logo

SAKIP AĞA

Sizlere  Sakıp Sabancı’nın  yaşam öyküsünden kısaca söz etmek istiyorum. Elbette onun hakkında  çok şey okumuş, çok şey biliyorsunuzdur. Buda nereden çıktı diyenleriniz olabilir.Sakıp Ağa’yı  bu kısa yazıda anlatmak mümkün değildir.Ancak, amaçlanan  onun ailesinin hangi koşullardan  nerelere gelindiğine değinilerek  “kıssadan hisse” çıkarmaktır.

Sabancı ailesinin kökeni Develilidir.Bunu ben söylemiyorum. Sakıp Sabancı bizzat kendisi  ifade ediyor. Develi’den Kayseri’nin Akçakaya köyüne gitmiş oradan da Adana’ya kadar uzanan bir yaşam öyküsü. Sabancı ailesinin bugünlere gelmesinin kısa bir öyküsü. Bu öykü, her şeyin  kolay elde edilememeyişinin bir kanıtıdır. Örnek alınacak bir aile.

Sakıp Sabancı, kendi yazdığı “…Bıraktığım Yerden Hayatım” adlı  eserinde geniş olarak anlatır . Doğan Kitap Yayınları arasında ilk baskısı 2004 yılında yapılmış.

Kendi anlatımıyla Sakıp Ağa, Akçakaya  köyüne göç edişlerini şöyle anlatmaktadır.

“Dedelerimin dedeleri Kayseri’nin Develi tarafından gelmiş ‘bir bağı, bir tarlası olan’ fakir çiftçilermiş.O zamanlar tarlaları sürmede kullanılan “karasaban”ın ağaç kısmını yapar, satar, bununla ek gelir sağlarlarmış.Bizim ailenin lakabı, o bölgenin diliyle ‘Zabancılar’mış. İşte bu zabancılar, daha bereketli toprak arayışıyla, sonraları Akçakaya köyüne göç etmişler.”

Akçakaya köyü, Erciyes Dağına yaslanmış, denizden 1500 metre yükseklikte, Kayseri’ye 12 km. uzaklıkta bir köy. Köyde  350 civarında  olan hane sayısının aynı kaldığı söylenir.Ermeni köyü Zincidere ile Reşadiye köyleriyle Akçakaya  köyü komşudurlar.

Sabancı’nın Akçakaya köyünde dedesinin yaşadığı ve babasının doğduğu ev, kayalık bir tepede, kayalara oyulmuş, içinde ocağı bulunan bir gözlü oda ile onun yanında yığma taşlardan yapılmış ocakları içinde iki oda ve küçük bir avludan  oluşuyormuş.

Zincidere köyü zengin olmasına karşın, Akçakaya köyü ailelerinin çoğu fakirmiş.Üzüm bağı olanların durumunun daha iyi olmasına karşın Sabancıların  köyde ne bağı ne toprağı olmadığından yaşam  düzeyleri  pek iyi değilmiş.Sakıp Ağa’nın babasının babası Hacı, Osmanlı Ordusuyla Musul’da savaşırken öldüğünde babası on üç yaşındaymış. Hacı, Ninesi  Pembe ile evliğinden babası Hacı Ömer, amcası Hacı Mehmet dünyaya gelmiş.Dedesi ölünce ninesini,

dedesinin kardeşi Ahmet ile nikahlamışlar. Hacı Ömer köyde eski yazı okuyup yazmayı öğrenmiş. Sonradan ailenin sahip olduğu köydeki küçük bir tarla ile iki ineğin peşinde vakit geçirmeye başlamış.

Akçakaya köyünde İmamoğlu diye bilinen komşuları, katırcılık yaparmış. Katırlarıyla Kayseri’den Ceyhan’a gidip gelir, iki tarafa da yük taşırmış. Dedesinin kardeşi Ahmet Ağa,  Katırcı İmamoğlu’na takılarak Ceyhan’a gitmiş. Ceyhan’da daha önceleri giden Akçakayılardan biri  Ahmet Ağa’ya yardım etmiş, belediyeye girmesini sağlamış. Belediyede, Ceyhan’ın  sokakları  kararınca sokaklardaki beziryağı lambalarını yakıyor,bunun karşılığında da belirli bir ücret alıyormuş.

O yıllarda  Ceyhan’dan Adana’ya develerle pamuk taşınıyormuş. Katırcı İmamaoğlunun arkadaşı devecilerle tanışan Ahmet Ağa, birkaç kez Adana’ya gidip gelmiş ve Adana’da iş aramaya karar vermiş. Daha sonraları “Milli Mensucat” olarak adlandırılan “Simyonoğlu Fabirakası”na girmiş Fabrikada hamamlık yapmaya başlamış. Çırçır fabrikasındaki hamamlık  sadece sırt ta yük taşımayı ifade etmiyormuş. Hamallık , o dönemde  büyük çuvallar içine  kırk derecede  pamukları doldurma işine verilmektedir. Çuvallara sıkıştırılmış pamuk 120-130 kğ. gelmesi zorunluymuş. Güçlü kuvvetli ve dayanıklı solmak gerekiyormuş. İşçiler doldurdukları çuval başına para alırlarmış. Doldurulan çuvalların ağızları dikilerek ambarlara istiflenirmiş. Bu çok zor işi bulan Adanalılar yine de çok mutluymuşlar. Bu işçilerin adına hamal denirmiş.

Ahmet Ağa, okuması yazması  yokmuş. Ancak önce Ceyhan’da sonra bu fabrikada iş bulması aileyi rahatlatmış,  köye gönderdiği para ile ailenin  yaşamına katkısı olmuş. Bu arada Hacı Ömer’in okumasına da olanak sağlamış.

Ahmet Ağa, Simyonoğlu fabrikasın sahibi Mösyö Simon’un, güvenini kazanmış. Zincidere köyünden olan Simon, Ahmet Ağayı da tanıyormuş. Daha sonra ailenin alış veriş gibi işlerini da yapar olmuş.

Adana’ya gelen Katırcı İmamoğlu’na yiğeni Hacı Ömer’i de getirmesini söylemiş Birkaç defa Ceyhan ve Adana’ya getirip götürmüş, Hacı Ömer , henüz  on iki on üç yaşlarındadır. Önceleri, şoför yardımcılığı gibi işlerde çalışmış. Daha sonra da çırçır fabrikasında hamal olarak  işe başlamış.

İşte  zor, engebeli  bir yaşamdan ülkenin ekonomik, kültürel yapısına  önemli katkı sağlayan , sanayimizin önemli  kilometre taşlarından bir aile. Sakıp Ağa’nın anılarında daha geniş bilgi  bulunmaktadır. Herkese okumasını öneririm.

Rahmetle anıyorum.

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
2.936 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

9+9 = ?

BENZER HABERLER

Yrd. Doç. Dr. Kadir Özdamarlar
Develi’de Lakablar

Develi’de Lakablar

Yrd. Doç. Dr. Kadir Özdamarlar
YUNANİSTAN DİMETOKA’DA DEVELİ DEDE

YUNANİSTAN DİMETOKA’DA DEVELİ DEDE

Yrd. Doç. Dr. Kadir Özdamarlar
ŞUURLU BİR İNSANIMIZ ZİR.MÜH.CENANİ GÜRBÜZ

ŞUURLU BİR İNSANIMIZ ZİR.MÜH.CENANİ GÜRBÜZ

Yrd. Doç. Dr. Kadir Özdamarlar
DEVELİ`DE BİR KARAMANLI ŞEMŞEDDİN MAHMUT

DEVELİ`DE BİR KARAMANLI ŞEMŞEDDİN MAHMUT