logo

Asya Türk Cumhuriyetlerinde Yıkıcı Faaliyetler ve Etkileri (2)

Asya Türk cumhuriyetlerinde yıkıcı faaliyetlerin gücünü tahmin etmek zordur.
Emperyalist güçlerin kontrolünde gelişen yıkıcı faaliyetler her kılıfa girmektedirler. Komünist dönemin materyalist zihniyetinin geliştirip büyüttüğü cinsel içgüdülerden, şöhret içgüdülerinden, şehvet içgüdülerinden kurtulmak isteyen halkın, insani içeriğinden nasıl boşaltılıp uzaklaştırılacağı planları yapılmaktadır. Sürekli olarak insani erdemlere Batının sahip olduğunu anlatarak, her şeyin iyisini Batı insanının düşündüğünü, her şeyin en iyisini Batı insanının yaptığını, zafiyetin söz konusu olmadığını, eksik veya kusuru benimsemedikleri için de ekonomik ve demokrasi yönden geliştiklerini zihinlere empoze etmektedirler.
Emperyalistler yıkıcı faaliyetlerini, özellikle gençlere yönelik yapmaktadırlar. Bunun için de onları kültürel ve eğlence aktiviteleri içine çekerek, gençlik ve lüks duygularına hitap ederek onları kazanmaya çalışmaktadırlar. Mesela, gençler arasında buluşma mekânları, müziği, seyirlik şeyleri, keyif ve hoş zamanları, kahveler, videoklüpler, dansingler, sinemalar, bazı spor kulüpleri yanında, kitap ödünç vermeler, çocuklar için kurslar, kooperatifler, toplu taşıma olanaklarının yaratılması, yurt dışında burslu okuma olanakları, vs.
Emperyalistler zihinsel bütünlüğü ve değerleri bölmeye yönelik bu gayretlerini çeşitli meslek dallarında görev alarak yürütmektedirler. Bunun için de öncelikle gittikleri ülkenin sosyal yapısını, ahlakını, örf ve âdetlerini, dinini, dilini, kültürünü, inançlarını, edebiyatını, musiki ve estetik gibi değerlerini de kullanarak emellerini gerçekleştirmeye, ekonomik yönden güçsüz olan gençleri tuzağa düşürmeye çalışmaktadırlar. Bunun için de Evleri, kurumları, okulları, yurtları, hastaneleri, hapishaneleri, yoksul kesimi, geri kalmış kesimin bulunduğu mahalleler, vs. kullanarak ideallerini gerçekleştirmeye çalışırlar.
Emperyalistler gayet sinsice Hıristiyanlığın ve Kilisenin değerlerini yayarak, insanları sadece Hıristiyanlaştırmak değil, aynı zamanda ülkeleri ve toplumları siyasî, ekonomik ve kültürel yönden de bağımlı hale getirmek için de yoğun gayret göstermektedirler. Bu gayretlerinde öncelikle Müslüman halka Müslümanları ve İslam’ı ilkellikle suçlayarak insanların atalarının dinine olan bağlılıklarını zayıf düşürmeye çalışmaktırlar.
Bunu yaparken de halka, İslam toplumunun İslam’ın etkisinden kurtulmadıkça geri kalmışlıktan kurtulamayacağını telkin etmektedirler. Zihinlerde bir çeşit kargaşa yaratmak için İslam hakkında ortaçağ anlayışlarının ve saldırganlıklarının bir sonucu olarak söyledikleri iddialar şunlardır: “İslam, Müslüman’ı hayvani içgüdülerin tutsağı olarak görür; her zaman cinselliği öne çıkarır. Kadını bir hizmetçi ve cinsel bir meta olarak görür; korkakları cehennemle tehdit eder; cesurlara cennet vaat eder; şiddeti, terörü, cihadı, din için insan öldürmeyi, din egemen oluncaya kadar savaşmayı emreder. Müslüman ise, şiddet düşkünü, fanatik biçimde dindar, saldırgan, basit fikirli, eğitimsiz, hem komik hem korkutucu, dogmatik düşüncelere bağlı, geçmişin ayrıntılarında takılıp kalan, son derece ham, açgözlü, Tanrı için kan dökmeye inanan, modernliğe karşı çıkan, meskenet ve zillet içinde yaşamayı ilahi bir kader olarak telkin eder. İslam bir şiddet dinidir.
Kur’an, Müslüman olmayanlara karşı savaşı emretmektedir. Kur’an’ın Allah’ı, insanları cehennemde acımasızca yakmaktadır. Hâlbuki İsa tüm insanlık adına çarmıha gerilmiştir. Kur’an kaderciliği ve fakirliği telkin etmektedir. Bunun için bugün tüm İslam ülkeleri yani bu dinin mensupları yoksulluğun ve miskinliğin esiri olmuşlardır”.

Share
1.418 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

8+10 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ABBASZADE İBRAHİM EFENDİ (1899-1963 )

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Abbaslar ailesinin atası Abbas Dede’dir. Aile de hep dedenin adıyla anıla gelmiştir. Aile Halep Türkmenlerinden üç değişik aile birlikte 18.asrın ortalarında Develi’ye gelip önce Kopçu köyü’ne yerleşmişler, kısa bir süre sonra Develi’ye ad vermiş olan Dev Ali (Seyyit Emir Ali) türbesinin etrafına yerleşmişlerdir. Yukarı Develi’de yerleşmişler ve kurdukları mahalleye de Kopçulu Mahahallesi adı verilmiştir. İlk nüfus sayımı olan 1821 tarihinde de mahalle sakinleri Kopçulu adıyla kayda girmiştir! Abbaszade İbrahim de diğer bütün aile ferleri ...
  • Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci’nin Takdim Yazısı

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci'nin Takdim Yazısı Değerli Hemşehrilerim, İnsanlar genellikle maddi kazanç uğraşısı verirler, bunun için çalışırlar, bunun için çabalarlar. Neden, çünkü daha iyi bir gelecek, daha mutlu bir hayat sürmek için. Maddesel olarak bir yere gelmiş bireyler asli görevlerinden artan zamanlarda da topluma hizmette yer almalı, ülkeye ve insana hizmete omuz vermelidirler. Bu hizmetin karşılığı da manevi kazançtır, manevi kazancın getirdiği haz ve mutluluktur. Bu haz ve...
  • DÜNYA TÜKENMEZ KALEM GÜNÜ

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Günümüzde kalem basit ve kolay bir yazma aracı olarak bilinmektedir. Kalemin tarihi çok eski çağlara dayanmaktadır. Özellikle sanayi devriminin ardından sanayinin de gelişmesiyle birlikte kalemin de bu gelişme ile paralel bir gelişme gösterdiğini görmekteyiz. İnsanlar asırlar boyunca mürekkebe batırılan tüylü kalemleri kullandılar. Ancak bu çok zahmetli bir olaydı. Çünkü sürekli sızıntı yapma problemi vardı. Ve ayrıca mürekkep sayfada çok yavaş bir şekilde kuruyordu. Modern zamanın yazım araçlarından bir olan “Tükenmez Kalem” icat edilip seri...
  • Gönül Sadakası

    03 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Okuyucu tarafından zaman zaman dersler çıkarılacak, kıssadan hisse alınacak metinler geliyor. Neşe ve sevinçler paylaştıkça çoğalır. Üzüntü ve kederler paylaştıkça azalır. İşe öyle dostlar ararız bazen. Bizimle üzülüp, bizimle sevinecek dostlar. Ama her şeyden önemlisi öncelikle bizim kendimizin omuz dayanacak bir dost olmamızdır. Bir hanımefendi anlatıyor: Biraz fasulye ve biraz pilav alarak bakır bir tepsiye koydum. Üzerine patlıcan, salatalık ve bir kaç tane kayısı ekledim... Tam dışarı çıkacaktım ki babam sordu: - “Nereye gidiyorsun kızı...