logo

BİR EVEREK NOSTALJİSİ

Develi ile ilgili anılarımı neden yazdığımı, geçmişe neden bu kadar önem verdiğimi merak eden okuyucularıma Winston Churchill’in şu güzel sözü hatırlatmak istiyorum. “Ne kadar geriye bakarsanız, o kadar ileriyi görürsünüz.” 2014 yılında bu yazımın Keşişin Havuzu gazete ve dergilerde yayınlandı. Sosyal medyada tekrar tıklanmaya başlayınca yeniden yayınlama ihtiyacını hissettim. Amacım güzellikleri paylaşmak.

“AZİZ GREGORİ HAVUZU”
Develi’nin (Everek) tek doğal havuzu, kayaların içinde oyularak yapılan kaynak suyunun, yine kayalar arasında çıkarak, aynı debide azalmadan ve çoğalmadan yıllardır kaynadığı bir membaı… Çocukluğumdan beri “Keyiş’in Havuzu” olarak bilinmiş günümüze kadar da öyle gelmiş. Keşiş (Papaz) Develi tabirinde Keyiş olarak değişmiştir. Ermeni kaynaklarında meyve bahçeleri ve bağlarla çevrili havuz, Yeğişe adlı Papaz tarafından restorasyonu yapılmış, adının da “Aziz Gregori Havuzu” olduğu, taşan sularla düşük kodlardaki bahçelerin sulandığı anlatılmaktadır.
Everek’in mahallesinden biri olan Fenese’de Ermeniler meyve ve şarap üretiminin yanı sıra ipekli dokumacılık ve halıcılıkla kuyumculuk, çömlekçilik, dericilik gibi zanaatlarla uğraşıyorlarmış. Bu civardaki Ermenilerin Türkçe konuşmaları ibadetlerini bile Türkçe yapmaları dikkat çekmektedir. Yıllar sonra rastladığım bir Ermeni vatandaşımızın kendini Develili olarak tanıtması da Develi’ye duyduğu özlemin bir kanıtıdır. Bülbülün altı kafeste ille de vatanım demesi gibi.
KEŞİŞ’İN HAVUZUNA ÇİMMEYE GİDİYORUZ
Çocukluk yıllarımızda Develili gençlerin yüzmeyi öğrendiği olimpik yüzme havuzumuz Keşiş’in Havuzuydu. İç çamaşırı, külotuyla giren mi istersiniz, şortu ile giren mi istersiniz, kimseye müdahale edilmezdi. Yüzme bilmeyenler – araba lastiği- şambrel getirip onunla yüzerlerdi. Eski günlerde bir iki giyinme yeri dışında kabin filan da yoktu. Havuzun suyu, o zamanın havuz işletmecisi Duran Ağa’nın söylediğine göre haftada bir gün havuzun suyu boşaltılır, yeniden doldurulurmuş. Havuza eskisi gibi bahçe kapısından girdikten sonra, aşağı yine aynı patika yoldan iniliyor. Yöredeki eski mağaralardan, tarihi dokudan eser kalmamış. İlibe Mahallesi’nde ki doğaya ve insanalar inat ayakta kalan birkaç mağarayı (in), eski konakları kesme taştan yapılan Develi Evleri’ni evleri saymazsak.
Kayalardan atlamak gösteri niteliği taşırdı. Çivileme atlayan mı istersiniz. Yoksa kafa üzerine balıklama atlayan mı istersiniz, bir yarış kıyasıya sürerdi. Fakat bunu da herkes cesaret edemezdi. 50 kuruşa bir gün akşama kadar yüzerdik. Suyun içine batırılmadan, su yutmadan geldiğimiz gün olmazdı.
Havuza Yukarı Fenese’den evler arasından gidildiği gibi, Çay Mahallesi’nden dereden bahçeler arasından gidilirdi. Çay mahallesindeki tabakhaneleri hatırlıyorum. Çocukluğumuzda havuza ağabeylerimizle birlikte dereden giderdik. Ailemiz yalnız göndermezdi. Bazen ailemizden izin alarak mahalleden arkadaşlarımızla ile yüzmeye- çimmeye- giderdik. Develide “çimmek” tabiri “yıkanmak” yerine kullanılır yöresel bir tabirdir.
Develide modern yeni havuzlar yapılsa da “Keşiş’in Havuzu” birkaç misli daha genişletilerek, o zamanki doğal güzelliğinden eser kalmamasına rağmen Develi Halkı’na diğer havuzlarla beraber hizmet vermeye devam ediyor.
ZİLE – ACISU VE KASAPSEYİT
Develide Keşiş ’in Havuzu gibi doğal bir havuz Zile’deki Acı su da vardı. Fakat yıllarda motorlu ulaşım araçları olmadığı için o Akif Ağanın kamyonu dışında araçla gitmek mümkün değildi. Var olan otobüslerde Ankara’ya sefer yapardı. Cembellinin Chavrolet uzun burunlu arabası daha sonra Magirus ve Man marka otomobiller geldi. Jeepler ise taksiler yerine kullanılırdı. Bir iki eski model takside bir süre Develide çalıştı.
Kasapseyit Belgeseli adlı yazımı okuyan Turan Aksu ağabey; geceleri kimse olmayınca yazın bunaltılı aşırı sıcak günlerinde Merhum Cemal Mavi ile birlikte Kasapseyitte çimerdik diye anlatmıştı.
Şimdi Kasapseyitten eser kalmamış. Çeşmenin kıymetini bilen mahalleli kalmadığı için bakımsızlıktan terkedilmiş ve harabeye dönmüş. Develinin tarihi eski evleri, mahalleleri, caddeleri, sokakları, kiliseleri, çeşmeleri ve bahçeleri kısaca yok ettiğimiz tarihi dokusu daha sonraki yazımın konusu olacak.
ELBİZ VE KÖŞKPINARDAKİ FERFENELER
İyi ki Elbiz ve Kırkpınar’ımız varmış. Köşkpınarda üzümleri dallarıyla birlikte keser kaynayan gözün içine daldırır buz gibi suda soğumasını beklerdik. Karaburcu ince kabuklu üzümlerimiz buz gibi kütür kütür olurdu.
Köşkpınarda Öğretmen Hasan Bey’in cevizinin altında hafta sonları misafirler ağırlanır. Buna da Develi tabiriyle “Ferfene” denirdi. Maviler Camiinin karşısındaki Merhum Uzun Mustafa’nın (Delak) fırınında pişen güveçler, bahçede yapılan bulgur pilavı, ayran ve salata ile birlikte afiyetle yenirdi. Ufacık bahçede oyunlar oynanır akşama kadar hoşça vakit geçirilirdi. Öğretmen Hasan Suyolcu’nun oğulları; Yücel Ağabey, Nafiz ağabey ve kızı Öğretmen Nimet abla Develi’nin güzel insanlarıydı.
MERHUM YÜCEL SUYOLCU’YU RAHMET ANIYORUM
Merhum Yücel Suyolcu; Develi ve Yöresi Kültür ve Dayanışma Derneğimizin bir dönem başkanlığını yaptı. İstanbul’daki Develilere önder olmuş müteşebbis çok değerli bir işadamıydı. Dernek yönetim kurulu olarak son günlerinde hasta yattığı Kartal Devlet Hastanesi’nde ziyaret ettik. Cenazesinde de bulunduk, Küçükyalı Mezarlığındaki ebedi istiratgâhına hemşerilerimizle birlikte yolcu ettik. Makamı cennet olsun. Öldükten sonrada hayırla anılmak, adam gibi adam olmak ve unutulmamak herkese nasip olmaz. Gök kubbede hoş bir seda bırakmak ne güzel.
Nafiz Suyolcu; lise yıllarımızda kantin işletir, aldığımız dosya kâğıdının parası beş kuruşu tahsil etmeden yakamızı bırakmazdı. Esnaf olacağı o zamandan belliydi. Evlerinin önünde ders kitabı, fotoroman, teksas, tommiks ve eski her türlü kitap alır satardı. Merdivene oturan çocuklara kitabı kiraya vererek okuturdu. Eski yokluk günlerimizde olsa da okumayı teşvik için bence çok anlamlıydı. Nafiz Ağabey, karakteristik kişiliğe sahip, sempatik tavırlarıyla herkesin sevdiği, samimi ve güler yüzlü sevecen bir insandı. Hatırımda kalan ve bendeki bıraktığı izlenimler bu.
EPÇELİ ASKER HOCA’MIN ANISINA
Geçmişimi araştırmasam belki hiç yazmayacaktım. Yazılarımı okuyan bir arkadaşım kendi ailemi yazdığımı söyledi. Develi’deki bütün iz bırakan insanların hepsi benim ailemdir.
Kayseri’den Mustafa Ağca Ağabeyim aradı (babamı) “Epçeli Asker Hocayı” ne zaman yazacaksın diye. Çarşı Caminin müezzini bizlere “elifba ve namazlık” sureler öğreten Asker Hocamızı rahmetle anıyorum. Bilgi ve belge ulaştığında, hepsini anacağım ve yazacağım. Ahmet İslamoğlu Hocamı, Fıraktınlı Asker Hocamı, Çarşı Camiinin İmam Mehmet Aslantürk Hocamı, Müezzini Mehmet Hafızı, Develiye hizmet eden Dişçi İbrahim Avcıyı, Doktor Ziyaettin ve Hüseyin Ağabeyleri, Develinin güzel insanları; Deli İbrahim’i, Dını’nın Hacıyı, Kozanın Kazım’ı, Süpürgeci Adnan Köstelekoğlunu, Meczup Celal’i, Abdulbaki’nin Irzayı, Fotoğrafçı Halil İnceyi, Doğanı, Ramazanı, Dondurmacı Ali Kabadayıyı, Develi’nin Sinemacılar; Naci, Muharrem ve Cezmi Kulak’ı, Mustafa ve Ahmet Dandik’i, Gürbüz Yurtgüven’i, Makinistler Aziz Ustanın Ali’yi, Cemil Usta’yı, Kayserili Kahraman’ı, Lise Hocalarım; Coğrafya Hocam Mediha Gökçen (Kapusuz) Hanımı, Edebiyat Hocamız Mahir Tevfik Hocaoğlu’nu, Öner Güney, Salih Karakebelioğlu, İsmail Bakır, Ahmet Yalçın, İlkokul hocalarım; Merhum Mustafa Tüysüz, Necati Tarhan, Mehmet Çatbaş, Taki Cebeci’yi andığım gibi. Develide iz bırakan topluma mal olmuş, isimleri unutulmuş, kadirşinas insanları saygıyla bir kez daha yâd ediyorum.
Nostaljiye Develili şairin Keyiş’in Havuzu için yazdığı dörtlükle nihayet veriyorum.
Keşiş’in havuzu, Elbiz’in suyu
Dağ ile çevrilmiş, yeşildir kıyı
Görünür ovalar, Sindelin köyü
Bunun için derler, Yeşil Develi

Not:Yazarın yazısındaki resimler için aşağıdaki link kullanınız, resimleri büyütmek için tekrar üzerine tıklayınız.

Çağdaş Develi Gazetesi, 02 Haziran 2017, Sayfa 7

Share
951 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

3+7 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Farkına Varmadan Yaşadıklarımız

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Ne kadar kıymetliymiş, denizin dalgalarını, gökyüzünün maviliğini izlemek. Ne kadar kıymetliymiş, sevdiklerine sarılabilmek, öpebilmek, onları ziyaret edebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, yağan yağmurda ıslanabilmek, rüzgârın kokusunu çekebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, sokaklarda, caddelerde gezinmek, amaçsızca yürümek. Ne kadar kıymetliymiş, korkmadan, tedirgin olmadan markete, alışverişe, pazara gidebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, kafeye, pastaneye, çay bahçesine oturup, bir çay kahve içebilmek. Ne kadar kıymetliymiş, öksürebilmek, hapşırab...
  • Dolmuşculara Bir Çift Lafım Var!

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    65.000 Nüfuslu bir ilçede yaşıyoruz. Dolmuşçular bisiklet projesine itiraz ediyormuş ekmek kapılarına engel olur diye. Ben de şunu demek istiyorum dolmuşçuların ekmek kapısına engel oluyor diye özel araç kullanımını mı yasaklayalım ? Yok böyle bir dünya! 65.000 nüfuslu ilçede 30.000 araç var ve trafik sorunu var. Bu sorun gitgide artıyor. Bu sorunu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? 65.000 nüfuslu ilçede bisiklet kullanımı ne kadar etkiler ekmek kapısını. Neden alternatif ulaşım aracı hakkı verilmesin insanlara. Sadece dolmuşa bineceksiniz baş...
  • KARA VEYA EFSANE CUMA

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Kara Cuma ismini son yıllarda adını sıklıkla duymaktayız. Kara Cuma, adından da kolayca anlaşılabildiği gibi doğrudan ülkemiz kültürü ile ilgili özel günlerden biri olmadığını söyleyebiliriz. Öyleyse Kara Cuma (Black Friday) nedir? Kara Cuma, ABD'de başlayan ve Şükran Günü ile sıkı bağları bulunan bir gelenektir. Her yıl Kasım ayının dördüncü Perşembe gününde kutlanan Şükran Gününden sonraki Cuma günü, halk çarşı veya meydanlarda bulunan büyük mağazalara giderek alışveriş yapmaktadır. Bazı şirketler bu rutini kâra çevirmek ve daha çok ürün sat...
  • DEVELİ’DE İLK ÖĞRETİM KURUMLARI ve İLK ÖĞRETİM KADROSU-3

    27 Kasım 2020 Köşe Yazarları

    Geçen hafta değerli eğitim tarihçimiz Prof.Dr.Yahya Akyüz'ün yazdığı Kız İlkokulları Tarihi Gelişimi hakkındaki mükemmel bir yazısından faydalanmış ve kısaltılarak sizlere derli toplu bir bilgi vermeye çalışmıştım. ”Eğitim Tarihçimiz” dedim, çünkü birde aynı isim ve soyadını taşıyan A.Ü.DTCF. Yeni Türk Edebiyatı öğretim üyelerinden Prof.Dr.Kenan Akyüz vardır ve benimde hocalarımdandır.” Modern okulculuğa, azınlıklar ile misyonerler bizde daha erken dönemlerde başlamışlardı. Hatta matbaalarıyla beraber ! Öyle ki, modern yetim haneler, iptid...