logo

AZİZ MAHMUT HÜDAYİ HAZRETLERİ

“Sağlığında bizi, vefatımızdan sonra kabrimizi ziyaret edenler ve türbemizin önünden geçtiğinde FATİHA okuyanlar bizimdir. Bizi sevenler denizde boğulmasın ahir ömürlerinde fakirlik çekmesin, imanlarını kurtarmadıkça göçmesin.”
Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri: 1541 yılında Şereflikoçhisar’da da doğdu. Çocukluğu Sivrihisar’da geçti. Medrese eğitimini İstanbul’da tamamladı. Edirne, Mısır, Şam, ve Bursa’da kadılık ve müderrislik Yaptı. Bursa’daki Muhyiddin Uftade Hazretlerinin müridi ve halifesi oldu. 1628 yılında Üsküdar’da 92 yaşında vefat etmiş, cenazesi büyük bir merasimle kaldırılmıştır. Kabri yaptırdığı camiinin bahçesindedir.
*Bursa’da Kadı olarak bulunduğu zamanda bir şahsın hanımının boşanma isteği ile huzuruna gelmesi ile tasavvuf hayatı başlar. Bu kadın efendisinin her sene Hacca gitmeye niyet ettiği halde gitmediğini, bütün mahalle kadınlarının hacı hanımı olduğunu, bu sene yemin ile bu işe söz verdiğini ve gitmediği takdirde kendisini boşayacağına yemin ettiğini söyler ve boşanmayı talep eder.Hakikaten de o sene hacca gidemezse yuvası dağılacaktır. Dostlarından biri “Üftade Hazretlerine git” der. Bunun üzerine Üftadae Hazretleri’ne giderek halini arz eder. Üftade Hazretleri de;”Eskici Mehmed Dede’ye git, selamımı söyle seni bu sene hacca götürsün” Der. Eskici Mehmed Baba gelen bu şahsı dükkânına alır, zaman içinde hacca götürüp getirir. Hacı kafileleri dönmeye başlar, bu kimsenin hac farizasını yerine getirirken konuşup buluştuğu Bursalı hacıların şahitlikleri ile boşanma isteği ret edilir.
*Kadı Aziz Mahmut Hudayi, bu olaya ziyadesiyle hayret eder, o kimseyi gizlice huzura alıp işin aslını öğrenir. Eskici Mehmet Dede’ye giderek intisap etmek ister. O da kendisini Üftade Hazretleri’ne gönderir. Üftade Hazretleri’nin ciğer ve işkembe alıp sattıktan sonra kabul edebileceğini söylemesi üzerine malını, mülkünü dağıtır. Maddi manevi ulaştığı şöhreti bir anda ayaklar altına alır. Hâkim elbisesi ile ciğer ve işkembeleri Bursa’nın ana caddelerinde satarak, benlik gurur, kibir gibi zararlı duygulardan kurtulur. Ruhunu temizler, çok çetin bir imtihandan sonra 1576 yılında Muhyiddin Üftade Hazretlerine intisap eder. Üç yıl içinde tasavvuf, tevhid ilmini tamamlar. Dünya malına, süsüne değer vermeyen, aza kanaat eden, ömrünün sonuna kadar kendisini, insanlara irşada ve Hakka davet etmeye adayan olgun bir insan olur. Sonunda kendi de irşadla görevlendirilir. Nefsini silah etmeyen bir kimsenin başkasını irşad etmesinin mümkün olmadığını analar.
*Üftade Hazretlerinin abdest suyunu ısıtmakla görevlendirilir. Bir sabah uyuyakalır ne yapacağını şaşırır, vakit yaklaşmıştır. Dergah avlusundaki çeşmeden ibriği doldurup, kalbinin üzerine koyar. Kalbinin küt küt atışları ile su eskisinden daha çok ısınır. Üftade Hazretlerinin eline döker, şeyhin elleri yanar. Azizim sen bu suyu nerede ısıttın? Der.Hüdai Hazretleri cevap verir. ”Şeyhime malumdur.”
Azizim, ben sana suyu kömür ateşinde ısıt dedim, gönül ateşinde ısıt demedim. Aşkının ateşi ile ellerimi yaktın. Aziz olasın” demesi üzerine isminin başına bir de Aziz ilave edilmiştir. Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri 30 senelik yolu üç sene gibi kısa bir zamanda alan bir Allah dostudur.
*Üftade Hazretleri müritleri ile yemek yerken sofraya pilav konulduğunda “Şimdi bağdan taze üzüm olsa bu pilavla ne güzel olur” deyince dervişler birbirlerine bakarlar, mevsim kışın en acımasız günleri, üzümün yaşını değil kurusunu bile bulmak mümkün değildir.
Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri. “müsaade ederseniz bu arzunuzu yerine getireyim”Der. Üftade Hazretleri “Memnun olurum” cevabını verir. Doğru ışıklar semtine gider, sepetini taze beyaz ve kara üzümlerle doldurur. Kolunda üzüm dolu bir sepetle geldiğini görünce hayrete düşerler. Anlar ki Şeyhin emri Allah Teâlâ’nın emridir. Kışları bahara, karları bağlara çevirir. “Şimdi Hüdayı buldun buyururlar” ve bundan böyle adı “Aziz Mahmud Hüdayi” olmuştur. ”İstanbul’a git ,o büyük şehri senin gibi mana erenine muhtaçdır” diyerek İstanbul’a gitmesine işaret etmiş, bu işareti üzerine Üsküdar’a gelmiştir. Dergâhı her zümreden insanlarla dolup taşmıştır. Zamanın padişahlarının hürmetini kazanmış ve bu sebepten “Padişahlar Şeyhi” de denir.
Dünyaca Mavi Cami diye tanına Sultan Ahmet Camii’nin temel atma töreninde duayı Aziz Mahmud Hudayi Hazretleri yapmıştır. Yapımı tamamlandıktan sonra da her ayın Pazartesi günleri vaaz etmeye başlamıştır. Sultananmet Camii açıldığında ilk hutbeyi de o okudu. Sohbetine katılan ve tekkesine gelenler arasında vüzeradan, ümeradan ve ulemadan büyük şahsiyetler bulunduğu; 3. Murad, 1. Ahmed, 2. Osman, 4. Murad gibi padişahların kendisine son derece hürmet gösterdiği ve yedi padişah devrinde mânevî rehberlik yaptığı belirtilmektedir.
*Azizi Mahmut Hüdayi Hazretleri sarayda abdest alırken Padişah Sultan Ahmed abdest suyunu döküyor, haremi sultan da havlusunu tutuyormuş. Sultanın gönlünden “biz bu zata hizmet ediyoruz amma acaba mana âleminde hakikaten bir mevkii, bir rütbesi var mı?” diye geçmiş.
Hüdai Hazretleri; “Ahmed suyu dikkatli dök, eğer bizde Hakkın bir şeysi olmasa idi ne sen suyumu döker, nede haremin havlumu tutardı.” Diye buyurmuştur.
*İstanbul’da veba salgını vardır. Öyle ki ölü sayısı günde 200 ulaşmış! Halktan bir grup toplanıp Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin huzuruna gitmişler. Ondan bu hususta himmetini (ilgisini ve yardımını) istemişler. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri (K.S) gelenlere, -“Bu gibi işlere karışmak meşrebimize uygun değildir” demiş. Gelen halk topluluğu ısrar edip yalvarıp, yakarmışlar. – Bizim bir şey elde edemeden ayrılmamız sizin şanınıza yakışırsa gidelim, demişler. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri de – dayanamayıp, gelenlere, -“Karaca Ahmed Kabristanı’na gidiniz; falan yerdeki servinin altında Hasır (Puş) Örten Dede (hasıra sarılıp yatan) adında bir kimse yatar, O’na başvurunuz; müracaatınız kabul edilmezse bizden selam söyleyiniz” demiş. Müracaatçılar gidip Hasır Puş Dede’ye durumu anlatmışlar fakat reddedilmişler. İhtiyar adama Hüdayi’nin selamını söyleyince, -“Bugün bir kişinin (daha) cenaze namazı kılınsın (sonra) hastalık son bulsun!” demiş. O günden sonra veba salgını son bulmuş.
* Sultan Ahmed Han bir gece rüyasında sefere çıkmak için hazırlandığını görür. Atına biner; hareket etmek isterken sırtüstü yere düşer. Ürperti ile uykudan uyanır. Kime sorarsa, (kendisini) tatmin ve teskin edici bir yorum alamaz. Padişaha, Üsküdar’da Rum Mehmed Paşa Camii civarında oturan Aziz Mahmud Hüdai isimli değerli bir şahsiyetin yaşadığını, belki Onun bu rüyayı tabir edebileceğini söylerler.
Padişah, rüyasını yazar; kapalı bir zarf içinde özel ulakla (güvenilir bir saray adamı tarafından) Aziz Mahmud Hüdayi’ye gönderir. Ulak gelip kapıyı çalar; kapıyı Aziz Mahmud Hüdayi açar. Haberci elindeki zarfı öper, başına kor ve Hüdayi’ye uzatır; bu mektubu padişahın gönderdiğini, cevap beklediğini söyler.
Hüdayi zarfı alır, öper, başına kor (bu bir tür merasimdir) ve mektubu açmadan, gelen haberciye bir mektup zarfı uzatır: “Efendimizin rüyalarının tabiri (mektubu göstererek) burada açıklanmıştır” der. Durum padişaha aynen aktarılınca, sultan, Hüdayi’ye yapmış olduğu rüya tevili (yorumu) için 1000 altın hediye gönderir. Aziz Mahmud’un hanımı (o gün) darlıktan, yoksulluktan, kadılığı bırakmasının hata olduğundan, bütün ailenin maddi sıkıntı çektiğinden şikâyet etmiştir.
Padişahın özel ulağı 1000 altınlık hediyeyi getirip, Hüdayi’nin kapısını çalınca, Aziz Mahmud kapıyı açmaya gitmez, hanımına hitaben, “Beklediğin ve arzu ettiğin dünyalık geldi; git al!” diyerek o günkü ikinci kerametini göstermiş olur.
Padişahın rüyasının tabirinde, Allah’ın C.C, yeryüzünü (yani arzı) en güçlü varlık olarak yarattığını, padişahın sırtının yerle temasının iki kuvvetin birleşmesi anlamına geldiğini, Allah’a C.C dayanarak ve güvenerek hareket ederlerse padişahın zafer kazanacağının muhakkak olduğunu ifade etmiştir.
Hüdâyî Hazretleri’nin pek meşhûr olan kerâmetlerinden biri de, gâyet fırtınalı bir havada hiçbir kayıkçının denize açılamadığı bir zamanda kendi kayığına atlayıp birkaç müridiyle Üsküdar’dan sâlim bir şekilde karşıya geçmesidir. Allâh Teâlâ’nın izniyle kayığın takip ettiği yol, gâyet süt liman olmuş ve dört bir yanda şâha kalkmış dalgalar bu Allâh dostunun kayığına hiçbir zarar vermemişti.
Hâlen Üsküdar ile Sarayburnu arasındaki bu yola “Hüdâyî Yolu” denir. Bilen kayıkçılar, şiddetli fırtınalarda bu yolu takip ederler. Bu durum, Hüdâyî Hazretleri’nin günümüze kadar uzanan bâriz bir kerâmetidir. Nitekim bugün bile lodoslu havalarda Boğaz vapur seferlerinin sadece Üsküdar-Eminönü hattında yapılabilmesi, oldukça düşündürücüdür.
Kerametlerine dair birçok kıssa vardır. Ama gazetemizde bana ayrılan yerimiz müsait olmadığı için yer veremiyoruz.
Allah’ın sevgili dostunun türbesi günün her saatinde ziyaret edilmektedir. Yedisi Türkçe Otuz eser yazdı. Ziyaret eden herkesin manevi havasından etkilendiği, şükür namazı kıldığı Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı Kuran Kursu ve Kurban hizmetlerine ,ihtiyaç sahiplerine iaşe yardımlarına yurt içinde ve yurt dışında devam etmektedir.
Hüdayi Hazretlerinin sözleri:
– Şu rahmete bakın ki insanlar bütün azalarıyla günah işlerken sadece diliyle yaptığı tövbeyle affolunuyor. Bir kimse dilini yersiz sözlerden korursa Allah Teâla ona mutlaka diğer amellerini düzeltmesini ihsan eder.
Ey Oğul!
Bir mecliste bulunduğun zaman az konuş. Sana sorulmayan şeylere cevap verme. Bir şey sorulursa, cevabını bilmiyorsan bilmiyorum de. Bilmediğine bilmiyorum demek ilmin yarısıdır. Eğer cevabını biliyorsan, kısa cevap ver, sözü uzatma. Kendini beğenerek en başa en yukarı oturma. Mecliste bulunanlara imtihan için bir şey sorma, onlarla münazara ve münakaşa etme. Edebe çok riayet eyle, edepsizlik her zaman ve her yerde yasak ve sevimsizdir. Her yerin kendine mahsus bir edebi vardır. Arkadaşlarına cömertlik et ve iyi muamelede bulun. Allahu Teâlâ’nın rızasına kavuşmak yolunda senin önüne ve yoluna bir şey engel olursa onu terkeyle (o engeli geç). Dünya ve dünya nimetleri hayaldir. Gök kubbesi altında hiçbir şey aynı hal üzerine kalmaz, hep değişir, onun için dünya malına makamına ve dünya hayatına güvenme. Ey oğul! Biz bu dünyada misafiriz, yolcuyuz. Sonunda ayrılıp gideceğiz. Sıkıntın varsa üzülme. Bir an sonra ne olacağımız belli değildir.

Çağdaş Develi Gazetesi, 22 Mayıs 2020, Sayfa 7

Share
9.150 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

10+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İstanbul Develi ve Yöresi Derneğimizde Başkan Muzaffer AKSU Dönemi: (21.04.1996-25.11.2001)

    09 Nisan 2021 Köşe Yazarları

    İstanbul Develi ve Yöresi Derneğimizde Başkan Muzaffer AKSU Dönemi: ( 21.04.1996-25.11.2001) Yapılan olağan Genel Kurul toplantısı sonunda: Başkan; Muzaffer Aksu, 2. Başkan; Selim Develioğlu, Sekreter; Orhan Deveci, Muhasip; Mehmet Papak, Yönetim Kurulu Üyelerine; İhsan Bingöl, Mahir Sevimay, Hüseyin Eren, Orhan Deveci, Mahmut Gürcan seçildiler. Yeni görev bölümü Fatih Kaymakamlığı'na bildirildi. Dernek yetki belgeleri yeniden düzenlendi. Muhasip üye Mehmet Papak'a yetki belgesi çıkarıldı. Büyükçekmece'ye şube olarak verilen iznin genel k...
  • NEDEN PAYLAŞMALIYIZ?

    09 Nisan 2021 Köşe Yazarları

    İnsanların günlük hayatlarında maddi ve manevi açıdan paylaşabilecekleri pek çok değerleri vardır. Paylaşmak, insan olmanın gereğidir. İnsanlar hayatın akışı içerisinde birbirlerine sürekli ihtiyaç duyarlar. Paylaşmak, bir insanın herhangi bir sorununu veya mutluluğunu başka insanlara açması ve söylemesidir. Paylaşma, vereni yücelten, verileni değerli hissettiren kıymeti tartışılmaz bir değerdir. Paylaşmak denince akla ilk gelen şey, bizde olanı başkasına vermek onu bölüşmektedir. Bu sebeple paylaşma aynı zamanda yardımlaşmanın önemli bir parç...
  • BODRUM HÂKİMİ TÜRKÜSÜ ve Dr. Halil Atılgan

    09 Nisan 2021 Köşe Yazarları

    Tanpınar'ın deyimiyle “Türküler Türk'ün romanıdır.” Bu bakımdan TRT repertuarında 7500, Alman müzelerinde ise 60.000 türkü, oyun havası ve kaval nağmeleri vardır. Geniş dünya coğrafyasında at koşturan Türkler, feth ettikleri yerlerin coğrafyasında, oraların kültürü ve yaşama biçimlerinden hem etkilenmişler, hem de etkilemişlerdir. Bu sayede de sosyal yapılarına göre zengin nağmelerle türkü üretmişlerdir. Özellikle 19. Asırından başlarından beri çözülmeye başlayan Osmanlı Devleti'nde kaybedilen her vatan toprağı ve evlâd-ı fatihanın ıstırap...
  • İstanbul Develi ve Yöresi Derneğimizde Yücel Suyolcu Dönemi (07.01.1992-12.12.1993)

    01 Nisan 2021 Köşe Yazarları

    Derneğimizin bu konuma gelmesinde büyük emeği olan Başkanlarımızı hayırla yâd ediyorum. O günün şartlarına göre hizmet eden değerli Başkanlarımız başımızın tacıdır. Derneğimizin bu günlere gelmesinde onların payı büyüktür. Yücel Suyolcu ağabey, Başkanlık nöbetini Hüseyin Setenci ağabeyden devir alarak bayrağı daha yükseklere taşımıştır. Bu dönemde dernek merkezimiz ilk kez kendine ait bir mülke sahip oldu. Bu da başkanımıza nasip olmuştur. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Genel Kurul Toplantısı: Genel Kurul; en yaşlı üye Mehmet Kağıtçı'nın Div...