logo

İKİNCİ ABDÜLHAMİD HAN ve FİLİSTİN MESELESİ

34. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir.
Daha o zamanlar Yahudiler, Filistin’den toprak istemişlerdi; Doktor Theodor Herlz, 1896 yılında İstanbul’a gelerek, Polonyalı Kont Philippde Newlinski’nin delaletiyle padişahla görüşür ve Filistin karşılığında, padişaha 20.000.000 (yirmi milyon) sterlin vermeyi hatta Osmanlının bütün borçlarını ödemeyi teklif eder, daha da ileri giderek “Musevilerin etkin bir yardımı olmadan, mali sorunların çözümünde Osmanlı Devleti’nin bir başarı gösteremeyeceğini” vurgulamaktan da geri kalmaz.               
Theodor Herlz, huzurdan ayrıldıktan sonra, padişah, Newlinski’ye hitaben: “Eğer Bay Herlz, senin benim arkadaş olduğun gibi arkadaşın ise, ona söyle bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan benim değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne’de şehid düşmüşlerdir. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanlarında kalmışlardır. Türk İmparatorluğu bana aid değildir. Türk milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını vermem. Bırakalım, Museviler milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman, onlar, Filistin’i hiç karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat, yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade etmem.”Şeklinde kesin cevabını bildirmiştir.
Padişahlığı zamanında yıkılmak üzere olan devleti ayakta tutacak en iyi tedbir ne ise onları hiç tereddüt etmeden yerine getirdi ve yıkılmak üzere olan bir devleti tahtı elinden alınana kadar tam 33 (otuz üç) sene geciktirdi. Devrinde yapmış olduğu işleri, bazı aydın geçinen tabaka ve onların sözcüsü gibi çalışan İttihat Ve Terakki Cemiyeti hariç, herkes takdirle karşılıyordu. Aleyhine her türlü iftiralar en kötü isnatlar uyduruluyor ve Avrupa devletlerinin himayesinde yaşayan çeyrek aydın bile olamayanlar gazetelerinde, durmadan bu iftira ve isnatları yazıyorlardı. Hiç yılmadan ve bıkmadan, Devlet-i Aliyyeyi 33 (otuz üç) sene idare etti. Dünya savaşının çıkacağına inanıyor, çıktığında ise Osmanlı Devletini kurtaracak en önemli şeyin, ancak denizlerde kuvvetli bir devletin yanında savaşa katılmak olduğunu düşünüyordu. Tahttan indirildiğinden hemen sonra bu görüşünün tam zıddı yapılmış koca devlet de tamamen yıkılmıştı.
En büyük talihsizliği devleti en kötü şartlar altında eline almış olmasıdır. Tahttan indirildikten sonra zaman ilerledikçe, aleyhinde olup da pişman olmayan hemen hemen kalmamış gibiydi. Son derece dindar ve namusluydu; abdestsiz olarak hiçbir devlet işine imza atmadığı meşhurdur.

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
post_views_covnp Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+10 = ?