logo

İLİM – İRFAN VE HİKMET ÜÇLÜSÜ

1231

15 Kasım 2014 günü Sayın Prof. Dr. Numan Kurtulmuş Bey’in bu üçlüden bahsettiğini Yeni Ufuk Gazetesi 18 Kasım sayısında değinmiştim.
İlim bilgi birikimine ulaşılması, irfan anlama ve idrak etme, hikmet ise aklı kullanma ve özümseme sanatıdır.

Allah dünyayı neden yaratmıştır? 99 sıfatının insanlara dağıtılmasının sebebi nedir? Bilmediği konularda cahildir kişi, bildiğinde âlim. OKU! Okumak, demek ki ibadettir. Sonuç ilimdir, bilginin toplamıdır. ”Git, ilim Çin’de de olsa al gel!”denmedi mi? İlmin temel taşı öğrenimle varılan bilgidir. İnsanın öğrendikçe duyduğu mutluluğu izah edebilir misiniz? Araştırmadan, dinlemeden hüküm vermek, ne denli bir cehalettir. Anlayışsızlıktır. İlim ile bir konudaki bilgileri bir araya getiren kişi Âlim’dir.

İrfan, bilgileri idrak yani kavrama ve hazım noktası olan, sezgi gücü, şahsi davranışlar, eğilimler ve görüşleri içine alan ‘saf’lığın izah şeklidir. Bu kişi ise ÂRİF’tir. Yani bilginin irdelenmesi, gerçekliğin tetkik edilmesi ile ‘niçin’ini bilen kişidir. Nasıl olduğunu düşünmek, akıl süzgecinden geçirmek yani yorum yapabilme sanatıdır.

Hikmet özümseme ve akıl konusu ile izah edilip, mantığa uygun, ispatlı delillere dayandıran kişi ise HAKÎM’dir. Yani hakikatlere ulaşan kişidir kendisi. İlmin mantık ve kesin verilere dayandırılarak ispatlanabilen bilgilere ulaşılması, bize hikmet kelimesinin manasını vermektedir.

Düşünebiliyor musunuz? İslam Âlimleri varlıkları ve onların varoluş sebeplerini fiziki, kimyevi ve biyolojik yönlerden pozitif bilimlere dayalı araştırmalar ve buluşlar yaparken Allah’ın ilim sıfatına dayanarak ‘nasıl olmuş’u araştırdıkları dönemlerde avrupalı bilim adamları, ‘Allah’ın işine karışılmaz, sebebi araştırılmaz diye cezalandırılıyorlardı. Bu tespit, Avrupalıların ‘İslam ülkeleri neden ilerideydiler’ başlığı altında yaptıkları araştırmalardan ‘Endülüs Emevileri’nin ilim ve sanattaki gelişmesini ve kendileriyle mukayesesinin yapıldığı bölümden’ bir alıntıdır. 15 ve 16. asırdaki irfan ve hikmet sahibi âlimlerimizin tabiat olayları, tıp, fizik, kimya, matematik, cebir, gök bilimi ve daha pek çok pozitif ilmi gerektiren çalışmalar yapılırken ‘sonuç denen olgunun nedenini araştırma yönündeki İslam görüşü olan ‘Allah neden yarattı, niçin böyle oldu’ya dayanan araştırmayla varılan inanılmaz yükseliş devri.

Bugün ise tersine dönen bir anlayış. Her yıl batılı üniversitelerinde yayımlanan yüzlerce – binlerce tebliğler, buluşlar, araştırmaların yapıldığı batı dünyası bir tarafta dururken, diğer tarafta uluslararası manada kabul gören az miktarda tebliğden öteye geçmeyen araştırmalarıyla memleketimiz… Maalesef eskiden gerçekleşmesiyle ilgili olarak Türkiye’de epey gayret sarf ettiğim bir konu olan, üniversite – sanayi iş birliğinde yetersiz kalan gelişme… Dilerim bu sorunlar çözülür ve sayıları hızla artan üniversitelerimizdeki bilimsel gelişmeler, araştırmalar artar ve bunlar başta sanayi olmak üzere ilgililer tarafından kullanılır.

NOT: 18 Kasım tarihli Yeni Ufuk gazetesindeki yazımda hayırseverlere teşekkür ederken sehven Şükrü Kulak yerine Şükrü Solak yazılmıştır. Düzeltir özür dilerim.

Share
1.505 Defa Okundu
#

SENDE YORUM YAZ

1+6 = ?