden üç değişik aile birlikte 18.asrın ortalarında Develi’ye gelip önce Kopçu köyü’ne yerleşmişler, kısa bir süre sonra Develi’ye ad vermiş olan Dev Ali (Seyyit Emir Ali) türbesinin etrafına yerleşmişlerdir. Yukarı Develi’de yerleşmişler ve kurdukları mahalleye de Kopçulu Mahahallesi adı verilmiştir. İlk nüfus sayımı olan 1821 tarihinde de mahalle sakinleri Kopçulu adıyla kayda girmiştir! Abbaszade İbrahim de diğer bütün aile ferleri ...
  • Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci’nin Takdim Yazısı

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci'nin Takdim Yazısı Değerli Hemşehrilerim, İnsanlar genellikle maddi kazanç uğraşısı verirler, bunun için çalışırlar, bunun için çabalarlar. Neden, çünkü daha iyi bir gelecek, daha mutlu bir hayat sürmek için. Maddesel olarak bir yere gelmiş bireyler asli görevlerinden artan zamanlarda da topluma hizmette yer almalı, ülkeye ve insana hizmete omuz vermelidirler. Bu hizmetin karşılığı da manevi kazançtır, manevi kazancın getirdiği haz ve mutluluktur. Bu haz ve...
  • DÜNYA TÜKENMEZ KALEM GÜNÜ

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Günümüzde kalem basit ve kolay bir yazma aracı olarak bilinmektedir. Kalemin tarihi çok eski çağlara dayanmaktadır. Özellikle sanayi devriminin ardından sanayinin de gelişmesiyle birlikte kalemin de bu gelişme ile paralel bir gelişme gösterdiğini görmekteyiz. İnsanlar asırlar boyunca mürekkebe batırılan tüylü kalemleri kullandılar. Ancak bu çok zahmetli bir olaydı. Çünkü sürekli sızıntı yapma problemi vardı. Ve ayrıca mürekkep sayfada çok yavaş bir şekilde kuruyordu. Modern zamanın yazım araçlarından bir olan “Tükenmez Kalem” icat edilip seri...
  • Gönül Sadakası

    03 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Okuyucu tarafından zaman zaman dersler çıkarılacak, kıssadan hisse alınacak metinler geliyor. Neşe ve sevinçler paylaştıkça çoğalır. Üzüntü ve kederler paylaştıkça azalır. İşe öyle dostlar ararız bazen. Bizimle üzülüp, bizimle sevinecek dostlar. Ama her şeyden önemlisi öncelikle bizim kendimizin omuz dayanacak bir dost olmamızdır. Bir hanımefendi anlatıyor: Biraz fasulye ve biraz pilav alarak bakır bir tepsiye koydum. Üzerine patlıcan, salatalık ve bir kaç tane kayısı ekledim... Tam dışarı çıkacaktım ki babam sordu: - “Nereye gidiyorsun kızı...