logo

DEVELİ’DE İLK HANIM ÖĞRETMENLER-I

Tanzimat yıllarına kadar Osmanlılarda kız ve erkek çocuklar 5-6 yaşlarından itibaren sıbyan mektebi denen kurumlara beraberce giderler, 3-4 yıl kadar öğrenim görürlerdi Bu, esas olarak dinsel nitelikli, yüzeysel, zorunlu olmayan bir eğitimdi. Sıbyan mekteplerine devam zorunluluğu hakkında II. Mahmut 1824’te bir ferman yayınlamıştı. Ancak bu alanda uygulama gittikçe yaygınlaşmakla beraber, kesin sonuç hiç bir zaman alınamadı. Sıbyan mekteplerinin öğretmenleri genellikle cami hocaları idi. Ancak, bazı bilgili kadınlar mahallelerde erkek-kız çocuklara ve kadınlara Kur’an okumayı ve bazı dinî bilgileri vs. öğretirlerdi. Bu bize çok eskiden beri kadınların yüzeysel de olsa bir çeşit öğretmenlik yaptıklarını göstermektedir
Erkek çocuklardan çok az bir kısmı, sıbyan mektebinden sonra medreselere ve 1773’lerden itibaren açılan çeşitli askerî ve sivil okullara gidebiliyordu.Kızların öğrenimleri ise çok ihmal edilmişti. Onlar için 1859’dan önce sıbyan mektebinden başka bir örgün eğitim kurumu yoktu. Batıda da kızların eğitimi erkek çocuklarınkine göre çok yavaş bir gelişme göstermekle beraber yine de Osmanlılara göre bu alandaki gelişmeler 100-150 yıl önce başlamıştı.
Osmanlılarda 1859’lardan önce ancak bazı varlıklı, kültürlü ailelerin kızları özel hocalardan yararlanarak, ya da kendi kendilerini yetiştirerekdinî, edebî bilgiler ediniyorlardı. II. Meşrutiyet dönemi yazarı Ömer Seyfettin’in Bahar ve Kelebekler başlıklı hikâyesinde, bir büyük anne, kız torununa şöyle der: “Biz de okurduk. Kibar, zengin efendiler kızlarına Farisî öğretir, cami dersleri gösterirlerdi. Tuhfe-i Vehbi’yi okuturlardı. Fuzuli’nin, Baki’nin gazellerini ezberlerdik. Mesnevi’yi anlardık. Mükemmel seciler (düz yazıda kafiye), kafiyeler yapar, kocalarımızla müşaare eder (şiir söyleşir), hafızamıza, zekâmıza, nüktelerimize onları hayran ederdik. O vakit bir kadın için en büyük medh (övgü), fâzıla (erdemli), edîbe (yazar) şâire (şair), âkile (akıllı)… hanım olmak idi.” Büyükanne, Meşrutiyet dönemi genç kızı olan torununun öğrenim biçimini eleştirir: “Şimdi siz Frenk mürebbiyeler elinde büyüyor, kendi lisanımızın güzelliklerini tanımıyor, başka memleketlerin şeylerini öğreniyorsunuz. Onlara benzemek istedikçe kendi benliğinizden uzaklaşıyorsunuz.”
 Tanzimat döneminde ilk kız okullarının açılması
Padişah Abdülmecit (1839-1861), 1845’te yayınladığı bir İradesinde, “eğitimin din ve dünya açısından herkese gerekli olduğunu” söylüyor ve “halkın cehâletinin giderilmesi gerektiğini”, bunun için de sıbyan ve Rüşdiye mekteplerinde (ilk ve orta öğretimin ilk dereceleri) yeni düzenlemeler yapılacağını, bir Darülfünûn (Üniversite) kurulacağını ifade ediyordu. Bu kurumların ilk ikisinde tüm Osmanlı vatandaşları dinî görevlerini ve kendi işlerinde kimseye muhtaç olmayacak kadar çeşitli hayat bilgilerini öğrenecekler, Darülfünûnda da daha üst düzeyde dinî ve müsbet bilimlerde derinleşeceklerdi.
Bu İrade, genel eğitimin düzenleneceğini, belli bir düzeyde zorunlu olacağını, yeni bir yükseköğretim kurumu açılacağını, bu örgün eğitim içinde herkesin din ve dünya için yeterli veya derinlemesine bilgi edineceğini öngörüyordu. Böylece kızların eğitimine de el atılacaktı. İşte bu çerçeve içinde, ilk kız Rüşdiyesi olan Cevri Usta İnas Rüşdiyesi, Ocak 1859’da İstanbul’da açıldı. Buna Cevri Kalfa İnas Rüşdiyesi, Sultanahmet (At Meydanı) Kız Rüşdiyesi de denmiştir.
O yıllarda, sıbyan mekteplerindeki kız ve erkek çocuklar birbirlerinden ayrılıp ayrı okullarda öğrenim görmeye başlamışlardı. Bu uygulama ilk kez Nisan 1847 Tâlimatı ile başlatılmıştı (10). Yapımı 18 Ocak 1859’da Cevri Usta Kız Rüşdiyesi açıldı
Azınlık ve yabancı kız okulları
Tanzimat döneminden önce ve bu dönemde ülkede açılan azınlık ve yabancı özel öğretim yapan bir çok kız okulu vardır. Bu konuya şimdilik değinmekle yetiniyoruz:
1839’da İstanbul’da Fransızların açtığı 19 kız okulu vardı.
1871’de İstanbul’da Arnavutköy Amerikan Kız Koleji açılmıştır.
Yabancıların açtığı kız okulları esas olarak orta öğretim düzeyinde idi. Özellikle varlıklı Türk ailelerinden buralara kızlarını gönderenler az değildi. Bu okulların Türk kızlarını çekmesi, oralarda Devlet okullarından daha disiplinli ve etkili öğretim yapılması ve bir-iki yabancı dil öğretilmesi idi!..Osmanlı ülkesindeki azınlık ve özellikle yabancı kız okullarında bir çok Türk kızı öğrenim gördü. Bunlar, “yabancı dil bilen”, “Batıyı tanıyan”, aydın bir kadın kitlesinin oluşmasına ve eğitimdeki yenileşmelere katkıda bulundular.Ancak, bu okullarda okuyan kızlardan bazılarının din ve milliyet bağlarının zayıfladığı da görüldü ve bunlar kendi toplumlarından ve değerlerinden uzaklaştılar. Müfide Ferit, Pervaneler başlıklı romanında bu tür kızlardan bazılarının Eylül 1869’da yayınlanan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi de kızlar için bir öğretmen okulu (Darülmuallimat) açılacağı hükmünü ve ayrıntılı düzenlemeler getirmişti.
Kız öğretmen okulunun açılması için hemen hazırlıklara girişildi. İstanbul’da Sultanahmet’te Yerebatan caddesinde ahşap bir konak kiralanarak okul binası olarak düzenlendi. Gazetelere de öğrenci ve öğretmen sağlamak için ilânlar verildi.Bu ilânlardan Ekim 1869 tarihli birinde, Darülmuallimatın amacı, düzeyi aşağıdaki gibi gösteriliyor ve başvuracakların “Türkçede oldukça okur yazar olmaları” gerektiği belirtiliyordu:


Açılışı
Nihayet, 26 Nisan 1870 Salı günü, Darülmuallimat, Eğitim Bakanı Saffet Paşanın bir nutku ile açıldı. Açılışta, üst düzey eğitim yöneticileri ve memurları, okulun öğretmenleri ve öğrencileri hazır bulunmuşlardı.Eğitim Bakanı Saffet Paşanın nutku bir çok açıdan ilginç ve Türk eğitim tarihinin önemli bir belgesi olduğu için onu bugünkü dile aynen aktarmamız yararlı olacaktır : Yine Şubat 1870’te yayınlanan, bu kez Darülmuallimatta öğretmenlik yapacakları bulmaya yönelik bir ilân da ilginçtir “İşte, bundan böyle, gerek kız sıbyan, gerek kız Rüşdiye mekteplerine kadın öğretmenler yetiştirmek amacıyla bir Darülmuallimat kurulması gerekli olmuş ve bu husus Maarif-i Umumiye Nizamnamesinde yer almıştır. Bugün, uğurlu olması dileği ile açılışını yaptığımız bu okuldur. Daha sonra, Gayrimüslim kız mektepleri için de kadın öğretmenler yetiştirilmek üzere başka sınıflar da açılacak, ve gerekli öğretmenler sağlanacaktır
Açılacak Darülmuallimatta okutulacak derslerden Din, Osmanlıca, Ahlâk, Müsbet Bilimler, Matematik, Tarih, Coğrafya, Arapça, Farsça, Yazı (Sülüs ve Rik’a) öğretecek öğretmenlere ihtiyaç vardır. Öğretmenlere uygun miktarda maaş verilecektir. Kadınlardan ve olgunluk yaşına gelmiş erkeklerden öğretmenlik isteyenlerin müracaatları…”
Kaydolan 32 kişinin 8 Şubat 1870 günü Emsile, Amal-i Erbaa, Coğrafya, İmlâ, Sülüs yazısı, Resim, Nakış, Hiyatiye’den sınavları yapıldı. Sınavda Eğitim Bakanı Saffet Paşa ve bazı üst düzey görevliler de bulunmuşlardı.
Dersleri
Darülmuallimatın ilk programında şu dersler bulunuyordu: Mebâdi-i Ulûm-ı Diniye ve Ahlâk, Kavâid-i Lisan ve İnşa, Hesap, Nakış ve Ameliyât-ı Hiyatiye, Resim, Hatt-ı Sülüs ve Nesih, Tarih-i Osmanî, Coğrafya. 1873-1874’te Rik’a yazısı ile bir yıl sonra da Müzik dersi kondu. Bu sonuncu ders başlangıçta, “öğrencilerin daha önemli ve yararlı derslerle ilgilenmelerini engeller” düşüncesi ile programa alınmamıştı
Öğretmen yetiştiren kurumlarda öğrencilerin öğretmenlik için gerekli meslekî dersleri ve eğitimi alarak yetişmeleri çok önem taşır. Bu nedenle, Darülmuallimatta bu alandaki gelişmeleri açıklamamız yararlı olacaktır:1869 Nizamnamesiyle, Darülmuallimatın Sıbyan şûbesine Usûl-i Tâlim dersi konmuşsa da 1870’de bu okul açılınca fiilen uygulanan programda böyle bir d
Usûl-i Tedris, yani Öğretim Yöntemi dersinin konması ve geliştirilmesinde ve kızların eğitiminde Ayşe Sıdıka Hanımın önemli bir yeri vardır. Ulemâdan bir zatın kızı olan Ayşe Sıdıka Hanım Beyoğlu’ndaki Zapyon Rum Kız Lisesinde okumuş ve Darülmuallimata Padişah Abdülhamit’in İradesiyle Coğrafya, Ahlâk, Elişleri öğretmeni olarak atanmıştı. Padişah, İradesinde, onun için “öğrendiğini ölünceye kadar vatandaşlarına öğretsin” diyordu. Ayşe Sıdıka Hanım, o sırada bu meslek okulunda Pedagoji dersinin olmamasını eksiklik olarak görmüş ve böyle bir dersin konması için Eğitim Bakanlığına öneride bulunmuştur. Bakanlık, bu öneriyi dikkate almış, Usûl-i Tedris dersini programa koyarak öğretmenliğini de Ayşe Sıdıka Hanıma vermiştir. O bu dersi beş yıl okuttuktan sonra 1897’de Usûl-i Tâlim ve Terbiye Dersleri başlığıyla bir de ders kitabını yazmıştır. Kitap, onun derslerinde okuttuğu bilgilerden ve BatıdBu bizde ilk eğitim bilimi kitaplarındandır. Özetle, Ayşe Sıdıka Hanım ilk kadın eğitim bilimci yazarımızdır. Sözü geçen kitabının ilk cümlesinde, “bir ülkenin uygarlığının ölçüsünün en doğru kıstası kadınların eğitimlerinin düzeyidir” der. Ayşe Sıdıka Hanım 1903’de ölmüştür.
Darülmuallimatın ilk kadın Müdürü kimdir ve ne zaman atanmıştır? Hicrî 1299 tarihli Devlet Salnamesi’ne göre Fatımatüzzehra Hanım Kasım 1881’de Müdür görünüyor. Bu onun az daha önce, muhtemelen 1880-1881 öğretim yılının içinde göreve atandığı anlamına geliyor. 1933’de İstanbul Kız Muallim Mektebi-Darülmuallimat-1870 başlığı ile yayınlanan eseri hazırlayanlar ise, Fatımatüzzehra Hanımın 1879-1880 ders yılında Müdürlük “yapmaya başladığını” yazarlar. Bu eseri 1933’te hazırlayanların o tarihte ilk ve sağlam bilgi ve belgelere ulaşmış oldukları düşünülebilir. Osman Ergin de bu kaynaktan yararlanmış ve 1879-1880 tarihini vermiştir.

Share
4.381 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

3+10 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Farkına Varmadan Yaşadıklarımız

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Ne kadar kıymetliymiş, denizin dalgalarını, gökyüzünün maviliğini izlemek. Ne kadar kıymetliymiş, sevdiklerine sarılabilmek, öpebilmek, onları ziyaret edebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, yağan yağmurda ıslanabilmek, rüzgârın kokusunu çekebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, sokaklarda, caddelerde gezinmek, amaçsızca yürümek. Ne kadar kıymetliymiş, korkmadan, tedirgin olmadan markete, alışverişe, pazara gidebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, kafeye, pastaneye, çay bahçesine oturup, bir çay kahve içebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, öksürebilmek, hapşırab...
  • Dolmuşculara Bir Çift Lafım Var!

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    65.000 Nüfuslu bir ilçede yaşıyoruz. Dolmuşçular bisiklet projesine itiraz ediyormuş ekmek kapılarına engel olur diye. Ben de şunu demek istiyorum dolmuşçuların ekmek kapısına engel oluyor diye özel araç kullanımını mı yasaklayalım ? Yok böyle bir dünya! 65.000 nüfuslu ilçede 30.000 araç var ve trafik sorunu var. Bu sorun gitgide artıyor. Bu sorunu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? 65.000 nüfuslu ilçede bisiklet kullanımı ne kadar etkiler ekmek kapısını. Neden alternatif ulaşım aracı hakkı verilmesin insanlara. Sadece dolmuşa bineceksiniz baş...
  • KARA VEYA EFSANE CUMA

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Kara Cuma ismini son yıllarda adını sıklıkla duymaktayız. Kara Cuma, adından da kolayca anlaşılabildiği gibi doğrudan ülkemiz kültürü ile ilgili özel günlerden biri olmadığını söyleyebiliriz. Öyleyse Kara Cuma (Black Friday) nedir? Kara Cuma, ABD'de başlayan ve Şükran Günü ile sıkı bağları bulunan bir gelenektir. Her yıl Kasım ayının dördüncü Perşembe gününde kutlanan Şükran Gününden sonraki Cuma günü, halk çarşı veya meydanlarda bulunan büyük mağazalara giderek alışveriş yapmaktadır. Bazı şirketler bu rutini kâra çevirmek ve daha çok ürün sat...
  • DEVELİ’DE İLK ÖĞRETİM KURUMLARI ve İLK ÖĞRETİM KADROSU-3

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Geçen hafta değerli eğitim tarihçimiz Prof.Dr.Yahya Akyüz'ün yazdığı Kız İlkokulları Tarihi Gelişimi hakkındaki mükemmel bir yazısından faydalanmış ve kısaltılarak sizlere derli toplu bir bilgi vermeye çalışmıştım. ”Eğitim Tarihçimiz” dedim, çünkü birde aynı isim ve soyadını taşıyan A.Ü.DTCF. Yeni Türk Edebiyatı öğretim üyelerinden Prof.Dr.Kenan Akyüz vardır ve benimde hocalarımdandır.” Modern okulculuğa, azınlıklar ile misyonerler bizde daha erken dönemlerde başlamışlardı. Hatta matbaalarıyla beraber ! Öyle ki, modern yetim haneler, iptid...