logo

Dinin Özü


Prof. Dr. Kemal ATİK
yazaratik@cagdasdeveli.com.tr

 

Hindistan Yarımadasının yetiştirdiği meşhur bilginlerinden Jiddu Krishnamurt diyor ki: “Dinin özü kutsallıktır. Kutsallıkla, kutsal olarak adlandırdığımız şeyleri kastetmiyorum. Bununla özü anlatmak, özden söz etmek istiyorum. Kişi kutsallık anlamına gelen dinin özünü kavradığında yaşamına bambaşka bir anlam kazandıracağını, o zaman her şeyde bir güzelliğin olduğuna şahit olacağını söylüyorum. İşte kutsal olan bence budur yani güzelliktir. Güzellik bir uyarıcı değildir. Bir ağacın, bir gülün, bir çiçeğin, bir hayvanın, bir yüzün, bir resmin güzel olduğunu söyleyebilirsiniz ama benim sözünü ettiğim güzellik, hiçbir resimde, hiç bir simgede, hiçbir sözcükte, hiçbir müzikte bulunmayacak bir güzelliktir. Bu güzellik dinsel bir zihnin, kendini bilmeye açık bir zihnin özüdür. İnsan böyle bir zihin ile değer kazanır, kutsallaşır.” Bu kutsallığı, bu güzelliği bulmanın yolu ise içimizdeki yabancı güçleri yok etmek veya içimizi yabancı güçlerin esaretinden kurtarmaktır. Bu da ancak, egoist / bencil kaynaktan beslenen duygularımızdan arınıp özgeci yani doğaya, aileye, millete ve insanlığa yönelik kaynaklardan beslenmekle olur. Bu beslenme de Mükemmel bir iradeye / içsel güce sahip olan insanda kendini gösterir. Böyle bir irade insanı hem yüceltir, hem güzelleştirir hem de kutsallaştırır; aynı zamanda insanı aşka götürür. Aşk ise içindeki benlik arzusundan insanı uzaklaştırır. Bu hareket ayni zamanda insanı önce kendi nefsine, sonra da başkalarına karşı evrensel merhameti yok edici bütün davranışlara isyana götürür. Böylece insan sefaletten, kibirden, taassuptan kurtulur, İlahi iradeye hicreti ve İlahi iradeye götüren yolda ilerleyişi gerçekleştirir. İçimizdeki yabancıdan kurtulup özgürlüğe yükselmenin yolu da bence budur. Gerçek varlığımıza sahip olmanın en büyük düşmanı olan gururumuzdan, benliğimizden kurtuluşun reçetesini bize Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri söylüyor: “Kötülüğümüz içimizde bizim, içimiz ise kurtulamıyor kendi kendinden”.
Çare nedir? Çare, insanın içine nüfuz ederek onu çürüten düşmandan kurtulması için iradesini ruh yönüne ait kılması gerekir. O zaman beden aklanır, temizlenir, ruhun desteğine ulaşarak aydınlığa, olgunluğa, kemale ulaşır. Böyle bir insan erdemli insandır. Bu insan, gönlünü hakikat, güzellik ve hayırdan ibaret üç kaynaktan doyurur. Bu kaynaklardan beslenmesi için de insanın; gönlünde imanı, iradesinde bilgiyi, ruhunda güzelliği, cesareti, inceliği, aydınlığı, sevgi ve hoş görüyü taşıması gerekir. İşte güzel olan, kutsal olan da budur. Aksi halde bencillik, aç gözlülük, kıskançlık esaretinden kurtulmak mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla insanı sürükleyen süfli irade insana egemen olacaktır. Yunus Ermenin şu sözleri bu gerçeği çok güzel ifade etmektedir:
İçin dışın murdar iken,
Dost neylesin senin ile
Gözün, gönlün, nefsi hava,
Aşk neylesin senin ile.
Hiç kuşkusuz, felaketlerin kaynağı nefistir, bendir, bencilliktir. Bunlar ıslah olmadıkça, kişinin kendini beladan, sıkıntıdan, stresten kurtarması mümkün değildir. “ Kişi / insan içindeki bu beni terk edince ‘ beni’ bulur. Yunus Emre’in: “ Bir ben vardır ben de benden içeri” sözü bunu ifade eder. Bu ben, iyinin, güzelin ve sonra da Yaratıcı kudretin sembolüdür. Kuran’ın asıl manası da budur. İslam’ı bir takım katı emirlerin bütünü diye almak, onu anlamamaktır. Kuran’ın dikkatimize sunduğu: “Nice işaretler vardır kendi varlığınızda, hiç görmüyor musunuz”?( Zariyat,21) ayetinde Yüce Allah insanı, orijinal yapısı itibariyle İlahi Varlığın olağanüstü bir belirtisi, bir işareti, evrensel rahmetin eksiksiz bir görüntüsü olarak takdim etmektedir. Kendisine ulaştıracak iradenin insanın içinde bulunduğunu, dış dünyadan gelecek tesirlerin ancak bu iradeyle bertaraf edileceğini de yine bu ayet söylüyor. İlahi aşkın potasından geçen ruhun geldiği yere, yüce makama varabilmesi için de, Mevlana’nın:“Hamdım, piştim, yandım” dediği irade değişimini insanın tamamlaması gerekir. Bir Müslüman olarak Yaratana yaptığımız secde, ben duygusundan arınıp, iradeyi Hakk’a teslim etmenin bir ifadesidir. Buna tasavvufta aşkın secdesi deniyor. Bunun anlamı insanın bütün iradesiyle Allah’a teslim olmasıdır. Secdeler bizi, en büyük aşka, en büyük iradeye, en büyük varlığa ulaşmamızda yol aldığımız durakları temsil ederler. Bu secdelerde ilerlemenin, Yüce Mevla’ya ulaşmanın gerçekleşmesi için bilimi, hakikati, sanatı, milleti, tabiatı, canlıları ve tüm insanlığı istemek, sevmektir. Bence güzel ve kutsal olan da budur.
Not: Bu makale 08.11.2012 tarihinde bu köşede yayınlanmıştı. Bin iki yüz okuyucu tarafından okunduğu için yazımı yeniden okuyucularıma sunmak istedim.

Share
995 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • RÜZGÂR ENERJİSİ NEDİR

    23 Ağustos 2019 Köşe Yazarları

    Rüzgâr enerjisi, doğal, yenilenebilir, temiz ve sonsuz bir güç olup kaynağı güneştir. Güneşin dünyaya gönderdiği enerjinin %1-2 gibi küçük bir miktarı rüzgâr enerjisine dönüşmektedir. Güneş ışınları, yeryüzünde bir yandan farklı sıcaklık, basınç ve nem oluştururken bir yandan da yeryüzünün ısınmasına ve soğumasına sebep olmaktadır. Yeryüzünün farklı şekilde ısınması ve soğuması ile ortaya çıkan kuvvetler ise hava hareketlerini meydana getirmektedir. Bir hava kütlesi mevcut durumundan daha fazla ısınırsa atmosferin yukarısına doğru yükselir ve...
  • GESİ BAĞLARI TÜRKÜSÜ ÜZERİNE

    23 Ağustos 2019 Köşe Yazarları

    “Terk edilmek, ölümün öteki adıdır” Bu söz 1924 yılında Kayseri'den Yunanistan'a göçürülen bir Rum/Karamanî vatandaşımıza aittir. Elbette bir insanın ve milletin köklerinden koparılması çok zor bir olaydır. Değil vatandan ayrılış, gurbete düşmek bile ayrı bir acıdır. Bunu ancak yaşayanlar iyi bilir. Örnek olarak bu gerçeği acı tecrübeleriyle yaşayan talihsiz Şehzade Sultan Cem bir gazelinde şöyle belirtir: Gahi vatan gurbetlenir, gâhi gurbet vatanlanır. Ki, ne pahasına ! Edebiyatımızda; halk felsefesi olan atasözlerimizde, deyimlerimizde ...
  • ŞİŞEDEN ÇIKAN MEKTUP

    16 Ağustos 2019 Köşe Yazarları

      Şişeden çıkan mektubu Ali Atalay ağabeyim bana gönderdi.Çağdaş Develi Gazetemiz okuyucularıyla paylaşmak istedim.İşte o mektup. Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebaşı Cami´nin 1990´li yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıklarını anlatıyor. “Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültes...
  • SABIRSIZLIK GÜNÜ

    16 Ağustos 2019 Köşe Yazarları

    Gerçek hayatta işler her zaman bizim istediğimiz hızda yürümez. Hayatımızda zaman zaman meşakkatli, zor, doğal engeller, beklenmedik olaylar ve çeşitli güçlüklerle karşılarız. Bu durum bazılarımızı ziyadesiyle yorar ve yıpratır. Bu nedenle hayatı her an aynı seviyede yaşamak zordur. Yaşadığımız süreçte herkesin sabrını zorlayan ya da taşıran bazı durumlar vardır. Sabır, İnsanın başına gelen kötü olaylar, kaza ve belalar karşısında telâşa kapılmadan dayanıp direnmesidir. Sabır hayatımızın vazgeçilmezleri arasındadır. Sabır, baştan çıkartıcı et...