logo

DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ


Mustafa ÇEKEMOĞLU
cegmecioglu@cagdasdeveligazetesi.com.tr
 Tiyatro, hayatta geçmiş ve geçebilecek olayların taklit ve benzetme yoluyla belli yerlerde ve seyirci karşısında hareket ya da sözle bir kurguyu canlandırma sanatıdır. Tiyatro gösterisi, bir öyküyü ya da durumu canlandırdığı gibi bir hayvanı, bir insanı ya da bir eşyayı temsil edebilmektedir.

Tiyatro, toplum ruhunu içinde taşıyarak yaşamakta olan değerleri dile getirmektedir. Tiyatro bir takım çalışmasıdır. Birlikte iş başarmanın tadıldığı bir alandır. Tiyatro kültürel gelişmeyi sağlayan önemli güçlerden birisidir. Toplumu ortak problemler karşısında bilinçlendirirken, özgür düşünme bilincini de aşılamaktadır. Toplum için hem eğitici hem de geliştirici bir role sahiptir.
Tiyatro, tarih boyunca toplumlarla birlikte değişmiştir. Dünyada ilk tiyatro olayının nerede, nasıl başladığı kesinlikle bilinmemektedir. Araştırmacılar, topluluk halinde yaşayan insanların yılın belirli günlerinde belirli bir yerde toplandıkları, bu toplantı sırasında bazı kişilerin yüksekçe bir yere çıkarak güldürücü öyküler anlattıklarını, taklit yaptıkları ve şarkılar söylediklerini belirlemişlerdir. Romalılar döneminde taştan yapılmış büyük alanlarda tiyatro gösterileri sergilenmiştir. Daha sonra da opera binaları inşa edilmiştir.18. yüzyıldan sonra ise tiyatro bir sanat dalı olarak kabul görmüş ve tiyatro için okullar açılmıştır.
Dünyada ve ülkemizde 27 Mart, “Dünya Tiyatrolar Günü” olarak kutlanmaktadır. 1948 yılında kurulan Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI), 1961 yılında aldığı bir kararla bu tarihte tüm dünyanın dikkatini tiyatroya çekmek istemiştir.
Dünya Tiyatro Örgütü, UNESCO tarafından kurulmuştur. Kuruluşun amacı tüm dünyada sahne sanatları hakkında bilgi birikimini ve uygulamaları arttırmak, topluma sanatın faydasını anlatarak katkıda bulunmak, barış ve kardeşlik duygularını insanlığa yerleştirmektir.
Ülkemizde bugünkü anlamda tiyatronun tarihi çok eskilere dayanmamaktadır. Tiyatro, bin sekiz yüzlü yıllarda saray çevresindeki aydınların ilgilendiği ayrıcalıklı bir sanat dalı olmuştur. Ancak Şinasi, Namık Kemal gibi yazarlarımız ortaya koydukları eserlerle tiyatroyu halkla buluşturmaya çalışmıştır. Özellikle Namık Kemal, yazdığı “Vatan Yahut Silistre” adlı oyunuyla halkın o dönemki duygularını ve düşünceleri sahnede o kadar gerçekçi ifade etmiştir ki oyun bittikten sonra izleyiciler sokaklara dökülmüştür.
Cumhuriyet dönemine gelindiğinde Muhsin Ertuğrul, Mustafa Kemal Atatürk’ün de desteğiyle tiyatroyu geniş halk kitlelerinin benimseyeceği bir yapıya ve içeriğe kavuşturmuştur. Ülkemizde tiyatro ile ilgili ilk ulusal bildiriyi, yaşamını Türk tiyatrosuna içtenlikle adamış olan Muhsin Ertuğrul yazmıştır.
Tiyatro eserleri müziksiz (Trajedi, Komedi, Dram) ve müzikli (Opera, Operet, Komedi müzikal, Bale, Revü, Skeç) olmak üzere iki grupta toplanmaktadır. Bu alanlarda sergilenen oyunlarla hayatın gerçekleri, acılar, sevinçler, tarihteki olaylar, geleceğe ilişkin ön görüler insanlara içten bir üslupla sunulmaktadır. Tiyatrolar, devlet tiyatroları, halk tiyatroları, bulvar tiyatroları, açık hava tiyatroları ve şehir tiyatroları gibi isimlerle anılmaktadır.
Gücünü edebiyattan alan tiyatro, oyunlarda kullanılan seslerden dolayı müzikle, sahne tasarımlarından ötürü de görsel sanatlarla iç içedir. Yetenek ve eğitimle beslenen tiyatro oyuncusu sahnede, bütün imkânları kullanarak gerçeklerden ve hayattan örülü bir yapıyı gözler önüne sererler. Oyuncular, dili kullanışlarıyla, hal ve tavırlarıyla, üsluplarıyla seyirciler için bir örnek oluşturmaya çalışırlar.
Tiyatro da spor gibi insanları kaynaştıran, birbirlerine ısındıran ve asıl önemlisi sevgiyi, anlayışı, hoşgörüyü yaygınlaştırarak eğiten bir araçtır. Tiyatro insanları eğitmekte ve eğitirken de düşündürmektedir. Tiyatro insanlara beraber gülmek, beraber ağlamak, beraber düşünmek gibi insanca duygular aşılamaktadır. Sonuç olarak tiyatroya hak ettiği değeri vermek gerekir. Çünkü tiyatro kültürün bir aynasıdır. “Dünya Tiyatrolar Gününü” kutlu olsun.

Share
1699 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+1 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • BELGELERLE İSTİKLAL MARŞI TARİHİ

    11 Temmuz 2019 Köşe Yazarları

    Ülkelerin millî marşları çok önemlidir. O milletlerin millî heyecanlarını ,hürriyet ve özgürlük düşüncelerini, kahramanlıkları ve manevi değerleriyle örülmüş, milletleri heyecanlandıran kahramanlık şiirleridir. Aslında marşlar yürüyüş musikisi taşırlar. Çoğunlukla milletlerin en zor zamanlarında moral unsuru olarak ortaya çıkar. Osmanlıda 300 bin kişilik orduyu düzgün bir şekilde yürüten ve savaş anında orduyu heyecanlandıran, coşturan ve moral veren büyük “Mehtaran Bölüğü” idi. Osmanlı devleti 1.Dünya savaşında mağlup sayılıp, Sevr Antlaşması...
  • Göçlerde; Her An Endişe, Hüzün, Özlem, Hasret ve Gözyaşı Vardı

    11 Temmuz 2019 Köşe Yazarları

      Göç Bizim Kaderimizdi kitabının adeta bir özeti. Aslında bir iki makaleye yazıya sığmayacak bir kitap. Eski bir atasözü Kırk katır mı? kırk satır mı? Elbette kayıt altına alınan her bilgi değerlidir. Hatırat olması, bilgi ve belge sunması bakımından çok önemsediğim için kitabın son bölümünden bu bölümü de okuyucuyla paylaşmak istedim. Eğitimci, yazar İlhami Şekercioğlu; hatıratı neden yazdığını aşağıdaki cümlelerle şöyle özetliyor. Tarihe baktığımızda insanoğlunun varlığı ile birlikte peygamberlerin bir kısmının da dâhil olduğu farkl...
  • GÖZ RENKLERİNİN KARAKTERE ETKİSİ

    11 Temmuz 2019 Köşe Yazarları

    Karşınızdaki insanın kişiliğini gözlerine bakarak anlamanız mümkündür. Çünkü gözler yalan söylemez. Gözlerin şeklinden rengine kadar her ayrıntı farklı bir kişilik özelliğini işaret etmektedir. Her ne kadar bilimsel olarak göz renginin karakter analizini birebir yansıttığı kanıtlanmamış olsa da çoğu uzmana göre göz rengi genetik olarak aktarıldığı için karakterimizde büyük rol oynamaktadır. İsveç'teki Orebro Üniversitesindeki araştırmacılar, göz renklerinin insanların karakterlerini yansıtıp yansıtmadığı yönünde bir çalışmaya imza attılar. Ara...
  • İLHAMİ ŞEKERCİOĞLU VE GÖÇ BİZİM KADERİMİZDİ

    05 Temmuz 2019 Köşe Yazarları

      Çok acele olarak ayrılmak durumunda kalırlar. Mustafa Hafız'ın eşi Gülşen Çulhaoğlu'nun çocuklarına anlattığı gibi yiyeceklerini bile almaya zamanları yoktur. Artık göç başlamıştır. Geçtikleri yerdeki bir köye ulaşırlar. Köy, Rus korkusundan henüz boşaltılmıştır. Yiyecek bulma ümidiyle evlere bakarlar. Bu köyden ayrılanlar o kadar acil ayrılma durumunda kalırlar ki yiyeceklerini bile yanlarına alamazlar. Uğradıkları birkaç evde mısır unu, tereyağı ve pekmez bulurlar. Unu yağ ile kavurup, pekmezle karıştırır un helvası yaparlar. Bu yol...