logo

1 NİSAN ŞAKASI NEDİR?

Her yıl 1 Nisan tarihinde sevdiklerimize, tanıdıklarımıza çeşitli şakalar yapar ya da şakalarına maruz kalırız. Hemen hepimiz hayatında en az bir kere yaptığı ya da en az bire maruz kaldığı Nisan şakaları akıllarımızda yer etmiştir. Genellikle yapılan kişiye olmayan bir şeyi inandırmak amacıyla bu sert şakalar yapılmaktadır. Her yıl dünyanın birçok ülkesinde insanlar, 1 Nisan günü yüzlerce komik ya da tuhaf şakaların kurbanı olmakta ve bu şakalara yakınlarını kurban etmektedir. Üstelik bu 1 Nisan geleneği yüzyıllardır devam etmektedir. Peki, 1 Nisan’da neden şaka yapılır?
1 Nisan şakasının ortaya çıkış tarihçesi ile ilgili farklı kültür yapılarında pek çok rivayet vardır. Bunlar içerisinde en yaygın olanı ise Fransa’ya ait olanıdır. Fransızlar bu günü “Poisson D’avril” olarak yani “Nisan Balığı” olarak ifade etmektedir.
1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, yılbaşını 1 Nisan’dan 1 Ocak aldırır. Bu arada 1 Nisan’ı yılın ilk günü olarak kabul etmeye devam edenlerle alay etmek amacıyla yapılan şakalar, bir süre sonra gelenek haline gelir. 1 Nisan’ı yılbaşı kabul edenlere de Nisan Balığı denmeye başlanır.
Diğer taraftan en eski 1 Nisan şakalarının hikâyesinin çıkış tarihi de şu şekilde ifade edilmektedir. 15. Yüzyılın sonlarında, Haçlı Ordusu İspanya’daki Endülüs Müslümanlarının Gırnata (Granada) şehrindeki son kalesini kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen Müslümanlar direnir ve kaleyi korurlar.
Kış ayının etkisinin yanı sıra durumun zorluğunun bilincinde olan Haçlı Ordusu komutanı kaleyi ele geçirmek için değişik taktikler düşünmektedir. En sonunda aklına bir fikir gelir. 31 Mart gecesi kalenin önüne giderek bir elinde Kuran bir elinde İncil ile kaledekilere seslenir.
“Elimdeki şu iki kutsal kitap üzerine yemin ederim ki teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım” der. Bunun üzerine gerekli görüşmeler sonrasında Müslümanlar, canlarının kurtarılması karşılığında kaleyi teslim ederler. Ertesi gün yani 1 Nisan sabahı Haçlı Ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar, “Bizi öldürmeyeceğinize dair yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz” derler.
Bu söz üzerine Haçlı ordusunun komutanı “Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur” diye cevap verir ve Bütün Müslümanlar orada şehit edilirler. Hikâyeye göre o gün bugündür. 1 Nisan Hristiyanlar arasında da yaygınlaşmıştır. Yüzlerce, hatta binlerce Müslümanın katliam günü olan 1 Nisanı şaka günü olarak kutlamaktadır.
Nisan 1 tabiri bir de “Nisan Balığı” kavramı olarak da söylenmektedir. Fransa’da yılın bu döneminde balık avının yasak olmasında dolayı bazı şaka severlerin balık avcılarını kandırmak için ırmaklara “Nisan Balığı” diye bağırarak çiroz ringa balıkları atmaları soncunda bu şaka kavramı ortaya çıkmıştır. Günümüzde bu gelenek yapılmasa da balık şeklinde çikolatalar yenerek, insanların arkasına kâğıttan balıklar iliştirilerek, dostları işleterek bu özel şaka geleneği hala yaşatılmaktadır.
Nisan 1 ya da Nisan balığı, Hollanda, Belçika, Kanada, ABD, İsviçre, Japonya dâhil dünyanın pek çok yerinde tanınmaktadır. Bazıları şaka yaptıkları bu insanları “Nisan Aptalları” olarak nitelendirmektedir. Ayrıca bu günü “Aptallar Günü” olarak ifade eden ülkelerde bulunmaktadır.
Yurdumuzda 1 Nisan şakalarının yapılması genelde öğrencilik dönemlerinde okullarda görülmektedir. 1 Nisan günü gençler ve çocuklar birbirlerine şaka yapmak ve birbirlerini kandırmak için yarışırlar. Ülkemizde 1 Nisan gününün pek önemli etkinlikleri görülmez.
Sonuç olarak 1 Nisanın önemi kültürlere ve ülkelere göre değişmektedir. Hristiyan âleminde çoğunda “Şaka Günü” olarak bilinen 1 Nisan, bazı Müslümanlar tarafından “Hile Günü” olarak kabul edilmiştir.
Bu günü kutlayıp kutlamamakta artık takdir sizindir.

Share
9.779 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

3+2 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ABBASZADE İBRAHİM EFENDİ (1899-1963 )

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Abbaslar ailesinin atası Abbas Dede’dir. Aile de hep dedenin adıyla anıla gelmiştir. Aile Halep Türkmenlerinden üç değişik aile birlikte 18.asrın ortalarında Develi’ye gelip önce Kopçu köyü’ne yerleşmişler, kısa bir süre sonra Develi’ye ad vermiş olan Dev Ali (Seyyit Emir Ali) türbesinin etrafına yerleşmişlerdir. Yukarı Develi’de yerleşmişler ve kurdukları mahalleye de Kopçulu Mahahallesi adı verilmiştir. İlk nüfus sayımı olan 1821 tarihinde de mahalle sakinleri Kopçulu adıyla kayda girmiştir! Abbaszade İbrahim de diğer bütün aile ferleri ...
  • Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci’nin Takdim Yazısı

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Kuruluşundan Bugüne Derneğimizin Hafızası Kitabında Onursal Başkan Av. Osman Deveci'nin Takdim Yazısı Değerli Hemşehrilerim, İnsanlar genellikle maddi kazanç uğraşısı verirler, bunun için çalışırlar, bunun için çabalarlar. Neden, çünkü daha iyi bir gelecek, daha mutlu bir hayat sürmek için. Maddesel olarak bir yere gelmiş bireyler asli görevlerinden artan zamanlarda da topluma hizmette yer almalı, ülkeye ve insana hizmete omuz vermelidirler. Bu hizmetin karşılığı da manevi kazançtır, manevi kazancın getirdiği haz ve mutluluktur. Bu haz ve...
  • DÜNYA TÜKENMEZ KALEM GÜNÜ

    11 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Günümüzde kalem basit ve kolay bir yazma aracı olarak bilinmektedir. Kalemin tarihi çok eski çağlara dayanmaktadır. Özellikle sanayi devriminin ardından sanayinin de gelişmesiyle birlikte kalemin de bu gelişme ile paralel bir gelişme gösterdiğini görmekteyiz. İnsanlar asırlar boyunca mürekkebe batırılan tüylü kalemleri kullandılar. Ancak bu çok zahmetli bir olaydı. Çünkü sürekli sızıntı yapma problemi vardı. Ve ayrıca mürekkep sayfada çok yavaş bir şekilde kuruyordu. Modern zamanın yazım araçlarından bir olan “Tükenmez Kalem” icat edilip seri...
  • Gönül Sadakası

    03 Haziran 2021 Köşe Yazarları

    Okuyucu tarafından zaman zaman dersler çıkarılacak, kıssadan hisse alınacak metinler geliyor. Neşe ve sevinçler paylaştıkça çoğalır. Üzüntü ve kederler paylaştıkça azalır. İşe öyle dostlar ararız bazen. Bizimle üzülüp, bizimle sevinecek dostlar. Ama her şeyden önemlisi öncelikle bizim kendimizin omuz dayanacak bir dost olmamızdır. Bir hanımefendi anlatıyor: Biraz fasulye ve biraz pilav alarak bakır bir tepsiye koydum. Üzerine patlıcan, salatalık ve bir kaç tane kayısı ekledim... Tam dışarı çıkacaktım ki babam sordu: - “Nereye gidiyorsun kızı...