logo

Develi’de Bir Meczup: CELAL BABA

Çoğunlukla her beldenin, delisi de, meczubu da,velisi de buluna bilir!Bunlar o toplumun, renkli yaşama biçimleri dolayısıyla dikkat çekerler ! Kimisi normal insanı tedirgin eder,kimisini korkutur ve kimisini de huzura erdirir.Fakat bir gerçektir ki bu insanlar cemiyetin farklı kişileridir.İçinde bulundukları toplumun algısına göre de değerlendirilirler,

Develi’de deli de,meczup da,veliler de çok olmuştur.İşte meczuplar zümresinden olmak üzere yakın zamana kadar yaşayan biri de Develi ağzı ile Celal Baba’dır. Meczup kimi sözlüklere göre:”Tanrı aşkıyla aklını yitirmiş kişi veya cezbeye tutulmuş,kendisini aldırmış,kaptırmış,Allah savgisi ile cezbeye tutularak,kendinnden geçmiş,aklı başında olmayan hak aşığıdır.”

Meczupların ise bir de tasavvuf ehli tarafından tarifi vardır:”Allah’ın kendisine doğru çektiği,yüksek mertebelere ulaştırdığı kişi” dir.Kendisini 1964 yılından beri, tanımaya başlamıştım. Başında yamuk ve eğik duran şapkası, perişan hali, hele dilini ikide bir yılan gibi hareket ettirmesi, salyası vb.halleri beni hep ürkütmüştür. Bilhassa hoşlanmadığı kişilere karşı saldırgan hali ve hiç duymadığınız küfürler savurması beni gerçekten huzursuz etmiştir.

Yüksek tahsilde iken ,Develi’ye bir ziyarette bulunmuştum.Tebdil-i mekan.Günlerden Cuma idi.Namazı eda için meşhur Çarşı Camii’ne gitmiştik. Ne zaman teşbih dualarından sonra sıra cemaatın bireysel dua sırasına geldiği zaman birden, bizim bu meczub ayağ fırladı.Sırtını mihrabın sütununa dayadı ve öyle bir duaya başladı ki ,hayatımda halen bu derece etkili bir dua görmedim!Nerden buldun o kadar hikmet dolu sözleri.Gözyaşları sel.İnsanlar kendinden geçmiş bir halde ,hayır kalmadı.Hem kendi ağlıyor,hem de insanlar.Aman Allah’ım bu nasıl bir cezbe haliydi.O hali yaşadıktan sonra benim bu babaya bakışım değişmişti.

Celal Baba Develi’nin yerlisidir.Doğum ve ölüm tarihi belli değildir.Kimsesiz gelmiş ve garip gitmiş kişilerdendir.Yaygın adı:Keleş Ali’nin Celal’dir.

Onun halleri gibi ölümü de ibret aynasıdır.Öleceği zaman Everek Ulu Cami hocası Yaşar Hoca ve yanlarında bulunan Aşık Güzini’ye :ben öleceğim.Benim mezarım şurasıdır,der.

Yaşar Hoca:-Ulan deli,burada iki mezar var.Bunlar da bu camii yaptıran Zileli hayırsever Bay Ali ile eşidir, der.

Bizim ki ısrarla :Hayır bir de benim için yaptırmışlardır, diye cevap verir.İş inada biner.Camii’nin bahçesinde ulu bir ağaç gölgesinde bulunan iki mezarın üzerindeki topağı temizledikleri zaman gerçekten orada iki değil üç mezar olduğu görülür. Fakat bizimkinin bir vasiyeti daha vardır:Beni Cücün’lü Bettaş yıkayacak!.Der çeker, gider.

Aradan kısa bir geçtikten sonra Celil Baba vefat eder.İşin enteresan tarafı Cücün’de bulunan Cücünlü Bettaş” koşarak Ulu Cami Hocası Yaşar Hoca’yı bulur,görevini hatırlatır.Hoca şaşkınlık içerisindedir.Göz yaşları içerisinde hemen mevtayı alırlar ve Sarıkız’ın Seyit’in (Kapusuzlardan) evinde yıkarlar.Yoğun bir kalabalık ile hazırlanmış mezara defn edilir.

Hakkında biraz bilgi toplamak isterken Develi’li Güzini’den şu anlamlı bilgi geldi:İzmir’de bir hemşehrimiz karşısında Celal Baba’yı görünce şaşırır.Yanına yaklaşınca :

Dur,dur.Ben sana babandan mektup getirdim der.Alini koyun cebine sokar bir hayli zarfın olduğu demetin içinden hiç bakmadığı birini çıkarır ve muhatabına verdikten sonra hızla uzaklaşır.

Seyrânî Baba der ki: “Hor görme gönül ehlini-Define viranelerde bulunur.”Celal Baba da Develi gönül mimarlarından biri.Mekanı Cennet olsun.

Değerli dost Veli Altın Kaya’nın Mavi Boncuklu Cemil Baba ,Kayseri 2016 kitabını okuyunca ,bu samimi duygularımı da yazıya dökmek istedim. kitabını okuyunca ,bu samimi duygularımı da yazıya dökmek istedim.

Çağdaş Develi Gazetesi 4.12.2017

Share
2.999 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

9+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Farkına Varmadan Yaşadıklarımız

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Ne kadar kıymetliymiş, denizin dalgalarını, gökyüzünün maviliğini izlemek. Ne kadar kıymetliymiş, sevdiklerine sarılabilmek, öpebilmek, onları ziyaret edebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, yağan yağmurda ıslanabilmek, rüzgârın kokusunu çekebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, sokaklarda, caddelerde gezinmek, amaçsızca yürümek. Ne kadar kıymetliymiş, korkmadan, tedirgin olmadan markete, alışverişe, pazara gidebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, kafeye, pastaneye, çay bahçesine oturup, bir çay kahve içebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, öksürebilmek, hapşırab...
  • Dolmuşculara Bir Çift Lafım Var!

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    65.000 Nüfuslu bir ilçede yaşıyoruz. Dolmuşçular bisiklet projesine itiraz ediyormuş ekmek kapılarına engel olur diye. Ben de şunu demek istiyorum dolmuşçuların ekmek kapısına engel oluyor diye özel araç kullanımını mı yasaklayalım ? Yok böyle bir dünya! 65.000 nüfuslu ilçede 30.000 araç var ve trafik sorunu var. Bu sorun gitgide artıyor. Bu sorunu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? 65.000 nüfuslu ilçede bisiklet kullanımı ne kadar etkiler ekmek kapısını. Neden alternatif ulaşım aracı hakkı verilmesin insanlara. Sadece dolmuşa bineceksiniz baş...
  • KARA VEYA EFSANE CUMA

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Kara Cuma ismini son yıllarda adını sıklıkla duymaktayız. Kara Cuma, adından da kolayca anlaşılabildiği gibi doğrudan ülkemiz kültürü ile ilgili özel günlerden biri olmadığını söyleyebiliriz. Öyleyse Kara Cuma (Black Friday) nedir? Kara Cuma, ABD'de başlayan ve Şükran Günü ile sıkı bağları bulunan bir gelenektir. Her yıl Kasım ayının dördüncü Perşembe gününde kutlanan Şükran Gününden sonraki Cuma günü, halk çarşı veya meydanlarda bulunan büyük mağazalara giderek alışveriş yapmaktadır. Bazı şirketler bu rutini kâra çevirmek ve daha çok ürün sat...
  • DEVELİ’DE İLK ÖĞRETİM KURUMLARI ve İLK ÖĞRETİM KADROSU-3

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Geçen hafta değerli eğitim tarihçimiz Prof.Dr.Yahya Akyüz'ün yazdığı Kız İlkokulları Tarihi Gelişimi hakkındaki mükemmel bir yazısından faydalanmış ve kısaltılarak sizlere derli toplu bir bilgi vermeye çalışmıştım. ”Eğitim Tarihçimiz” dedim, çünkü birde aynı isim ve soyadını taşıyan A.Ü.DTCF. Yeni Türk Edebiyatı öğretim üyelerinden Prof.Dr.Kenan Akyüz vardır ve benimde hocalarımdandır.” Modern okulculuğa, azınlıklar ile misyonerler bizde daha erken dönemlerde başlamışlardı. Hatta matbaalarıyla beraber ! Öyle ki, modern yetim haneler, iptid...