logo

DEVELİ’DE KAYBOLAN MESLEKLER-2

1573

Develi özellikle Selçuklular ve Beylikler döneminde ,kısmen de Osmanlılar döneminde önemli bir bölgedir.Ekonomik bakımdan ceviz başta olmak üzere sebze türleri ve su değirmenleri ve hayvancılık gelirlerinden devlete öşür /vergi vermişlerdir.İşte bu dönemlerde hangi hangi meslekler vardı, bunun üzerinde uzun ve yorucu bir çalışma yapılmamıştır.Ancak şurası bir gerçektir ki 1267 yılında Develi’de gümüş para basıldığına göre tahminen Gereme taraflarında olan bir de darphane vardır.İşte buradan anlıyoruz ki Develi Selçuklular zamanında mamur bir yerdir.Bu sebepledir ki şimdilik adını tespit edemediğimiz nice meslekler arayıcısını ve yazıcısını beklemektedir.
Bu konuda bizim yaptığımız bir denemedir.Kaybolan meslekler konusuna geçen haftadan devam ediyoruz:
İt boku toplamak
Develi’de Keşişin Havuzu’ndan beslenen Zekerin Deresi üzerinde un elde etmek için bir hayli su değirmeni kurulmuştur.Ayrıca bu su değirmenleri yanında özellikle Ermeni vatandaşlarımızın deri elde etmek üzere yine aynı güzergah üzerinde ve Venk denilen mahalde debbağhaneleri vardı.Mesela Öksenek yakınında Deli Hacının Debbağhanesi ile Venk’te Mıgırdış Usta’nın debbağhansi meşhurdur.Bu debbağhanelerde çok değişik deriler üretilir ve özellikle ayakkabı üretiminde kullanılırdı.İşte debbağhanelerin en çok ihtiyaç duyduğu madde İt bokudur.İnsanlar bir zamanlar Develi örenlerinde ve sokaklarda çok bol olan köpek piliklrini ellerinde birer maşa diğer elde teneke kaplar bu köpeklerin pisliklerini toplarlar debbağhanelere satarlardı.Bu pislik derinin kıllarının dökümü ve derileri yumuışatmak üzere kullanılmıştır.
İşin önemli bir yanı tenekelerde toplanan bu köpek pislikleri hızla debbağhanelere yetiştirilirdi.Bu bakımdan,çok acele edenler için “Tabakhaneye bok yetiştirmek “ veya önemli olan insan hayatında verimli olmaktır.İşin iyisi ve kötüsü olmaz.Geçim için para kazanmak gerekir.Bu bakımdan “İt boku topla para kazan “deyimleri geçmiş ticaret hayatımızın önemli deyimleridir.,”,
Testicilik ve küp yapımı
Develii özellikle mutfak eşyalarının önemli bir kısmı toprak mamülleridir.Güveç,üzlük,çömlek testi ve küp bunlardan bazılarıdır.Boy boy olan bu toprak mahsulleri kimi zaman sirke,şarap ,kimi zaman değişik pekmez çeşitlerini,kimi zaman köfter için ve kimi zaman da yemek ve bağlarda çalışan ırgatlara giden yemekler yanında ayran ve pekmez vb.içecekler için kullanılırdı.Kapak olarak da yine topraktan yapılan kapaklar yanında,tahta ve deri kapaklarda kullanılırdı. Elli yıl önceleri ben de dükkanımızda killi çamurdan yapılmış özellikle çömlek,üzlük ve bilhassa testi çok satmıştık.
Bildiğimiz kadarıyla bunu üretenler Yukarı Fenese’de birkaç esnaftı.Yukardaki fotoğraf ta Eski Pazar Yeri denilen ,sebze satılan yere ise zamanın Belediye Başkanı Hadi Erdoğan zamanında kapalı bir mekan yapılmıştı.Biz de bu mekanda öğrenci harçlığımızı çıkarmak için az karpuz satmadık.Burada akşamları yamçı içerisinde malımızı korumak için az yatmadık!İşte bu az sayıdaki esnaf bildiğimiz kadarıyla Ökasenek taraflarında Kayaaltı mahallesinde birkaç esnaftı.Özellikle satılan bu malzemeler içinde testi ler daha çok istenirdi.Testiler sofralarımızın bugün kullandığımız su vazoları idi.Suyu soğuk tutardı.Tercihi de bundan dolayı gelirdi.
Develi’de bu üreticilerin ürettikleri yanında bir de özellikle Avanos’tan getirilen gıri renkli toprak malzemeler vardı.Bunlar yanında bir de Ürgüp’ten getirilen ,evlerde üretilen yoğurtların toplanıp,değişik gıdalar üretmek için kullanılan durak taşları vardı.Biz zamanlar mutlaka her evde bu taş vardı.Zamanla seri olarak peynir ve diğer çeşitleri üretildiği ve evlerde bu tür eşyaların korunduğu yerler bulunmadığı için ortadan kalkmıştır.
Yemenicilik
Bir zamanlar Develi’de geçerli mesleklerden biri de yemenicilikti.Gerek Yoğurt Pazarı ve gerekse Fenese Melekgirmez Çarşısı’nde bir çok Türk ve Ermeni ustaları yemeni üretirlerdi.Özellikle ev işlerinde terlik amacıyla kullanıldığı gibi bazen da kısa yolculuklarda kullanılan ökçesiz ayakkabılardı.Üç malzemesi vardı.Kösele,deri ve balmumlanmış ip.Ayak numaralarına göre kalıplar vardı.Deriler bu kalıplara göre kesilir ve tabanı oluşturan köseleler kalıplar içerisine ter olarak alınırdı.Bunlarda balmumu ile sağlamlaştırılmış iplerle dikilirdi.Daha sonra kalıplar çıkarılır ve ayakkabılar ters yüz edilerek giyilir hale getirilirdi.Yoğurt pazarında Ermeni ustalarından Hacı Kışkelek ile Abbas Dokumacı’nın yemenileri meşhurdu.
Setencilik
Kızık Köyü’nde bir seten taşı.
Verim ekonomisinin bir sonucudur Setencilik.Bulgur üretiminde buğday kabuğunun ayıklanması için kullanılan bir taş sistemidir.At ve eşekle bir daire biçiminde döndürülen iri yuvarlak bir taş alta döşenen yumuşak buğdaylar üzerinde gezdirilir ve kabuklar buğdaydan ayrılıncaya kadar bu işlem sürerdi.Sonuçta bu setenden çıkarılan buğday elenerek temiz bir bez üzerine serilir ve kurutulurdu.Bu kurutulan buğday da kollu değirmenler veya yine kolla çevrilen büyük makinalar içerisine konur ve çevrilerek bu kurutulmuş buğdaylar bulgur haline getirilirdi.Daha sonra ehil eller vasıtasıyla bu bulgurlar da tekrar elenir ince ve kalın bulgur elde edilirdi.Çorbalık veya dolmalık türler böylece ortaya çıkarılırdı.
Everek Ulu Camii yanında bir setenci vardı.Evinin içerisinde idi.Çocuklu dönemimizde yine Aşağı Everek’teki evimizin yanında çok eski bir Ermeni evi içerisinde de terk edilmiş bir seten vardı.Bundan da her mahallenin bir setencisi vardı ,dersek herhalde doğru söylemiş oluruz.
Devam edecek.
Çağdaş Develi Gaz.12.11.2015

Share
1.258 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

1+9 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Farkına Varmadan Yaşadıklarımız

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Ne kadar kıymetliymiş, denizin dalgalarını, gökyüzünün maviliğini izlemek. Ne kadar kıymetliymiş, sevdiklerine sarılabilmek, öpebilmek, onları ziyaret edebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, yağan yağmurda ıslanabilmek, rüzgârın kokusunu çekebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, sokaklarda, caddelerde gezinmek, amaçsızca yürümek. Ne kadar kıymetliymiş, korkmadan, tedirgin olmadan markete, alışverişe, pazara gidebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, kafeye, pastaneye, çay bahçesine oturup, bir çay kahve içebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, öksürebilmek, hapşırab...
  • Dolmuşculara Bir Çift Lafım Var!

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    65.000 Nüfuslu bir ilçede yaşıyoruz. Dolmuşçular bisiklet projesine itiraz ediyormuş ekmek kapılarına engel olur diye. Ben de şunu demek istiyorum dolmuşçuların ekmek kapısına engel oluyor diye özel araç kullanımını mı yasaklayalım ? Yok böyle bir dünya! 65.000 nüfuslu ilçede 30.000 araç var ve trafik sorunu var. Bu sorun gitgide artıyor. Bu sorunu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? 65.000 nüfuslu ilçede bisiklet kullanımı ne kadar etkiler ekmek kapısını. Neden alternatif ulaşım aracı hakkı verilmesin insanlara. Sadece dolmuşa bineceksiniz baş...
  • KARA VEYA EFSANE CUMA

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Kara Cuma ismini son yıllarda adını sıklıkla duymaktayız. Kara Cuma, adından da kolayca anlaşılabildiği gibi doğrudan ülkemiz kültürü ile ilgili özel günlerden biri olmadığını söyleyebiliriz. Öyleyse Kara Cuma (Black Friday) nedir? Kara Cuma, ABD'de başlayan ve Şükran Günü ile sıkı bağları bulunan bir gelenektir. Her yıl Kasım ayının dördüncü Perşembe gününde kutlanan Şükran Gününden sonraki Cuma günü, halk çarşı veya meydanlarda bulunan büyük mağazalara giderek alışveriş yapmaktadır. Bazı şirketler bu rutini kâra çevirmek ve daha çok ürün sat...
  • DEVELİ’DE İLK ÖĞRETİM KURUMLARI ve İLK ÖĞRETİM KADROSU-3

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Geçen hafta değerli eğitim tarihçimiz Prof.Dr.Yahya Akyüz'ün yazdığı Kız İlkokulları Tarihi Gelişimi hakkındaki mükemmel bir yazısından faydalanmış ve kısaltılarak sizlere derli toplu bir bilgi vermeye çalışmıştım. ”Eğitim Tarihçimiz” dedim, çünkü birde aynı isim ve soyadını taşıyan A.Ü.DTCF. Yeni Türk Edebiyatı öğretim üyelerinden Prof.Dr.Kenan Akyüz vardır ve benimde hocalarımdandır.” Modern okulculuğa, azınlıklar ile misyonerler bizde daha erken dönemlerde başlamışlardı. Hatta matbaalarıyla beraber ! Öyle ki, modern yetim haneler, iptid...