logo

DEPREM HAFTASI

Doğal afetler, insanlara doğrudan zarar veren, maddi ve manevi hasara yol açan, can ve mal kaybına neden olan ve önlenemez olan afetlerdir. Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan enerji sonucunda meydana gelen titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yer yüzeyini sarsma olayına “DEPREM” denir.
Yurdumuz 1. Derecede oldukça etkin bir deprem kuşağı üzerinde yer almaktadır. Bu yüzden Türkiye’de hemen hemen her gün ufak veya şiddetli dahi olsa depremler meydana gelmektedir. Geçtiğimiz haftalarda Elazığ – Malatya’da yaşanan şiddetli depremin ardından Manisa, Ankara, Aydın ve İstanbul Silivri’de peş peşe yaşanan depremler bunlara örnektir.
Depremler insan hayatında yıkımlara yol açan doğal afetler arasındadır. Bu nedenle depremler çok sayıda insanımızın ölümüne, çok büyük maddi kayıplara yol açmaktadır. Bunun için depremle yaşamayı öğrenmek, depremin zararlarını en aza indirecek hazırlıkları yapmak zorundayız.
Deprem öncesinde yapılacak bazı şeyler vardır. Bunlar sağlam tesis ve bina inşa etmek, gevşek zeminli yerlerden uzak durmak, evlerimizde ve diğer yaşam alanlarımızda sallanan ve devrilebilecek eşyaları sabitlemek, deprem sırasında kullanabilecek tarzda hazır çanta bulundurmak ve deprem esnasında saklanabilecek yerler hazırlamaktır.
Deprem esnasında yapılacak şeyleri de şöyle sıralayabiliriz. Panik ve telaş daha kötü etki yapabileceğinden öncelikle sakin olmak ne yapacağını bilmek ilk maddedir. Daha sonra ilk sallantının geçmesini emniyetli bir yerde beklemek (Buzdolabı yanı, yatak altı, küçük tuvalet vs.) ve ilk sallantıyı müteakip açık alana çıkmaktır. Evi terk ederken gaz, elektrik, su gibi şeyleri kapatmak, bir süre dışarıda bulunacağını dikkate alarak üşümemek için battaniye, kalın giysi vb. şeyleri yanımıza almak önemlidir.
Her depremin büyüklüğü ve şiddeti aynı olmadığından depremlerin verdiği zarar da farklı olmaktadır. Depremin ne zaman ve hangi şiddetle olacağını bilemeyiz. Depreme yemekte, banyoda veya uykuda yakalanabiliriz. Her an için deprem olabileceğini düşünerek bir deprem planı hazırlamalıyız. Ancak deprem sırasında davranışların bulunduğumuz ortama göre değişeceğimizi de unutmamalıyız.
Ülkemizde her yıl, 1-7 Mart tarih aralığı “Deprem Haftası” olarak kutlanmaktadır. Deprem Haftasının amacı, dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunan ülkemizde, vatandaşlarımızın depreme karşı hazırlıklı olmasının sağlanmasıdır.
Depremler sismograf denilen araçlarla gözlemlenmekte ve kaydedilmektedir. Oldukça duyarlı olan bu gözlem araçları dünyanın en uzak köşesinde olan bir depremi bile kaydetme özelliklerine sahiptir.
Deprem ve afet gerçeği artık herkesin hem fikir olduğu ve bu konuda ortak eylem kapsamında çalışmalar yapılması gereken en önemli konulardan birisidir. Deprem bir gerçektir eninde sonunda birileri bu deprem gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalacaktır. Her daim depreme hazırlıklı olmak aynı zamanda bir vatandaşlık görevidir. Bu nedenle insan olarak mücadele için deprem eğitimi almak gerekir. Ayrıca kentsel dönüşüm deprem ile mücadelede en önemli faktör konumundadır.
Bizler deprem gerçeği ile yaşamak zorundayız. Depremleri önlemenin mümkün olmadığını, ancak zararlarını ortadan kaldırmanın veya azaltmanın bizim elimizde olduğu anlayışını toplumsal bilince çıkarmak önem taşımaktadır. Afetlere karşı sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamak bütün insanların hakkıdır. Bunu sağlamak da hükümetlerin ve yerel yönetimlerin görevidir.
Bu nedenle son dönemde bilim insanlarının yaptığı açıklamalar doğrultusunda deprem ile yaşamayı öğrenmeliyiz. Bu konuda ki bilgi ve örgütlenme eksikliğimizi bir an evvel gidermeliyiz. Bundan sonra meydana gelebilecek doğal felaketlerde çok daha az insan ve mal kaybıyla atlatılmasını temenni ediyorum.

Share
5.667 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

1+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Farkına Varmadan Yaşadıklarımız

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Ne kadar kıymetliymiş, denizin dalgalarını, gökyüzünün maviliğini izlemek. Ne kadar kıymetliymiş, sevdiklerine sarılabilmek, öpebilmek, onları ziyaret edebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, yağan yağmurda ıslanabilmek, rüzgârın kokusunu çekebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, sokaklarda, caddelerde gezinmek, amaçsızca yürümek. Ne kadar kıymetliymiş, korkmadan, tedirgin olmadan markete, alışverişe, pazara gidebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, kafeye, pastaneye, çay bahçesine oturup, bir çay kahve içebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, öksürebilmek, hapşırab...
  • Dolmuşculara Bir Çift Lafım Var!

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    65.000 Nüfuslu bir ilçede yaşıyoruz. Dolmuşçular bisiklet projesine itiraz ediyormuş ekmek kapılarına engel olur diye. Ben de şunu demek istiyorum dolmuşçuların ekmek kapısına engel oluyor diye özel araç kullanımını mı yasaklayalım ? Yok böyle bir dünya! 65.000 nüfuslu ilçede 30.000 araç var ve trafik sorunu var. Bu sorun gitgide artıyor. Bu sorunu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? 65.000 nüfuslu ilçede bisiklet kullanımı ne kadar etkiler ekmek kapısını. Neden alternatif ulaşım aracı hakkı verilmesin insanlara. Sadece dolmuşa bineceksiniz baş...
  • KARA VEYA EFSANE CUMA

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Kara Cuma ismini son yıllarda adını sıklıkla duymaktayız. Kara Cuma, adından da kolayca anlaşılabildiği gibi doğrudan ülkemiz kültürü ile ilgili özel günlerden biri olmadığını söyleyebiliriz. Öyleyse Kara Cuma (Black Friday) nedir? Kara Cuma, ABD'de başlayan ve Şükran Günü ile sıkı bağları bulunan bir gelenektir. Her yıl Kasım ayının dördüncü Perşembe gününde kutlanan Şükran Gününden sonraki Cuma günü, halk çarşı veya meydanlarda bulunan büyük mağazalara giderek alışveriş yapmaktadır. Bazı şirketler bu rutini kâra çevirmek ve daha çok ürün sat...
  • DEVELİ’DE İLK ÖĞRETİM KURUMLARI ve İLK ÖĞRETİM KADROSU-3

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Geçen hafta değerli eğitim tarihçimiz Prof.Dr.Yahya Akyüz'ün yazdığı Kız İlkokulları Tarihi Gelişimi hakkındaki mükemmel bir yazısından faydalanmış ve kısaltılarak sizlere derli toplu bir bilgi vermeye çalışmıştım. ”Eğitim Tarihçimiz” dedim, çünkü birde aynı isim ve soyadını taşıyan A.Ü.DTCF. Yeni Türk Edebiyatı öğretim üyelerinden Prof.Dr.Kenan Akyüz vardır ve benimde hocalarımdandır.” Modern okulculuğa, azınlıklar ile misyonerler bizde daha erken dönemlerde başlamışlardı. Hatta matbaalarıyla beraber ! Öyle ki, modern yetim haneler, iptid...