logo

Değerli Ablam Yıldız Coşkun Yeğenağa’nın Aziz Hatırasına

Develi Belediye Başkanımız (1927/1930) 4. Dönem Kayseri Milletvekilimiz, (1931) Merhum Osman Coşkun’un kızı ablamız, Develi ve Yöresi Kültür Dayanışma Derneğimizin değerli üyesi BABAM VE BEN Kitabının yazarı: “Yıldız Coşkun YEĞENAĞA” hanımefendi vefat etmiştir. Cenazesi 27.01.2020 ( Pazartesi Günü) öğle namazından sonra Zincirlikuyu Mezarlık Camiinden kaldırılarak Edirnekapı Şehitliğine annesinin kabrine defnedilecektir. Coşkun ailesine baş sağlığı dilerim. Ruhu şad mekânı cennet olsun.
Şatoya Benzeyen Coşkun Malikânesi
Merhum Osman Coşkun’un şatoya benzeyen evini ve yüksek duvarlar arasındaki adeta Cennetten bir köşe olan bahçesini, içindeki bin bir çeşit meyve ağaçlarını ve gülleri çocukluğumda hep merak ederdim; çünkü bu ev Aşağı Everek Yoğurt Pazarı’ndan Aygösten’e giderken sağda bizim bahçemizin karşısında, Dayıları Paşaların Cemil Amca’nın bahçesinin alt tarafındaydı. Aygösten’e giden yola kadar uzanırdı. Keşke Belediye bağışlandığında bu şatoya benzeyen evi restore ettirtip korumaya alsaydı. Develimizde bunu yapacak hayırseverlerimiz her zaman vardı. Zannediyorum Develi’nin kültür mirası evlerimiz gibi bu da yok olmak üzere.
Merhum Yıldız Hanım, babasının savaştan sonra ölünceye kadar yaşadıkları anıları yazmasa öğrenemeyecektik. Hatıratlar, kültürümüzün son parıltıları. O devir için bilgi ve belgeler sunuyor. Anılar, tabii ki yazmakla da bitmiyor, bu kitabın basılarak okuyucuya ulaşması gerekiyor. Yıldız Abla, son görüşmemizde dedem Kara Müftü ile babasının iyi bir dost olduğunu ve zaman zaman şakalarına bile şahit olduğunu anlattı. Bu kitaba sığmayanlar anıları ilerde bir başka kitabında sizlerle paylaşmaktan mutlu olacağım.
Babam Osman Coşkun ve Ben
Savaş bitmiş, işgal edilen vatan toprakları kurtulmuş, savaşan askerlerden hayatta kalanlar evlerine geri dönmeye başlamışlardı. Nuri Bey, yani babam Osman Coşkun, Develi Dağı’nı tırmanırken duyguları çelişkiliydi, mutlu olması gerekirken içini derin bir hüzün kaplamıştı. Evine kavuşmanın sevinci mi, yoksa geride bıraktığı savaşın acı günleri mi daha yoğundu? Üstelik ailesine kavuşunca acaba onu neler bekliyordu, kimler ölmüş, kimler kalmıştı? Sağ kalabilenler neler yaşamışlardı. Yokuşun yarısında durup geri döndü, heybetli Erciyes Dağı’nın eteklerinde uzanan kasabayı seyretti. Ne kadar çok severdi kasabasını. Temiz havayı derin derin içine çekti. Eve gitmekte acele etmiyordu. Adımlarını yavaşlattı. Kayaların siperli yerlerinde açan nergisleri, kır menekşelerini seyretti bir müddet, göçmen kuşların uçuşunu takip etti. Leylekler dönmüş olmalıydı.
Her ne kadar istemese de işte nihayet kapının önündeydi. İçeri girmek onu korkutuyordu. Daralan içini genişletmek istercesine derin bir nefes aldı ve yavaş yavaş iki kere tokmağı vurdu. Sanki onu kapının arkasında bekleyen biri varmış gibi tahta kapı ağır ağır gıcırdayarak açıldı. Sekiz, dokuz yaşlarında tombul, güzel bir kız çocuğu şaşkın şaşkın ona baktı, sonra hızla içeriye doğru koşmaya başladı. Osman taş avluya girince ocakta yanan meşe odunlarının etrafı saran duman kokusunu hissetti, özlemle içine çekti:
-Nihayet, diye fısıldadı. Fakat neyin nihayetiydi bu, savaş acılarının bitmesi mi, nihayet ailesine kavuşması mı? Bilemedi. Belki huzura attığı ilk adımdı. Bu cümlelerle başlıyor, Babam Osman Coşkun ve Ben.

Merhum Babam ve Annemin Aziz Ruhlarına İthaf Ediyorum

Yıldız Coşkun Yeğenağa bu kitabı “Babam Osman Coşkun ve annem Nîretül-İkbal’in aziz ruhlarına ithaf ediyorum” diyor ve neden yazdığını şöyle anlatıyor; Babamın Milli Mücadele yıllarına dair anılarından oluşan “İkinci Ergenekon” adlı hatıra kitabının ikinci baskısından sonra bazı tanıdıklar bana bunun devamını yaz diye ısrar ettiler. Osman Coşkun’un örnek alınması gereken bir hayatı vardı. Babamın hikâyesinde hepimiz vardık. Bizleri de anlatmadan hikâye tamam olamazdı. Hepimiz onun bir parçasıydık. Bizde herkes gibi acıyı ve mutluluğu bir arada yaşadık. Biz de güldük ve ağladık. Sevildik ihanete uğradık. Elime kalemi alırken bazılarını kızdıracağımı bilsem bile, hep gerçekleri yazacağıma dair kendime söz vermiştim.
Babam, Osman Coşkun yaşamı örnek alınacak bir kişiydi. Altmış altı yıllık hayat çizgisinde attığı her adım onun gururla yürüyüşünden izler taşır. Coşkun’un yaptığı iyilikler hudutsuzdur. Ölümünden elli yıl sonra kitabı yayınlanınca getirdiği ses bunun örneğidir.
Çevresindekini doyurmadan o doymazdı, başkalarını güldürmeden o gülmeyi suç sayardı. Her hastanın başucunda o bulunurdu. Kendisine kötülük yapanlara bile kapısı açıktı. “Dost gelirse geri dönmesin, düşman gelirse dost olalım” düşüncesiyle evinin, bahçesinin kapısını hep açık tutardı.
Gençlere değer verirdi. Onların ülkelerine mükemmel bir şekilde kazandırılmaları için çevresinde toplar, uzun uzun konuşurdu. Develililer onunla gurur duydular. Belki bir elli yıl sonra bile hatırlayanları, ananları olacaktır. Bu arada Develi ve Develi Halkından bahsetmeden geçemezdim. O günün insanları, gelenekleri, yaşamaya, işitmeye değer olaylardı. Babamın hep söylediği “Yaşamak güzeldir, yaşamasını bilirsen” sözünü hiç unutamam.
Merhum Annem Niret-ül İkbal
Annemin çok güzel çiftetelli oynadığı dillerde dolaşırdı. Öyle her zaman oynamazmış. Genç kızlığında arkadaş topluluklarında; annem keman, teyzem ud, Mükerrem Hanım piyano, bir arkadaşları (galiba o Develi’ye gelen bir memurun kızıymış) kanun, Şefika halam da tef çalar eğlenirlermiş.
Annem oyuna en son kalkarmış. Babamın, oynaması için ona özel tahta kaşıklar yaptırdığı anlatılırdı. Ben annemi tek bir kere oynarken gördüm; Ali’nin sünnet düğününde. O gece Develi’deki büyük salon epey kalabalıktı, fakat yabancı yoktu. Herkes gülüp oynuyor, eğleniyordu. Annemin de oynamasını istediler. Annemin arkasında uzun bir elbise vardı. Zaten evde hep uzun elbiseler giyerdi. Nîretül’ün oynaması diğerlerine benzemiyordu. Kollarını yana açmış zarif hareketlerle sanki yürümüyor, yerde kayıyor gibi salonun bir ucundan öbür ucuna akıyor, gidip geliyordu. Bir tür Kafkas oyununa benziyordu. Omuzlarına dökülen pırıl pırıl dalgalı saçlarını öyle güzel sallıyordu ki, herkes nefesini tutmuş onu seyrediyordu. Ah güzel anacığım! Bu oyunları sen nereden öğrendin? Sen bu dünyaya gelmiş ender bir kişiydin. Kayınpederim bir gün bana: “Tanrı bir kulunu kusursuz yaratırsa, onu yok edip tekrar yaratırmış” demişti. Tanrım! Annemi bu kadar mükemmel yarattığın için mi erken aldın.
Ben babamı çok severdim. Osman Coşkun, sen ne büyük bir insandın. Altmış altı yaşına kadar yaşadın. Bu pek uzun bir ömür değil, ama sen bu altmış altı yıla yüz yılı sığdırdın. Bir günün bile boş geçmedi. Yaşamayı severdin. Benim için en büyük mutluluk Osman Coşkun’un kızı olmamdır. Sevgili babam, seninle gurur duydum.
Biz de sizinle gurur duyduk Ruhun şad, mekânın Cennet olsun. Değerli ablam Yıldız Coşkun Yeğenağa.

Çağdaş Develi Gazetesi, 31 Ocak 2020, Sayfa 7

Share
2.196 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

9+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • DEVELİ’Lİ ESİRLER

    03 Nisan 2020 Köşe Yazarları

    Develi’nin, son Osmanlı devrinin bütün savaşlarında şerefle görev almış,çok da şehit vermiştir!Bu konuda yavaş yavaş hatırı sayılır,savaş hatıraları, esaret hayatları ve cephe mektupları yayınlanmaya başladı. Savaşın bir yüzü şehitlerimiz ise diğer yüzü de esirlerdir. Bizim Develi’de bildiğimiz kadarıyla Peygamberimiz aguşuna koşan şehitlerimiz kadar, Develi’li esirlerimiz de vardır. Bu esirlerimiz içerisinde öyleleri vardır ki , esaretten kurtulduktan sonra da bu sefer İstiklal Harbi’ne koşmuşlardır! Bu kısa yazımızda bahsetmeye çalışaca...
  • Panik Yapmadan Hayata Tutunalım

    03 Nisan 2020 Köşe Yazarları

    Tarih boyunca çok büyük salgınlar oldu. Salgınlar aniden ortaya çıkıp, hızla yayıldı ve bir süre sonra inişe geçerek bitti. Ancak arkasında bıraktığı ölümlerin dışında ülkelerin ekonomik ve sosyal yapılarında çok büyük tahribatlar yaptı. Bu yaşadığımız durum dünyanın son asırlarda yaşadığı en büyük buhran. Buna dikkat ederek aldığımız önlemleri öncelik sırasına göre artırmamız lazım. Salgın geçtiğinde tutunacağımız bir hayatın olması gerekiyor. 1- Sanki gökyüzünde Azrail var ve dışarı çakan herkesi öldürüyor gibi bir havaya girildi. Böyle bir...
  • EN TEHLİKELİ VİRÜS VE SALGINLAR

    03 Nisan 2020 Köşe Yazarları

    Son yıllarda yaşanan salgın hastalıklar binlerce insanın hayatını kaybetmesine ve on binlerce insanında hastalığa yakalanmasına neden olmuştur. 2019 yılının sonlarında Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan korona virüs (Covid-19), Türkiye'de de yayılmaya başladı. Son yılların en büyük virüs salgınlarından biri olan korona virüs ile ilgili henüz bir ilaç ve aşı geliştirilmedi. Ancak, dünyadaki bilim insanları ve doktorlar, korona virüsle ilgili çalışmalarını sürdürmektedir. Son zamanların en büyük virüs salgınlarından biri olan Korona virüsün h...
  • 1 NİSAN ŞAKASI NEDİR?

    27 Mart 2020 Köşe Yazarları

    Her yıl 1 Nisan tarihinde sevdiklerimize, tanıdıklarımıza çeşitli şakalar yapar ya da şakalarına maruz kalırız. Hemen hepimiz hayatında en az bir kere yaptığı ya da en az bire maruz kaldığı Nisan şakaları akıllarımızda yer etmiştir. Genellikle yapılan kişiye olmayan bir şeyi inandırmak amacıyla bu sert şakalar yapılmaktadır. Her yıl dünyanın birçok ülkesinde insanlar, 1 Nisan günü yüzlerce komik ya da tuhaf şakaların kurbanı olmakta ve bu şakalara yakınlarını kurban etmektedir. Üstelik bu 1 Nisan geleneği yüzyıllardır devam etmektedir. Peki, 1 ...